| Fethullah Gülen ve Devlet |
|
|
| Hüseyin Gülerce, Zaman | |
| 15.10.2004 | |
|
28 Şubat'ın "postmodern darbe" sürecinde yargısız infaz edilen, üstelik "devleti ele geçirmekle" suçlanan Fethullah Gülen, acaba devlet konusunda ne düşünüyordu? Bu sorunun kapsamlı bir cevabını Sayın Gülen'le ilgili bir sitede (www.herkul.org) Kırık Testi bölümünde bulduk. Dindar insanların devlete bakış açısını en güzel şekilde ifade eden değerlendirmeyi okuyucularımla paylaşmak istiyorum: "Bazı dönemlerde devletler kutsanmış, mukaddes kabul edilmiştir. Ancak İslam, 'ruhbaniyet'e yer vermediği için ruhanî meclislerin taassubu altına girmeden, halkın doğrudan ve en yüksek seviyede katılımı ile desteklenen bir devlet şeklini tavsiye eder. Devlet bir gaye değildir; o insanların saadet-i dareyne (iki cihan saadetine) erişmeleri hususunda yardımcı bir araçtır. Görevi ise, insanların her iki dünyada da huzur ve saadeti bulabilecekleri bir hayat için zemin hazırlamaktır. Onu kutsama, mukaddes sayma gibi bir yanlışlığa düşmeden devlete karşı saygılı olmak ise bir vatandaşlık görevidir. "Meseleye umumî prensipler açısından ve küllî bir nazarla bakmak gerekir. İslam'ın hata ve günah gibi konularda genel bir bakışı vardır. İnsan iman ettiği halde bazı hatalar yapabilir, günahlara girdiği olur. Bağışlayın zina eden, hırsızlık yapan müminler olabilir. Böyle çirkin bir şey yapan insan, bu günahları helal saymadığı sürece mümindir ama, fâsık mümindir, fâcir mümindir, belki bazen zalim mümindir. İşte millet de, devlet de hataları ve günahları olan bu fertlerden mürekkeptir. Yani devlet, Allah'ın emirlerine, İslâm'ın prensiplerine ve tavsiyelerine tam riayet etmese de saygı duyulmaya ve desteklenmeye lâyıktır. Zira onu meydana getiren fert fert bizleriz. Devletin karşısında olduğumuz zaman kendi kendimizin karşısında olmuşuz demektir. Devlet bugün istenen seviyede değilse, bunun sebebi atalarımızın ve bizim ihmallerimizdir. Bir hadislerinde Efendimiz şöyle buyurmuyor mu? 'Siz nasıl olursanız, öyle de idare edilirsiniz...' İlk Meclis milletvekillerinden Tahir Efendi şöyle diyor: 'Unutmayın ki, bir şeyin altında ne varsa kaymağı da o cinsten olur; tabanında ne varsa tavanına da o vurur. Yoğurdun üstünde yoğurt kaymağı, sütün üstünde süt kaymağı, şapın üstünde de şap kaymağı bulunur.' "Yani fert, fert olarak, toplum da toplum olarak iyilik ve dürüstlüğünü korumalıdır. Fertler düzelirse toplum da düzelir. "Meselenin bir diğer yanı da şudur: Bu mevzuda bir sorgulamaya kalkarsak çoğu zaman dengeyi de koruyamayız. Farkında olmadan devletine karşı milletin güvenini sarsarız. Devlete karşı güveni sarsmak da anarşiye, teröre ve başıbozukluğa vize vermek demektir. Devlete arka çıkmak, devletin yanında olmak, varsa gelecek vaat eden bir projenin onu rical-i devletle paylaşmak müminin şiarı olmalıdır. Unutulmamalı ki, kargaşadan nizama yürünmez. Ancak nizamdan daha iyi bir nizama yürünür. "Fakat siz 'en masum hizmetlerde bile bir garaz arıyorlar' diyebilirsiniz. Ben devleti teşkil eden müesseselerin size, bize, falana-filana karşı olduğu kanaatinde değilim. Bazı müesseselerde çığırtkan, sürekli sesini yükselten ve başkalarını sese boğan, gürültüleri, faaliyetlerinin çok önünde bir kısım kimseler size devlet gibi görünüyor olabilir. Size karşı olan devlet değildir, marjinal bir gruptur. "Dolayısıyla millet için hayatî ehemmiyeti olan çok önemli bir müesseseyi karşınızdaymış gibi görmek büyük bir hatadır. Böyle bir hatadan hareket ederek onu takbih etmek, kötülemek, sürekli tenkitlerde bulunmak iki kat hata. Hele bir de ona karşı güveni sarsmak, milletin itimatsızlığına sebep olmak ve böylece onu zaafa uğratmak kat kat bir hatadır. "Diğer taraftan kimsenin bize karşı olmaya, bizi istememeye de hakkı yoktur. Biz, millet için kalbi sevgiyle çarpan, sinesi pır pır atan bir avuç insanız. Üç-beş tane sergerdana bakarak, oligarşik bir azınlığın çirkin tavırlarına takılarak koskocaman bir devlet müessesesini yıpratmak, sarsmak doğru değildir." Bütün okuyucularımızın mübarek Ramazanlarını tebrik ediyorum. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







