| Paranoya |
|
|
| Ali Bulaç, Zaman | |
| 06.03.2004 | |
|
Paranoya, psikozlar sınıfında yer alan ağır bir akıl hastalığıdır. En önemli belirtisi vehim, kuşku ve korkunun kişiliği sarması halidir. Bu hastalığa yakalanmış kişi, en yakınları dahil çevresinin düşmanlarla çevrili olduğunu düşünür, devamlı bir komplonun rahatsızlık verici tedirginliği içinde yaşar. Büyüklenme duygusu, kişinin kendini herkesten üstün görmesi diğer belirtileri arasında yer alır. Ancak bazı durumlarda gerçek şahısların yakalandığı hastalıktan ayrı olarak politik amaçla kullanılan paranoyalar da vardır. Siyasetin en ağır ve tahripkar olanı paranoya ile ilişkilendirilmiş olanıdır. Paranoyayı siyasette etkili bir araç olarak kullananların bir kısmı, sahiden ağır veya hafif şiddette bu hastalığa yakalanmışlardır ve bilinçli, sistemli olarak bulundukları konumdan yararlanarak etrafa paranoya yaymaktadırlar. Bu tip siyasetçiler, önceden kestirdikleri hedeflerine, gayri meşru emellerine ulaşmak için yaygın bir paranoya yaratma ihtiyacını hissetmektedirler. Gerek ağır bir hastalık olarak paranoya, gerekse bu hastalığın yukarıda işaret ettiğimiz fonksiyonel ilişkisiyle ilgili olarak son zamanlarda okuduğum en önemli yazı Sızıntı Dergisi'nin 2004-Ocak sayısında yayınlandı. Daha sonra Zaman Gazetesi'nde Fethullah Gülen Hoca'nın imzasıyla yayınlanan bu yazı, özellikle son yıllarda iç ve dış siyasette karşılaştığımız birçok olaya açıklama getirmesi bakımından önemlidir. Yazıdan da anlaşılacağı üzere, paranoyanın en tehlikeli türlerinden biri, hastalığın bir politika aracı olarak kullanılması yanında, belli politik konumlarda bulunan etkili ve yetkili kişilerin sahiden söz konusu hastalığa yakalandıklarında dünya ölçeğinde yarattıkları/yaratabilecekleri tehlikedir. Başka bir ifadeyle, bu kişiler, mevhum bir tehlikeye dikkat çekip bunun üzerine tedbir türünden adımlar atmaya çalışırken -mesela önleyici savaş doktrini-, aslında bizzat kendileri herkes için tehdidin kaynağı ve sebebi olmaktadırlar. Meydana getirdikleri tehdidin kapsamı ve şiddeti konumlarının etkisine göre değişmektedir. Bunlar, "düşüncelerinin, tasarılarının ve operasyonlarının meşru görünmesi adına herkesin aynı ölçüde vehme ve hezeyana itilmesi zaruridir. Çünkü bu planların gerçekleşmesi adına toplumsal, hatta uluslararası bir paranoyaya ihtiyaç vardır. Bunun için de mutlaka şöyle-böyle, gazeteleriyle-mecmualarıyla, televizyonlarıyla-radyolarıyla bütün medya kuruluşları harekete geçirilmeli; çeşit çeşit tehdit unsurları sıralanmalı; demokrasinin, insan haklarının, cumhuriyet esaslarının tehlikede olduğu üzerinde durulmalı; yığınlar, ülkenin ellerinden uçup gideceği yalanına inandırılmalı; saf halk kitleleri üzerinde toplumun dört bir yandan kuşatıldığı vehmi uyarılmalı ve ne yapıp ne edip herkes delirtilmelidir ki zirvedeki mustatil cinnet yadırganmasın." Yazıya göre "bugün, Çin Seddi'nden Merakeş'e, Kapadokya'dan okyanus ötesi ülkelere kadar hemen her yerde iflah etmeyen bir paranoya yaşandığını/yaşatıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz." Dünyadaki gelişmeleri yakından takip ettiği kesin olan Hocaefendi, bizi her gün biraz daha içine çekmekte olan büyük bir tehlike konusunda uyarmaktadır. Ortada içyüzü, hakiki amaçları deşifre edilmesi gereken sahte bir söylem; bütün unsurları, konseptleri ve mecraları çok iyi ayarlanmış bir propaganda vardır. Bizler de zaman zaman bu ustalıkla düzenlenmiş içi boş söylemlere, sahte iddialara, yön şaşırtıcı propagandaya kanarak, en sonunda bizi de öğütecek olan bir değirmene şuursuzca su taşımaktayız. Bu çerçeveden ülke ve Müslüman dünya olarak nasıl tanımlandığımıza, neyle suçlandığımıza, bize kimlerin ne türden bir rol ve misyon vermek istediğine ve hangi mecralarda suiistimal edilmek istendiğimize iyi bakmamız, çok yönlü muhasebe yapmamız lazım. Sorgulamadan dışarıdan kabul ettiğimiz her tanımlama bizi suiistimal eder; sahip olmadığımız ve fakat ısrarla bize yakıştırılan her sıfat bizim üzerimizden birtakım hesapların yapılmasına fırsat verir. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







