| Bilim ve Teknolojide İlerleme de Takvadır |
|
|
| Hüseyin Gülerce, Zaman | |
| 29.01.2004 | |
|
İslam ve terör, modernite ve İslam, demokrasi ve İslam, kadın ve İslam konularındaki tartışmaların, dinimizin sorgulanmasına dönüşmesi, asıl itibariyle Müslümanların halen içinde bulundukları acziyetten, geri kalmışlıktan, medeniyet yarışında gerilere düşmesinden kaynaklanıyor. Mağlupların acziyetiyle savunma psikolojisine girilmesi, sadece tepkiler verilmesi ebedî bir mahkumiyet değildir. Bir çıkış yolu olmalı. Bu çıkış yolunu bize, çağın ve Müslümanlığın yeniden okunması gösterebilir. Türkiye'nin, İslam coğrafyasının ve dünyanın doğru okunması, feraset sahibi yöneticiler ve gerçek entelektüeller sayesinde mümkündür. Ayrı bir bahis olarak ele alınmalıdır. Müslümanlığın yeniden okunmasına gelince pek çok kişi gibi ben de günümüzde bunun en doğru şekilde muhterem Fethullah Gülen tarafından başarıldığına inanıyorum. Sayın Gülen, Kırık Testi'de (sayfa 298-304) konuyu ele alırken benim dikkatimi en fazla "takva"ya getirdiği yorum çekti. Allah'ın istediği gibi bir kul olmak için insanlar arasında ölçü getirdiği takvayı, biz daha ziyade "bütün günahlardan kendini korumak, dinin yasak ettiklerinden ve haram olduğunda şüphe duyulan şeylerden kaçınmak" olarak biliyoruz. Kur'an-ı Kerim'in muhtevası, mânâsı ve derinlikleriyle anlaşılması nasıl zarurî ise, bu mânâda nasıl takva sahibi olmak gerekiyorsa, bununla beraber kainat kitabının, yaradılış kanunlarının, dünyanın kurallarının okunup anlaşılması da zaruridir. Yani bilime, teknolojiye, eğitime, sağlığa, yönetime, adalete önem vermek, sırf insanlığın barışı, insanın huzuru ve mutluluğu için, böylece onlara dinlerini güzelce yaşama ve yaşatma imkânlarını sağlamak için gayret ve çaba göstermek de takvadır. İşte takvanın bu ikinci yorumunu tam on bir asırdır ihmâl ettiğimiz için, yani Kur'an ve kainat kitaplarını beraber okumadığımız için, bugün Müslümanlar yeryüzünde sefaletin ve geri kalmışlığın temsilcisi durumundadır. Takvayı iki yönüyle birlikte anlayabilseydik, bugün bilim ve teknolojide lider biz olurduk. Uzaya ilk biz gider, arabayı, uçağı biz yapar, insanımızı zengin, ülkelerimizi mamur ederdik. Müslümanlığa başkalarının bakışı, takdiri ve kabulü de çok önemlidir. Çünkü sizi değerlendirirken bu bakış açısı, takdir ve kabul bir ölçüdür. Siz bu ölçüye göre saygı görür ya da görmezsiniz. Takvanın, kainat kitabının doğru okunmasına ve yaratılış kanunlarına riayeti ilgilendiren yönünü ihmâl ederseniz, Müslümanlığın yanlış bir temsilcisi olursunuz. Bugün cehaletin, fakirliğin pençesinde, her biri başka bir Batılı ülkeye el açmış Müslümanları kim dinler, kim dinlemeye değer bulur? Üstelik bu sefalet ve inandırıcı olamama, İslam'a ve Kur'an'a fatura ediliyor. Dine sıcak bakan, yakın duran insanlar da gelip gelip işte bu yüzden Müslümanların haline takılıp kalıyorlar. Bir mü'min olarak Allah'ın emirlerini tutup, yasaklarından kaçınmak konusunda elbette hesaba çekileceğiz. Ama tabiata, hayata konan kanunlara, kurallara uymadığımız, bu yüzden de Müslümanlığa getirdiğimiz menfîliklerden, Müslümanlara yaşattığımız fakirlikten, çektirdiğimiz acılardan dolayı sorgulanmayacağımızı kim temin edebilir? Mesela hicrî 3. ve 4. asır bir yönüyle belki bizim Rönesansımız sayılır. O dönem çok göz alıcıdır. O dönemde müthiş beyin fırtınaları yaşanmıştır. Allah (cc) mü'minlere, "Neden bu meseleyi daha 4. asırda dondurdunuz, ileriye götüremediniz?" diye sorabilir. "Neden yardım eden konumunda iken, dilenci haline geldiniz? Neden sizin bir yere kadar getirdiğiniz ilmî gelişmeyi Batılı aldı değerlendirdi ve siz yaşadığınız çağları neden ıskaladınız?" diye sorabilir. Başbakan Sayın Erdoğan, Washington'da ABD Başkanı Sayın Bush ile görüşürken Irak, Kıbrıs ve AB üyeliğimiz için ondan destek beklerken ben de kendimize döndüm, baktım. Her işin neticesini Allah'tan beklemek, amenna. Aynı zamanda sebeplere riayet etmeyi unutmama. İşte mü'minin duracağı nokta. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







