Yüreğimiz de Daraldı, Acılarımız da Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Ahmet Selim, Zaman   
08.06.2003
Bir sürü şey dinleyip seyretmiştim. Bazen öyle olur. Belki bir farklı haber, yorum, işaret, yaklaşım tespit ederim de; ona bir yükleme yaparak hem teselli olurum hem de aktüel bir vesile yakaladığım için içimdekileri daha rahat yazarım...

Böyle düşünüyordum; ama her zamanki gibi boşa yorulduğumu görüp başucumdaki kitaba kaldığım yerden devam etmek yine en iyisiydi... "Ne olurdu bir gerçek renge, sese, çizgiye bu kadar uzak kalmasaydık" diye iç geçirirken, STV'ye de bir bakmak istedim ve bir müjde doluverdi odama.

Sükûnetten söz ediliyordu... Hasreti çekilen huzur ve sükûn demleri yâd ediliyordu... Köyle şehir arasındaki eski âhenkten, dengeli alışverişten ışıklı sayfalar açılıyordu...

Önce intikal edemedim. 20–25 yıldır böyle bir ses duymamış olduğumu düşününce kendime geldim. Bu istisnai yaklaşım, "nev–i şahsına münhasır" bir üslubun yankılanışıydı. Tanımaz bilmez olur muydum? Bunlar altını çizerek okuduğum satırlar değil miydi benim? Lâkin o satırlar ruhumda öyle yer bulmuş, onlarla öyle hemhal olmuşum ki, "içimdekileri kim söylüyor?" diye ekranın objektif planında başka bir muhatap arama ihtiyacını duydum bir an.

Çok da güzel hazırlanıp sunulmuş bir programdı. Çekim ve seslendirme ustalıkları sonsuz çağrışımlarla dolu bir ziyafet sofrası açmış gibiydi. Şiir, şarkı, renk, her şey vardı içinde. Kısa bir zaman içinde mazinin bütün dönemlerini ve mevsimlerini yaşamış gibi oldum.

Sık sık "köylü kafası", "kasaba aydını" gibi sözler söylüyoruz. Bazen bir noktasından benim de kullandığım oluyor; ama her defasında, "özün hatırını gözetmedim mi acaba?" sızısını da hissediyorum. Köy köylükten, şehir şehirlikten çıkmış; ne köyün hakikati kalmış, ne şehrin. Şehir, köye benziyor; köy, şehir özentilerinin karikatürleşmiş bir hali gibi. Bu tablo, insanı kavram titizliğinden uzaklaştırıyor; ama böyle mazeret olmaz. Dünün köyünde bile, bugünün gürültülü kaba saba yığınlaşmasından daha çok medeniyet, daha çok şehirlilik, daha çok incelik ve şahsiyetlilik vardı. O günleri unutmamak sadece bir vefa borcu değil, bir düşünce zaruretidir.

Öyle büyüklerimiz vardı ki, diyor; sanki önce ötelerde âdap öğrenmişler sonra gelmişler yeryüzüne... Ne güzel anlatmış... "Müessese" gibi insanlardı. Şimdi yine "sen öylesine rastlamışsın" diyecekler. Birkaç kişiden ibaret değillerdi ki; görememişsiniz, gözlemleyememişsiniz, farkında olamamışsınız.

Bazı seneler, köye gidiyorum; bana ne kadar çok geliştiğini göstermeye çalışıyorlar. Halbuki oranın 40 yıl önceki halini özlüyorum ben. Sükûnetini, vakarını, insanlarını, şiiriyetini özlüyorum.

Hocam ne de güzel tasvir ve tahlil etmiş. Yeniden yaşıyor ve yaşatıyor gibi, ne de güzel canlandırmış... Biri diğerini küçük görmez, diğeri ona haset etmez. Şehirle köy, bir bütünleşme ve dayanışma dengesi içinde insanı, insanın ruhunu, özünü hep merkezde tutar... Şimdi her yerde, "ben" var, binbir çeşidiyle ve örtüsüyle enaniyet var. Böyle olunca da sevgi, sanat, düşünce; hep sıra bekler, vakit bekler. Fırsat olursa, denk düşerse, unutmazsa, keyfi yerindeyse; sevgiye, düşünceye, hatırlamaya, tek kelimeyle "yaşama"ya da belki biraz değer ve emek verme lütfunda bulunabiliriz!

Kendimizi birçok konuda aldattığımız hissine kapılıyorum zaman zaman. Erişme kaygıları zora düşürünce, her bedeli ödemeye razı bile olsak, mukavemetimiz gevşeyebiliyor. Gideceksiniz, açılan gündemin tartışmasını da yapacaksınız. "Asıl gündem burada" diyebilmenin hiçbir vesilesine ve fırsatına sırt çevirmeye tahammülümüz yok artık. Öyle; ama "öncelikler" realitesi karşısında da insanın aynaya bakası bile gelmiyor... "Gündemimiz bu mu olmalı, böyle mi açılmalı?" sorusu insanın zihnine yapışıp kalıyor.

İlber Ortaylı, çok özel bir mizaha yakın duran üslubuyla herkesi şaşırtmaya ve bu arada gayet önemli "terkip" malzemeleri sunmaya devam ediyor. "Avrupa'nın pozitivisti, de ateisti de Hıristiyan'dır kardeşim! Batı'da Hıristiyanlık çok belirleyicidir."

Karşısındaki şaşırdı: "Nasıl yani? Pozitivisti de, ateisti de Hıristiyan'dır, diyorsunuz. Bizde de mi öyledir? Önce Müslümanlık mı gelir?" Cevap şu: "Bizde öyle değil. Çünkü İslam'ı bilmiyoruz biz. Batı'nın, Hıristiyanlığı bildiği kadar bilmiyoruz. Halbuki, ifa etmesek bile bilmemiz lâzım." 3–4 yüz kelimelik bir sermaye ile hiçbir konunun ve meselenin özlü bilgisine sahip olunamayacağı da tartışılmaz bir müşahhas gerçek... Sarsıyor, sallıyor, şaşırtıyor Sayın Ortaylı. Son derece rahat. Bazı paradoksları bilhassa kullanıyor. Koskoca bir boşlukta bu bir stratejik üsluptur.

Yetmez ki.

Meziyetmiş gibi benimsenen bir "zaaflar ve çözülmeler" sürüklenişinin çok daha fazlasına ihtiyacı var.

Bu yazıda Fethullah Gülen Hocaefendinin "Bizim Köyümüz" yazısına atıfta bulunulmaktadır.
Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İktisadın Lüzûmu

Seyredin

Bizi Birbirimizden Koparamazlar!..

Dinleyin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Denizli Vaazı - 1980

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

Kendi milletlerine iyi birer rükün olmaya azmetmiş fertler, bu düşüncelerinde eğer samimî iseler, kendilerine ait menfaatlerini unuttukları olacaktır ama, milleti ilgilendiren hususların en küçüğünü dahi, bir an olsun hatırdan çıkarmayacaklardır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri