İslâmî Hakikatler ve Yaşanılan Devrin Bilinmesi Yazdır E-posta
Fethullah Gülen   
18.05.2006

Devrimizde dünyaya bakış, eşya ve hâdiseleri değerlendirme tamamen ‎değişmiştir. Günümüzde mantık ve akliyecilik daha bir ağır basmaktadır. Küfür, ‎ilhad; fen ve felsefe adıyla konuşmaktadır. Bunun karşısında Müslüman aynı ‎teknikle mukabelede bulunmak zorundadır. Bu da kendi devrinin kültürünü ‎bilmekle yakından alâkalıdır. Zaten bir bakıma gerçek ilm ü irfan da budur. Zaten ‎ilm ü irfan da mü'minin ayrılmaz birer vasfıdır. ‎

Devrini bilmeyen insan, karanlık bir dehlizde yaşıyor demektir. Böyle bir ‎insanın sair insanlara din, îman adına bir şeyler anlatmaya çalışması ise ‎beyhudedir. Zira, zaman ve hadiselerin çarkları, onu, bugün olmazsa yarın ‎dermansız ve tesirsiz hâle getirecektir. Onun için Müslüman günün ilim ve kültür ‎seviyesine uygun ve denk bir paralellik içinde anlatılması gerekenleri anlatmalı ve ‎başkalarına intikal ettireceği meseleleri de bu şekilde intikal ettirmelidir. Şunu ‎kat'iyetle ifade edebilirim ki, günümüzde arz ettiğimiz bu noktayı tutabilen bir ‎mübelliğ ve mürşit, âhirette aktâp ve velileri aşarak nebilerin arkasında yer ‎alabilecektir. Evet bu vazife, o kadar mukaddes ve mübecceldir. Bu noktayı ‎yakalamak da, o kadar zor ve zor olduğu kadar lüzumludur. ‎

Evet, devrini bilmeyen insan yer altında yaşayanlardan farksızdır. Halbuki ‎tebliğ adamı fezalarda seyahat etme zorundadır. O, kafasıyla yıldızlar arasında ‎dolaşırken, kalb ve letâifiyle cennetlerin temaşâsında olmalıdır. Aklı, onu elinden ‎tutup onu Pastör'le beraber lâboratuvarlara götürmeli, Einstein'le varlığın ‎derinliklerinde dolaştırmalı ve tabiî ruhuyla da o hep, Allah Resûlü'nün (s.a.s) ‎arkasında el-pençe divan durmalı ve günde birkaç defa O'nun insibağından ‎geçmelidir. Bana göre işte hakikî mürşit de budur. ‎

Bakın, Nebiler Serveri'ne (s.a.s)!. O, kendi devriyle nasıl hesaplaşılacaksa öyle ‎hesaplaşmış ve onun için de tebliğ ettiği her şey muhataplarında makes bulmuştur. ‎Zaten Cenâb-ı Hakk'tan gelen hiçbir emir, kâinatta cereyan eden hâdiselere ters ‎değildir. Yeter ki, insan varlığın hikmet ve ruhunu kavrayabilsin; kavrayabilsin ve ‎tebliğini ona göre ayarlasın. Sahabe de, Allah Resûlü'nden aldığı dersle yaptığı ‎tebliğini, yine hep günün şartlarını ve muhatapların durumunu dikkate alarak ‎yapmıştı. Bundan dolayı da çok kısa zamanda, dünyayı dize getirecek kadar güçlü, ‎hikmetli bir seviyeye yükselmişlerdi. Daha sonra gelen ve Allah Resûlü'ne (s.a.s) ‎varis olabilen bütün büyükler ve değişik çığırlar açıcılar da, hep aynı şekilde ‎davranmışlardı. İmam Gazâlî, İmam Rabbânî ve Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî tebliğ ‎gergefini hep devrin idrak ve kültürüyle örgüleyenlerdendirler. Bundan dolayı da ‎tesirleri günümüze kadar devam etmiştir. Fakat ne yazıktır ki, iş bize düşünce ‎kötü bir mirasyedi gibi ilme sırtımızı dönmüş, gerçek Müslüman olmanın âdâp ve ‎erkanını alt-üst etmiş ve cehlimize kurban gitmişizdir.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 10.11.2006 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; bâki olan, hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar, bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galip geleceklerdir. Onun içindir ki, en büyük siyaset, hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri