| İnancı Kucaklayabilir misiniz? |
|
|
| Eyüp Can, Zaman | |
| 28.01.2004 | |
|
Biri Türk, diğeri Amerikalı. Türk olan Amerika'da bir üniversitede hoca. Amerikalı ise Türkiye ve Ortadoğu'da uzun yıllar bulunmuş bir analist. Birlikte 'Fethullah Gülen ve Hareketi' üzerine bir kitap yazmaya karar vermişler. İçerden-dışardan onlarca görüşme yapmışlar. Amaçları, 'Gülen ve Hareketi'ni, ideolojik saplantılar ve gündelik spekülasyonlarla değil, gerçek kimliğiyle anlamaya çalışmak. Bu yüzden olsa gerek yıllar önce yazdığım 'Hangi Fethullah Gülen?' başlıklı yazım dikkatlerini çekmiş. Doğal olarak ilk soruları 'Hangi Gülen?' oluyor. Uzun uzun konuşuyoruz... Özet olarak, "Fethullah Gülen Hocaefendi'yi gerçekten anlamak istiyorsanız onun Mevlana-Gazali-Nizamülmülk çizgisinde, 'mistik-ilmi-siyasi' üçlü sacayağı üzerine kurulmuş 'girift-karizmatik ve parçalanamaz' kişiliğini analiz etmeniz gerekir." diyorum. 'Hakkında çıkan spekülasyonlar?' diyorlar; Türkiye'de Hocaefendi'nin yaptıkları ve yapmak istedikleriyle yeterince anlaşılamadığını düşündüğümü belirtiyorum; 'Onu sevenler ya meşreplerine göre bir tarafını öne çıkarıyor ya da etrafında oluşan haleyi kucaklıyorlar. Karşı çıkanlar ise ideolojik saplantılar ve istifhamlar gölgesinde, anlamak gibi bir çabadan uzak, o haleye saldırıyorlar!' 'Peki ya hakikat?' diyor Amerikalı analist, 'Zannettiğimizden daha karmaşık!' Türk akademisyen dayanamıyor: 'Allah aşkına Eyüp, dünyanın her tarafına yayılmış gönüllü ve inanılmaz başarılı bir organizasyondan bahsediyoruz Hocaefendi'nin nihai amacı ne?' Bingo, on puanlık uzman sorusu! 'Size zihnimden hiç silinmeyen bir enstantane aktaracağım ve hiç yorum yapmayacağım!' diyorum, olur anlamında kafa sallıyorlar. New Jersey'de mütevazı; fakat karşı yakadan Manhattan'a bakan balkon manzarasıyla alabildiğine ışıltılı bir apartman dairesi. Hocaefendi Amerika'ya geldiği ilk günlerde geçici misafir. Gecenin ilerleyen saatlerinde bir ara balkona çıkıyor. Az önce gayet neşeliyken birden hüzünleniyor ve bir süre sonra gizliden gizliye ağladığı anlaşılıyor... Ev sahipleri şaşkın! Hassasiyetini biliyorlar; fakat şimdiye kadar, geceyi gündüze döndüren Manhattan manzarasından gözleri kamaşmayan bir Allah'ın kuluna rastlamadıkları için (laf aramızda benim başımı döndürmüştü!), olan bitene anlam veremiyorlar. Birkaç saat sonra fırsat kollayıp sebebini soruyorlar. Gözler hâlâ nemli, konuşmak istemiyor. Israr ediyorlar, güçlükle cevap veriyor; 'Dünyanın kalbinin attığı bu parıltılı mekana bakınca, şehrayinleri andıran bu ışığın altında gözleri kamaşmış; fakat O'nun, tüm kainatı aydınlatan nurundan habersiz yaşayan insanları düşündüm. İçim parçalandı. O'nun nuruyla tüm insanlığı kucaklayamadığımız için kahroldum...' Kısa bir sessizlik oluyor. Akademisyen şaşkın; ama anlıyorum ki mütereddit soruları bitmiş değil. Nitekim sosyolojik analizlere girişiyor ve yeni sorular geliyor. Amerikalı analist dayanamayıp; 'Ya neden anlamıyorsun, bu çok idealist bir insan portresi. Fethullah Hoca adeta bir inanç abidesi. Onun senin sorduğun anlamda dünyevi bir amacı olduğunu düşünmüyorum. İnsanlığın Tanrı'nın nuruyla kucaklaşmasını istiyor. Yoksa New Jersey'den Manhattan'a bakıp insanlık için ağlayabilir mi?' Bu kez uzun bir sessizlik oluyor... Tam vedalaşacakken, 'Hocaefendi Türkiye'ye ne zaman dönecek?' sorusu geliyor. Yutkunarak 'Zorunlu ve sorunlu bir hicret, bilemiyorum.' diyorum. Ve önceki gün gazetede o hüzünlü inanç abidesinin ameliyat sonrası fotoğraflarına bakarken kendi kendime aynı soruyu soruyorum; 'Ne zaman?' Tıkalı damarlarına stent takılmış. Operasyonun yorgunluğunu atlatması biraz zaman alacakmış; ama sağlık durumu iyiye gidiyormuş. En çok da 'geçmiş olsun' mesajı gönderenlere tek tek mukabelede bulunamamaktan dolayı üzülüyormuş. Tüm dostları can-ı gönülden kucaklıyormuş. Biri Türk, diğeri Amerikalı iki yazarın kitabını merakla bekliyorum. Bakalım inanç kucaklanabilir miymiş? |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







