Dindarlaşan Türkiye, Dünyevileşen İslam! Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Eyüp Can, Zaman   
11.06.2003
‘Fethullah Gülen Hareketindeki Laikleştirici Eğilimler’ başlıklı makalesinde paradoksal bir sorunun cevabını arıyor sosyolog Elisabeth Özdalga. Dinî değerler taşıyan bir hareket bir dünyevileştirme işlevi görebilir mi?

“Critique: Critical Middle Eastern Studies”in ilkbahar sayısında uzun uzun cevabını aradığı bu soruya pazar günü Nuriye Akman ile yaptığı söyleşide kestirmeden cevap veriyor Özdalga: Resmi çevrelerdeki yaygın kanaate göre Gülen hareketi irticayı temsil ediyor. Ben diyorum ki hayır, bu hareket hem laikliği prensip olarak kabul etmiş, hem okul faaliyetlerini genişleterek sekülarizasyona katkıda bulunuyor... (Hatta) mevcut sistemle iyi geçinmek için dinselliği mümkün olduğu kadar arka planda tutup, daha ziyade hümanistik değerleri ön plana taşıyor. Mesela okullarda öğrencileri iyi bir Müslüman değil, iyi bir insan olarak yetiştirmek önemli. Bu durumda İslami temel zayıflamış olmuyor mu? Bu konuda bir çelişki yaşanmaz mı?

Bence dikkatle ele alınması gereken sorular bunlar.

Sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim; Özdalga’nın tespitine yani ‘dinî değerler taşıyan bir hareketin, dünyevileştirme işlevi yerine getiriyor’ oluşuna, ‘çift taraflı işleyen bir süreç’ olması kaydı ve sekülerleşmeyi sekülarizmden (ideolojik yorumundan) ayırması şartıyla katılıyorum. Ki Özdalga da “Secularizing Trends in Fethullah Gülen’s Movement’’ makalesinde bu ayrımı özenle yapıyor. Fakat bu durumun mutlak bir temelleri zayıflatma ya da içinden çıkılmaz çelişki doğuracağını düşünmüyorum.

Etkileşimin olduğu her yerde kaçınılmaz olarak bir aşınma ve bazı çelişkili durumlar yaşanır. Fakat aşınma ve çelişkiler illa da temellerinizi zayıflatmaz hatta bazı durumlarda daha da güçlendirebilir. Burada belirleyici olan etkileşim içerisinde olan din ve dünyevileşme olgularının kendilerini nasıl tanımladıkları ve birbirlerine karşı nasıl pozisyon aldıklarıdır.

Türkiye’deki İslami hareketlerin daha iyi anlaşılmasında, Max Weber’in ‘Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu’ çalışması çok belirleyici oldu. Sosyal olgu ve olaylara ilericilik–gericilik perspektifinden bakan bir dönemin moda yaklaşımına büyük darbe vurdu Weber’in yaklaşımı, her ne kadar kendisi de ‘modernleşme’ olgusunu, benzer bir gericilik–ilericilik denkleminden kurtaramamış olsa da!

Dolayısıyla Weberyen analizin, Türkiye’deki İslami hareketleri anlamakta, hem karşılaştırma imkanı sunması hem de klasik şabloncu yaklaşımların aşılması açısından çok yararlı olduğunu ama bir noktadan sonra bizatihi kendisinin ayak bağı olabileceğini görmek gerekiyor. O noktanın ne olduğu ise bu yazıda ipuçlarını aramaya çalışacağım, daha kapsamlı tartışmaları gerekli kılıyor.

Özdalga, daha önce yayınlanan ‘Dünyevi Riyazetin İslami Yansıması’ başlıklı makalesinde, Gülen hareketinin dünya tasavvuru ve ahlak anlayışını, Weber’in Protestan ahlakın kapitalizmi tetikleyen dinamosu olarak gördüğü ‘dünyevi riyazat’ kavramı ile açıklamaya çalışmıştı. Ve özet olarak, Gülen hareketinin, siyasi emeller gütmekten ziyade, sosyal ilişkilerin akla dayandırılmasına yönelik bir ahlak anlayışı geliştirdiği sonucuna varmıştı.

Protestanlıkla kapitalizm ilişkisinde son tahlilde uhrevilikten, hatta kimilerince dinin bizatihi kendisinden uzaklaşma olarak değerlendirilen bu durum, genelde İslam, özelde ise Gülen hareketinde farklı bir sonuç çıkarmış durumda. Çünkü İslam’ın din ve dünya tasavvuru Protestanlık da dahil Hıristiyanlık ve Yahudilikten bu noktada ayrılıyor.

‘Dünyayı ahiretin tarlası’ olarak gören, ‘Biz size kitabı dünya ve ahiretinizi kurtarmak için gönderdik’ diyen, ‘hiç ölmeyecekmiş gibi dünya, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın’ öğüdünü veren İslam’ın teolojik olarak dünyevileşmekle ne Hıristiyanlık ne de Yahudilik kadar sorunu olmadı. İslam’ın ana damarını oluşturan Sünni gelenek ise dünya–ahiret dengesi üzerine kurguladı söylemini. Bu gelenekten beslenen Gülen hareketi de sembolik olarak tekke(uhrevilik)–medrese(bilim)–kışla(disiplin) üçlü sacayağı üzerine geliştirdi hizmet temelli din anlayışını. Her ne kadar Protestan yorum bu anlayışla benzerlikler taşısa da temel ayrılıklar söz konusu.

Şimdilik Özdalga’nın makalesine temel aldığı 19. yüzyıl Protestan misyonerlerin faaliyetlerinden hareketle bir örnek vermek istiyorum. Evet, ‘Gülen cemaati tıpkı 19. yüzyıl Protestan misyonerleri gibi bir eğitim misyonu taşıyor.’ Fakat bunu misyonerlik ya da din propagandası yerine ‘temsilde keyfiyet’ anlayışıyla yapıyor. Protestanların başlangıçta düştükleri prütanizm tuzağına ve sonrasında yaşadıkları temellerden uzaklaşma çelişkisine düşmüyor ve daha işin başında dünyeviliğin girdabına karşılık metafizik bir ahlak anlayışı, uhreviliğin körleştirmesine karşılık da akılcı bir muhakemeyi öneriyor. Bu yüzden de kaçınılmaz aşınmalar ve çelişkiler travmatik sonuçlar doğurmuyor ve bu durum şahsen beni tedirgin etmiyor...

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >
Foreign Policy'de Gülen Röportajı

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İmanda Derinlik

Seyredin

Yıkık Yuvalar ve Ebedî Yetim Çocuklar

Dinleyin

Müzmin Müfteriler ve Müslümanca Mukabele

Dinleyin

Erzurum Vaazı - 19980

İndirin

Altın Nesil Konferansı - 1977

İndirin

İrfan ve asaletten mahrum, devlet işlerinden de anlamayan nasipsizler, şayet yanlışlıkla birer vazife başına getirilmişlerse, hükümetin gücünü kullanmaktan, onun iktidarını istismar etmekten, her yerde kendi çıkarlarını aramaktan ve despot birer kral gibi hüküm sürmekten geri kalmayacaklardır. Böylelerinin iktidarda olduğu bir ülkede sadece zalimlerin “hay-huy”u ve mazlumların iniltisi duyulacaktır ki, bu şeâmetli seslerin yükseldiği hemen her yerde Âd ve Semûd’un âkıbeti kaçınılmaz olagelmiştir.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri