| Yeni Çatışma Zeminleri ve Suikast Endişeleri |
|
|
| Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak | |
| 19.11.2004 | |
|
AK Parti'nin varlığı ve temsil ettiklerinin yaşanan bunca gelişmeye, bunca deneyime rağmen hâlâ bazı kesimler tarafından sindirilmediğini söylemiştik, dün. Nitekim bu kesimlerin 17 Aralık tarihinde Türkiye'ye ret yanıtı verilecekmiş gibi bir hazırlık ve ruh hali içinde oldukları aşikar. Malum; bir süre öncesine kadar bu kesimlerin, hatta kimi kurumların bir süre öncesine kadar Türkiye'nin AB macerasının biteceğine inandığı, 2005 yılını bir hesaplaşma yılı olarak planladığı yazılıp, çiziliyordu. İşler istedikleri gibi gitmedi, Türkiye-AB ilişkileri yaşanan iniş çıkışlara rağmen doğru ve akıcı bir hatta seyretti. Ancak 17 Aralık'a yönelik belirsizlik bu kesimleri beslemeye devam ediyor. Her fırsat, örneğin 6 Ekim tarihli İlerleme Raporu'nun kimi ibareleri, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu'nun hazırladığı "Azınlık Raporu", kimi örgütler, kurumlar ve partiler tarafından siyasi tansiyonu yükseltmek, gerginliklere zemin hazırlamak, hükümeti yıpratmak için kullanıldı, kullanılıyor. Öylesine ki, kimi medya grupları farklı gazetelerini farklı ihtimallere uyarlamaya çalışıyorlar. Nitekim dünkü Milliyet Gazetesi'nin manşetinde yer alan, hükümetin ABD ile mutabakat içinde hazırladığı 1 Mart tezkere metnine ilişkin haber de, haberin oluşum tarihi ve haber yapılması arasındaki makas dikkate alınırsa, zamanlaması ve içeriği itibariyle bu çerçeveye oturuyordu. Haber tezkere metninde Irak'ta Türkmenlerin de, Kürtler ve Araplarla birlikte kurucu unsur olarak tanımlandığını, AK Parti grubunun bu tezkereyi reddederek Irak'ta Türkiye'nin çıkarları aleyhine bir durum oluşturduğunu ima ediyordu. Açıkçası "savaşın nimetleri" üzerine kurulu, "Enver Paşa sendromu"na dayalı bir bakış açısını bugün yenilemek hükümete ve AK Parti'ye yönelik bir zemin gücü yoklamasına çok yakın durmaktadır. Dozu farklı olsa da, 17 Aralık sonrası Türkiye'nin yeni bir istikrarsızlaşma dalgasıyla karşılaşabileceği endişesi diğer kesimlerde de mevcut... Bu konudaki en keskin görüşü, www.herkul.org sitesinde kendisiyle yapılan bir söyleşide Fethullah Gülen ifade etmiş. Şöyle diyor: "Ülkemizde ne zaman ekonomi düzlüğü çıkmaya başlamışsa, istikrar esintileri yavaş yavaş hissedilir olmuşsa, maalesef, hemen bir kısım hadiseler başgöstermiştir. Eğer, bu meselenin sebebi ekonominin düzlüğe çıkması ve gelecek adına ülkenin biraz istikrar vaadetmesi ise, bu mevzuda Türkiye olumlu bazı şeyler ortaya koydukça, kendisini biraz daha tehlikeye arzediyor demektir. Yani, bundan sonra da o mel'un cinayetler olacak demektir. Bundan 8-9 ay evvel bir dostum vasıtasıyla, bana, bu türlü şeyleri bilen, çok üst seviyelerde vazife görmüş bir insanın 'Önümüzdeki aylarda Türkiye'de yeniden kan gövdeyi götürecek, seri cinayetler işlenecek' dediği nakledildi. Mesela, 'Falan falan tür simalar bu dönemde Türkiye'de bulunmasalar iyi olur. Çünkü seçilen hedefler onlar da olabilirler' denildi. Evet, o uzman 'Kan gövdeyi götürecek' diyor. Ben yine aynı mülahazamı tekrar edeyim: Bugün belli ölçüde tekerleği tümseğe çıkarmış gibi görünen Türkiye gibi bir ülkede, ben dilerim, yeniden istikrara dokunacak, ümitleri kıracak ve insanlarda bir kısım paranoyalar hasıl edebilecek böyle bir süreç başlamasın..." Fethullah Hoca kadar karamsar olmaya gerek yok... Ancak şu açık, Türkiye önümüzdeki günlerde AB değişim sürecinin ikinci çatışma ve gerginlik safhasını yaşayacak. Bu safha daha önce de söylediğimiz gibi sadece ideolojik ve politik unsurlardan oluşmayacak, ekonomi, tarım, gelir dağılımı, işsizlik meseleleri de bu tartışmaların parçası haline gelecek, bu durum geniş çaplı toplumsal hareketleri kuşatabilecek niteliktedir. Ama kanımız odur ki, tüm bunlara rağmen, hiçbir direnç tarihin akışını ve ülkenin istikametini geri çevirecek güçte olmayacaktır... |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







