| Piyasa Gazeteciliğinden Bıkmadınız mı? |
|
|
| Ekrem Dumanlı, Zaman | |
| 08.12.2003 | |
|
Doğruların şerhi, yanlışların eleştirisinden daha etkilidir. Hataları alt alta yazıp felaket tellallığı yapmaktan kolay ne var ki! Hele konu medya ise... Hani denir ya "elini sallasan ellisi" diye. Bizim medyanın cürmünü her tevbe-i nasuh temizlemez. Manzaranın vahametine rağmen bu köşe olumsuzluklar üzerine yoğunlaşmıyor. Aksine, doğrulara tutulan alkıştan alıyor gücünü; bir de "ne oldu" yerine "ne olmalı" sorusunu sormaktan ve sürekli ufka yol almaktan... Ne yazık ki hatalar zinciri bazen o kadar açık ve yaralayıcı oluyor ki bunları görmezden gelme sorumsuzluğun cesaretini artırıyor. O yüzden bu hafta mûtat tarzımızı bir kenara bırakıyor birkaç hataya yer vermek istiyorum; tabii ki yine ufku işaretlemek kaydıyla... Meral Tamer'den iktibas ettiğim şu cümlelere dikkat: "En şaştığım, Zaman gazetesindeki alışveriş çağrıları oldu. Bir süredir atılım içinde olan, entelektüel iddia sahibi referans gazetesi söylemini dilinden düşürmeyen bu gazete Türk halkını bu kadar mı az tanıyor. Yoksa Fethullah Gülen uzun süredir Amerika'da yaşadığı ve gazetenin üst yönetim kadrosu Amerika'da eğitim görmüş olduğu için mi Amerikan toplumuna 2 yıl önce yapılan tavsiyeleri Türk toplumuna aynen uygulamanın doğru olduğu sonucuna vardılar." Pes doğrusu! Bu kadar önyargı, bu kadar şartlanmışlık yakışmıyor Meral Hanım'a. Bir haberden hareketle yaptığı çıkarımlara bakınız; hangi insaf ölçülerine sığar acaba? Diyelim ki malum haber, tüketime teşvik ediyor insanları; o zaman oturur eski bir "tüketici köşesi" yazarı olarak bunu tenkit edersiniz. Fakat yazıda derin bir yara hissediliyor. Hanımefendi sözü Sayın Gülen'e getiriyor; "referans gazetesi iddiası" diyor vesaire vesaire... Üstelik haberi doğru okumuyor, belki de okuduğunu anlamak istemiyor. Haberin ilk cümlesini bile okusa konunun hem terörizmin estirmek istediği dehşet havasıyla ilgisini hem de Ramazan Bayramı'yla alakasını anlayacak. "Bayram hazırlığının en basit alamet-i farikası alışveriş... Bu bayram hiç olmadığı kadar yüksek bir "misyon" yükleniyor alışverişe çıkma". Bu giriş cümlelerinden vasat bir zekası olan herkes aynı şeyi anlar sanırım... Milliyet'e Yakışmadı Hafta içinde haber zeka düşüklüğü yaşayan bir başka ayrıntıya değinmek zorundayım. Milliyet iyi bir habercilik yapmış ve "Bombacının ailesi anlattı" manşetiyle İlyas Kuncak'ın oğlu ve kızıyla görüşmüş. Güzel, tebrik ediyorum. Genel Yayın Yönetmeni'nin "Teröristin portresi" yazısı da yerinde. Ancak birinci sayfada güzelce verilen haber 17. sayfaya dönünce işler karışıyor, koca Milliyet çuvallıyor. Evet, üzülerek söylüyorum, resmen çuvallıyor. 1980 öncesi solcu olduğu bildirilen "bombacı" daha sonra dine yönelmiş. Çocuklardan biri "Babam 30 yaşındayken bir arkadaşının vasıtasıyla Fethullah Hoca'nın Nur cemaatine girerek İslam'a yönelmiş." diyor. Sen tut bu cümleden hareketle ara başlık at ve de ki "Fethullah Hoca'yla dine yönelmiş". Diyelim ki bu kişi, yaklaşık 20 yıl önce dine yönelmiş; sonra n'olmuş? Sonrası yok! Peki bu adam El-Kaide üyesi değil miydi? Diyelim ki adamcağız "yöneldi"; bu yöneliş daha sonra "sapkın" bir çizgiye ulaşmış olmalı değil mi? Çünkü Sayın Gülen'in terör karşısında dimdik duruşunu, onu lanetleyişini bilmeyen var mı? Demek ki varmış! Köşesini emekli askerler ve derin konuklarla part-time dolduran eski tüfek bir adam bu iddiayı ciddiye alarak yazı kaleme almış. O da adamın ne zaman, nerede, nasıl olduğu bilinmeyen "yöneliş"inden bahsetmez mi? Maalesef söylemek zorundayım, bazı kişilerin meslek IQ'sünün mutlaka test edilmesi gerekiyor. Eğer bu bir zeka sorunu değilse bazı meslektaşlarımızın içini hırs bürümüş, kin ve nefret bürümüş diyeceğim; başka açıklaması yok çünkü... Unutmadan, Zülfü Livaneli'ye de bir çift kelam edeyim; kusura bakmasın. Sayın Livaneli önce konuşuyor, sonra çark ediyor. "Yalandır, ben böyle demedim" diyemeyince "Gazete bunu "edit" ederken ve başlıklar oluştururken, Türkiye'deki genel anlayışa uyarak, kendi ideolojisine uygun bir tutumu ön plana çıkarmış". İşte bu olmadı Sayın Livaneli! Başlık "CHP sol vurgusunu bırakmalı özgürlükçü demokrat olmalı". Şimdi bu başlığın neresi "ideolojisine uygun" suçlamasını hak ediyor? Eğer öyle bir maksat olsaydı 6. sayfanın manşeti (Başörtüsü üniversitelerde serbest olmalı, bunun için CHP adım atmalı) birinci sayfanın manşeti olurdu. Livaneli yazdıklarını da mı okumuyor? Daha ilginç bir nokta var: Livaneli röportajı 1 Aralık'ta neşrediliyor. Zülfü Bey 6 Aralık'ta "Başörtüsü üniversitelerde serbest olmalı. Bunun adımını da CHP atmalı" sözleri bana ait değil." diyor. Aşk olsun Zülfü Bey! Madem bu sözler size ait değil, Zaman'daki röportajdan sonra Vatan'da yazdıklarınız kime ait? "Türban sorunu çıkmaza girdi" diye yazdınız. Üstelik "Zaman muhabirine de belirttiğim gibi ne yazık ki Türkiye bu fırsatı kaçırdı." diyen de sizsiniz. Hiç olmazsa "3 Kasım seçimlerinden önce Habertürk ekranında yapılan bir toplantıda, türban meselesini çözmenin CHP'ye düştüğünü söylemiştim." cümlelerinizi hatırlayınız. Konuştuklarınızı unutmuş olabilirsiniz, hiç olmazsa birkaç gün önce yazdığınız makaleyi hatırlasaydınız. Durduk yere Zaman'ı -îmaen de olsa- yalancılıkla suçlamanız -hele yazdıklarınız röportajla aynıyken- hoş bir durum değil. Kamuoyunu yanıltmak için bundan daha kötü bir tercih olamaz... Daha örneklendirilecek çook hatalar var; ama bu, bizim tarzımız değil. Nezaket ve meslek sevgimiz buna müsait de değil. Ancak itiraf etmek zorundayım ki basını en az güvenilen meslek haline getiren piyasa gazeteciliğinden fena halde sıkıldım. Eminim Türk halkı da bıktı bu ilkesizlik ve önyargılardan. Zaman'a sahip çıkmasından da bunu anlamak mümkün. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







