| Ayrımcılıklar Terk Edilmelidir |
|
|
| Burhan Özfatura, Dünya | |
| 14.05.2003 | |
|
Türk toplumu için en büyük tehlike bölünmedir. Kamplara ayrılmadır. Birbirine düşman gruplar haline gelmedir. Nitekim; bugüne kadar dış güçlerin en büyük silahı; Türk-Kürt, Sünni-Alevi, laik-antilaik, vb. konuların istismarı olmuştur. Ne yazık ki, bunda başarılı da olmuşlar; ekonomimize, huzurumuza, sosyal yapımıza ciddi zararlar vermişlerdir. Ülkemizde, birbirini sevmeyen, birbirini hasım gören kamplar doğurmuşlardır. Son MGK toplantısındaki konuşmaların açıklanan bölümü beni derinden üzmüş ve yaralamıştır. Zira; - Tüm toplumu kucaklaması, herkesin başkanı olarak koruması gereken, Sayın Cumhurbaşkanı'mız; liyakatli, görevin unsurlarına sahip, yıllarca ülkeye hizmet vermiş, hakkında hiçbir suç tespiti olmayan, değerli vatan evlatlarını sırf "imam hatip" mezunu diye suçlamaktadır. Bunların hizmet yapmasına engel olmaktadır. Olayı "irtica" olarak yorumlamaktadır. Bu kadar büyük haksızlık, ayrımcılık olur mu? a) İmam-hatip okulları suçlu mu yetiştirmektedir? Buralar, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı değil midir? Müfredatın tespitini, yönetici ve öğretmen tayinini bakanlık yapmamakta mıdır? b) Bu ülkenin mülki amirleri, emniyet ve yargı yetkilileri uyuyor mu? Bu okullarda suç işleniyor, suçlu yetiştiriliyor da, göz mü yummaktadırlar? c) Herkes biliyor ki, bu okulların amacı imam ve hatip yetiştirmek değildir. Türk ailesi, evladının hem dini, hem de ilmi düzeyinin yükselmesini arzu etmektedir. Siz, tüm okullarda (Batı'da olduğu gibi) yeterli din eğitimini vermezseniz, elbette Anadolu insanı bu okullara rağbet gösterecektir. d) Siz, Sn. Erbakan'a kızabilirsiniz. Yaptıklarını, söylediklerini tasvip etmeyebilirsiniz. (Zaten biz de yıllardır hep hatalı davranışlara karşı çıktık.) Ancak, Sn. Erbakan'ı 12 Mart'ta, özel uçakla kim getirdi? (Detay için, "Bay Pipo" kitabını bir defa daha karıştırabilirsiniz.) e) Ankara yönetimi, daha ne kadar süre ile belirli okullarda/dersanelerde okudu diye veya inancına göre samimi olarak ibadetini yapmaya çalıştığı için ya da (yine inancı sebebiyle) başını örttüğü için yüzbinece evladını-bürokratını-kızını fişlemekten, ikinci sınıf muamelesi yapmaktan vazgeçecektir? - Türk halkı (her zamanki basireti ile) 3 Kasım'da kararını vermiş, tercihini ortaya koymuştur. AK Parti'yi tek başına iktidar yapmıştır. Buna, herkesin saygı göstermesi şarttır. Milli iradenin tek kaynağının TBMM olduğunu kabul etmesi gerekmektedir. İcazetli demokrasi olmaz. Halkı hiçe saymaya, bir avuç "kartel mafyası/holding patronu ve kendisini devamlı olarak halkın üzerinde gören-güya-entel kesim hatırına, "seçim-sandık ve oy kavramlarını" geçersiz kılmaya; hakkımız da yoktur. Değerlendirmeyi yapacak ve hesap soracak olan da halktır. Bu hakkı, yetkiyi halkın elinden almak da yanlıştır. (Bugün olduğu gibi, Türkiye'yi demokrasi ile yönetilmeyen ülkelerin en son sıralarına iter. Dünyada yalnız bırakır.) - Ben, Sn. Fethullah Gülen'i, 1968 yılından bu yana tanımaktayım. Bugüne kadar bölücü/kışkırtıcı/hukuka aykırı bir davranışına da rastlamadım. Aksine, 12 Eylül öncesinde İzmir'de kan dökülmemiş, gençler birbirine silah çekmemiş ise, bunda büyük payı vardır. Uzlaştırıcı tutum ve konuşmalarının etkisi bulunmaktadır. Kendisinin politik ve dünyevi bir hırsının olduğunu da görmedim. Tek serveti; kitapları ve "Büyük Türk Dünyası Haritası"dır. Eğer, eski Türk etkinliğini ve haşmetini bugün de arzu etmek suç ise, suçu büyüktür. Zira, tüm gayreti/ideali, çabası bu amaca yöneliktir. Bunun için (gittiği her yere Türk damgasını vuran, Dışişleri Bakanlığı'ndan çok daha fazla hizmet götüren) okullar için gayret göstermiştir. Bunun için, Türk dünyasında Vehhabi ve Şii yayılmasına engel olmuştur. Ben, Endonezya, Kırım, Ukrayna, Romanya, Moskova, Türkmenistan, Kırgızistan, Arnavutluk'taki okulları gördüm. Ne harika hizmetler verdiğine şahit oldum. O ülkenin tüm önde gelenlerinin evlatlarını bu okullara sokabilmek için nasıl gayret gösterdiğini izledim ve gurur duydum. Ve en önemlisi, bu okullarda eğitim gören gençlerin nasıl birer Türkiye sevdalısı haline geldiğini müşahade ettim. (Nitekim, önemli bir bölümü üniversite eğitimi için de Türkiye'ye geldiler.) Fransa, İngiltere, ABD asırlardır bu eğitim sistemi ile tüm dünyaya kök saldılar. Türkiye bunu niçin yapmasın? Bu hizmet niçin tehlikeli sayılsın? Şimdi ben bu hizmetleri yapmış bir insanı seviyor ve takdir ediyorum, suç mu işlemiş oluyorum? (Kaldı ki, yıllardır davalar sürdü. Medyadaki saptırmaların ve 1968 kuşağı iftiralarının dışında hangi suç unsuruna rastlanmıştır?) Ben, (Sn. Cüneyt İlsever'in büyük bir dikkatle okuduğum "Hacı" romanında dile getirdiği gibi) olayın bir İstanbul Dükalığı-Anadolu Kaplanları rekabetinden kaynaklandığına inanıyorum. Ankara-İstanbul yataklı treni müşterileri, etki yetkilerinin azaldığını görmekte, durumlarını koruma adına her yola başvurmaktadırlar. Ve iki türlü seçime dayanan bir "başkanlık sisteminin" Türk demokrasisi için en zaruri yol olduğunu savunuyorum. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







