| Bayramlar ve Öze Dönme... |
|
|
| Hüseyin Gülerce, Zaman | |
| 05.12.2002 | |
|
Küreselleşme ve dünyevîleşme dalgalarına rağmen öze dönmenin, köklerimize tutunmanın ne olduğunu son sahur yemeğinde iliklerime kadar yaşadım. Ankara'dan Bursa'ya giderken gece saat 4 civarında otobüsümüz Bozüyük yakınındaki bir tesiste mola verdi. Gözlerime inanamadım. Hiç mübalâğasız 40-50 otobüs park etmiş. Böylesini daha önce hiç görmemiştim. Tesisten içeriye girdim. Aynı anda 500-600 kişi sahur yemeği yiyor. Self servis için uzayan sıralar, bir dolup bir boşalan masalar. Kadınlı erkekli, başı örtülü, örtüsüz, genç, ihtiyar, üniversite öğrencisi, esnafı, işçisi bütün Türkiye, bir gece yarısında sanki göktekilerin tebessümünü görür gibi dünyadan bir cennet hatırası için fotoğraf çektiriyorlar. Bu bizim milletimiz. Ruhu aydınlık, ufukları geniş, adımları kararlı, inancını hayat haline getirmiş güzel milletimiz. Her türlü saldırıya, horlanmaya, örselenmeye rağmen orucuna, sahuruna, Ramazan'ına tutunmuş ve bugün bayram yapan asil milletimiz... Ben bu son sahur gecesinde yarınlarımızın umut parıltılarını gözlerimle gördüm, yaşadım. Bu gece yarısındaki 500-600 kişilik sahur sofrası, beni iftar sofralarından çok daha fazla etkiledi. O fotoğraf karesinin bir köşesindeki silik siluetimle yer alabilmenin mutluluğunu; Yahya Kemal'in Fransız Semtleri'ndeki burukluğu ve yeniden kendimize, Süleymaniye'deki bayram sabahına dönebilmenin heyecanını yaşayarak doyasıya tadabildim. Sonra, öze dönmenin bir kurtuluş reçetesi olduğunu ruhuma nakşeden ama şimdi bayramlarda hasretini çektiğim, sofrasında karşısına oturma özlemimin burnumda tüttüğü muhterem Hocam'ı hatırladım. Bayram, ruhumuzun kanatlandığı, başka buudlarda gezindiği, meleklerle yarıştığımız, çocuk safiyetine, masûmiyetine, güzelliklerine yelken açtığımız anlarda bayramdır. İşte öylesine bayramları çok arzuladığım için Hocam'ın sofrasını, muhabbetini, sohbetlerini, cennet yamaçlarını, böyle bir bayram sabahında gönül tellerime vuran yüzlerce mızrabın çıkardığı manevî ezgilerle birlikte özlüyorum, özlüyorum. O, öze dönmeyi şöyle anlatıyordu: Özümüze dönmek, içinde yaşadığımız çağda ve gelecek çağlarda hayatiyetini ve devletlermilletler dengesindeki yerini muhafaza edebilecek bir millet olmanın dinamiklerini ifade eder. Bugün bir küreselleşmeden bahsediyorsak da, bu, milletlerin aralarındaki farklılıkları atarak, aynı inanç, aynı örf ve aynı anlayış etrafında birleşecekleri mânâsına gelmez. Belki tam tersine fertlerin bile kendi konum ve düşüncelerini, inançlarını koruyarak, bütün milletlerin ortak paydalarda, fakat kavga değil, barış içinde bir arada yaşamak üzere birleşmelerini öngören bir anlayıştır. Küreselleşme sürecinde fertler gibi milletler de yok olmayacaktır. Çünkü fertler arasındaki mizaç, huy ve karakter farklılıklarını kaldırmak mümkün olmadığı gibi, dünya üzerindeki anlayışları, farklı düşünce ve hayat şekillerini bire indirmek de mümkün olmayacaktır. İşte bu noktada, herkesin ve her ferdin varlığını koruması, başkalarıyla iradî ve tabii olarak paylaştığı ortak noktaların yanı sıra KENDİ olarak kalmasını gerektirmektedir. Bu gerçeğe rağmen, biriki asırdır suni ve taklide dayalı çabalarla BAŞKASI olma yarışına girdiğimiz ve bunun neticesinde adeta hiçbir şey olamadığımız bir vakıadır. Bugün ülkemizde yaşanan çatışmaların ve halkaydın farklılaşmasının temelinde de esasen bu "bir şey olamama" garabeti yatmaktadır. "Kekliğin yürüyüşünü taklide kalkıp kendi yürüyüşünü de unutma" garabetidir bu. Kısaca, değişmeyen kültür ve millet dokumuzun üzerinde, çağın ve şartların gerektirdiği değişen unsurların inşasıyla yeni bir medeniyet hamlesi yapmalıyız. Öze dönmeyi muhterem Fethullah Gülen Hocam böyle ifade ediyor. Özlemlerimizin hayat bulacağı aydınlık geleceğimizin bayram esintilerini duyarak bütün okuyucularımızın mübarek Ramazan Bayramı'nı tebrik ediyorum. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







