| Hilâl İle Lâle'nin Meşk Hâli: 'Âteş-i Bahar' |
|
|
| Zaman | |
| 09.11.2003 | |
|
"Artık eski besteler yapılmıyor" hatta, "şimdi böyle eserler yapılamaz" şeklindeki serzenişlerin çoğaldığı bir dönemde çıkan 'Âteş-i Bahar' albümü, zevk sahibi musıkişinasların özlemini çektiği bir çalışma. Kırık Mızrap şâiri Fethullah Gülen'in kaleme aldığı dizeler, üstad Ahmet Hatipoğlu'nun ellerinde besteye dönüşmüş. Aslında Klâsik Türk Mûsıkîsi'nde, güftenin taşıdığı rûhun, dengini bulup beste bedenine dönüşmesi yeni değil; ancak çok uzun süredir güfte ile beste bu kadar ahenk içinde yan yana gelmiyordu. Klasik Türk musıkisinin en güzîde repertuarını oluştursalar da Hacı Ârif Bey ile Mehmed Sâdi Bey, Münir Nûrettin Selçuk ile Yahyâ Kemâl Beyatlı, Avni Anıl ile Ümit Yaşar'ın dillerden düşmeyen beste ve güfteleri uzun yıllar önce yapılmıştı. Yepyeni bir bin yılın ilk yıllarını yaşadığımız günümüzde, hem dışı hem de içi aynı lezzeti yansıtan Âteş-i Bahar'ı oluşturan eserler ise, 'baki kalan gök kubbede hoş seda'lara olan özlem ateşini söndürüyor. 'Âteş-i Bahar', öyle sıradan bir albüm değil; bu eserin sanat değerini anlamak için bestekâr ve güftekâr penceresinden bakmak yeterli. Mûsıkî eseri terâzisinin beste ve güfte kefelerinin, son yıllarda, birbirine bu kadar yakışırcasına denk geldiği pek görülmedi. Güftekârın bu dizilerin dünyâmıza gelmesine vesile olurken çektiği fikir sancıları, bestekârın dantela misâli ördüğü nağmelerle, dinleyicinin hem gönül hem de düşünce yapısına birer yapı taşı gibi yerleşiyor. Dinleyicinin dünya görüşü ne yönde, manevî seviyesi hangi mertebede olursa olsun; her kulak, kendince bir mesaj almakta, her gönül, kendince şâd olmakta ve her kalp, kendince bir ritimle usûllere iştirak ediyor. Kırık Mızrap şâiri Fethullah Gülen'in "küçük dünyâsı"nda yeşertip büyüttüğü bu sözler, yazıldığı o yalnız gecelerde, Ahmet Hatipoğlu'nun bu besteleriyle hemhâl olacaklarını biliyorlar mıydı, bilinmez. Ama bu güfte ve bestelerin Gerçek Sahibi'nin yüceliğine ulaşmak için, bu vakte kadar bir derviş sabrı ile doldurdukları "çile"nin de hece hece, nota nota hakkıyla yerine getirildiğini anlamak da birçoğumuz için zor olmasa gerek. Fethullah Gülen'in "Asra Gülme" samîmiyetiyle kaleme aldığı bu dizeler, Ahmet Hatipoğlu'nun mûsıkî zevki, disiplini ve hassasiyetiyle Hicaz'ın uhrevîliğini, Sultânî Yegâh'ın haşmetli tevâzusunu, Kürdîlihicazkâr'ın duygusallığını ve Mâhur'un cenge sürükleyen enerjisini aksettiriyor. Beste, güfteye o kadar güzel giydirilmiş ki, sadece şiiri okuduğunuzda anladıklarınızla, güfteyi kaldırıp besteyi dinlediğimizde hissettiğiniz şeyler hiç de farklı değil. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından yayınlanan 'Âteş-i Bahar', günümüzün çağdaş sâzende ve hânendelerini bir araya getirmiş. Göksel Baktagir, Yurdal Tokcan, Derya Türkan, Mehmet Güntekin, Mustafa Demirci, Bekir Ünlüataer ve Fâtih Koca gibi usta müzisyenler, eserin şanına yakışır bir icra gerçekleştirmiş. Bu bestelere klâsik tarzı bozmadan çağdaş bir anlayışla yaptığı düzenlemeler ile renk katan Kânûnî Göksel Baktagir, mûsıkîmizin istikbâli için müjdeler vermekte. Albümdeki 11 eserin, aynı özen ve dikkatle icrâ edilmesi de, bu eserlerin can kazanmasına neden olmuş. Her yaratılan, kendi kabiliyetince Âlemlerin Rabbı'nı zikrederken, Hilâl'in güfte hâli, Âteş-i Bahar'da Lâle olup bestelenmiş ve Allâh'ı meşk ediyor. Bu meşk'e "Hû" diyelim. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







