| Sendrom Değil, Nobellik Bir Öykü |
|
|
| Fehmi Koru, Zaman | |
| 16.03.1998 | |
|
Bir kesime inanacak olursak, 'mart sendromu', ya da 'ara rejim' tartışmalarının temelinde, bir kişiye karşı takınılan tavır yatıyor. 28 Şubat sürecini başlatan çevreler o kişi ve çevresine karşı sert tedbirler alınmasını isterken, hükümeti oluşturan partiler buna yanaşmak niyetinde değiller. Bu iddiayı dile getirenlerin dediklerini doğrulamasa bile söylediklerini bütünüyle gözardı edemeyeceğimiz bir görüntü de yok değil: Şu günlerde, gazetelerde çıkan olumlu bir diziye karşılık bir başkasında o kişiyi karalamaya çalışan bir diğer dizi yayımlanıyor… Herhalde anladınız; bir kesimin şu andaki gerilimin sebebi olarak gördükleri kişi, maneviyat dünyamızın tanınmış ismi Fethullah Gülen Hocaefendi. Bugünkü tartışmalar da onun telkinleriyle başlayan eğitim hizmetleri üzerine; anlaşıldığı kadarıyla, hizmetleri kendi açılarından 'sakıncalı' bulanlar arzularına karşı çıkılmasının öfkesi içerisindeler… Gerçekten, 'din adamı' kimliği ağır basan birinin eğitim alanıyla bu denli yakından ilgilenmesi, hiç değilse ilk bakışta, şaşırtıcı geliyor. Daha da garip olan, bir 'din adamı' kendilerinden talep etti diye, iş-güç sahibi, bazısı çok iyi eğitim almış insanların, ev ve barklarını terketme pahasına, o eğitim hizmetini uzak coğrafyalara taşımalardır. Öküzün altında buzağı aramaya alışmış bir kültür için, kimi açıkca kimi ima yoluyla dile getirilen "Bu değirmenin suyu nereden geliyor?" sorusu ile başlayıp "Hangi amaçla?" sorusuna kadar uzanan bir dizi kuşku -belki- doğal karşılanabilir. Oysa, bugüne kadar kamuoyuna yansıyanlar bile, yeterince ikna edici: Fethullah Gülen'in çevresinde oluşan 'gönüllü' birliktelik, bir tür hizmet seferberliği; insanlar, vakitlerini ve servetlerini uğrunda harcayarak eğitimi geniş kitlelere yayıyorlar. Bugüne kadar gerçekleşen bu toprakların 'yerli' bir ürünü. Adriyatik'ten Çin'e uzanan coğrafya bir gönüllü hizmetler ordusunun faaliyet alanı; bu faaliyetin içerisinde yer alan insanların da, sarfedilen paranın da kaynağı bizim ülkemiz… Aslında, yüzyıl önce ülkemiz bir karşı-eğitim faaliyetinin alanı olmuştu. O dönemde çeşitli yabancı örgütlerin eseri olan eğitim kurumlarından bazısı bugün bile hizmetlerini sürdürüyor. İleri gelen pek çok insan ülkemizdeki bu yabancı eğitim kurumlarından diplomalı; bu sebeple, hiç değilse onların gönüllerinin, Fethullah Hocaefendi etrafında halkalanan hizmet erlerinin niyetleri konusunda ferah olması lazım. Nitekim, Hocaefendi'nin en fazla destek gördüğü çevreler de dünyanın dört bir yanına dağılmış eğitim hizmetlerini takdir edebilecek durumdaki o insanlar oluyor… Kuşkucular farkettiği halde destekçilerin gözden kaçırdığı bir yanlışlık olamaz mı? Başbakan yardımcısı Bülent Ecevit'in 'olumlu' yaklaşımı, iktidar üzerinde etkin bir çevre tarafından paylaşılmıyor. Konuyu araştırabilecek durumdaki medya, küçük bir bölümüyle sessiz kalır veya sinirli bir destek verirken, büyük bir bölümüyle kuşkular seslendiren yayınlar yapılıyor. İşin belki de en dikkat çekici yanı burası. Kuşkucuların neredeyse bütünü, dıştan bakarak kanaat serdeden insanlarken, destek verenler, bütünüyle, Hocaefendi'yi şahsen tanıyıp onunla sohbet etmiş, hemen hepsi ülkemizdeki ve dünyanın çeşitli yerlerindeki okulları ziyaret etmiş kişiler… Tanıyıp görmeyenler ilk elden bilgi ve görgü sahipleri üzerinde etki (siz bunu 'baskı' olarak anlayabilirsiniz) kurma çabasında… Oysa, hepimiz biliyoruz, deneysel bilgi salt duyuma tercih edilir. Sadece şu soru bile garabeti daha iyi anlamaya yeterli: Kendisi de yabancı okul mezunu olan, 40 yıldan fazla siyasi hayatın içinde, sadece siyasetle değil din ve tasavvufla da ilgilenen Bülent Ecevit gibi bir insanın, ilk elden edindiği izlenim yerine, baştan ayağa yanlışlarla dolu, kulaktan dolma safsatalara itibar etmesi nasıl beklenebilir? Safsatalar, kitlelerin önüne sanki 'resmen' derlenmiş gibi sunuluyor, ama ileride bugünler biraz daha dikkatle değerlendirildiğinde, çoğunun Türkiye'nin önünü kesmeyi çıkarlarına uygun bulan yabancı ellerin eseri olduğu apacık görülecek. Fedakarlığı hırka gibi üzerinde taşıyan bir kişilik başka bir ülkede yaşasaydı, emin olunuz, çoktan Nobel ödülüne uzanırdı; bizde ise, bağnazlar için, 'sendrom' teşkil ediyor. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







