| AB Parlamentosu'nda Abant 'Beyin Fırtınası' |
|
|
| Erhan Başyurt, Aksiyon | |
| 13.12.2004 | |
|
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı bir ilke daha imza attı ve Abant Ruhu'nu Avrupa Parlamentosu'na taşıdı. Toplantıda uzlaşma kültürüne vurgu yapıldı, AB ile Türkiye arasındaki din ve kültür farklılığının Türkiye'nin AB üyeliğine etkisi tartışıldı. Gazeteci ve Yazarlar Vakfı'nın oluşturduğu Abant Düşünce Platformu, bir ilke daha imza attı. Uluslararası bir tartışma platformu haline gelen Abant, bu kez farklı fikirleri Avrupa Parlamentosu'nda buluşturdu. Türkiye'de, farklı kesim ve görüşlerden aydınları altı kez bir araya getirerek, fikir tartışmaları ile uzlaşma kültürünü geliştiren Abant, nisan ayında Washington'da, geçtiğimiz hafta da Brüksel'de bu geleneğini sürdürdü. 2-3 Aralık tarihlerinde yapılan "Türkiye'nin Avrupa Perspektifi: Kültür, Kimlik ve Din" konulu toplantı, Avrupa Parlamentosu'ndaki Türkiye tartışmalarını hatırlattı. Belçika Katolik Leuven Üniversitesi, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi ve Avrupa Parlamentosu'nun ortaklığında gerçekleşen toplantı renkli katılımcıları ve fikri tartışmaları ile dikkat çekti. Türkiye'de din ve inanç özgürlüğü, AB ile Türkiye arasındaki din ve kültür farklarının Türkiye'nin üyeliğine etkisi, AB'nin Müslüman azınlıklar ve Türkiye'deki dini gruplara bakışı masaya yatırıldı. Toplantıda, Türkiye'ye 17 Aralık'ta bir tarih verilmesi konusunda Avrupalı bazı akademisyenlerin sağduyulu çıkışları da dikkat çekti. Avrupa Parlamentosu Enformasyon Bürosu Başkan Yardımcısı Andre De Munter, açılış konuşmasını akıcı bir Türkçe ile yaparak, herkesi şaşırttı. "Aramızdaki farklılık ve benzerliklerin neler olduğunu görmek için bu gibi tartışmalara ihtiyaç var." diyen Munter, "Avrupa Parlamentosu'na hoş geldiniz! 14 Aralık'ta Genel Kurul, tarihi zirveden üç gün önce Avrupa Komisyonu'nun İlerleme Raporu ile ilgili resmi görüşünü ortaya koyacak. Bundan sonra çoktan beklenen 17 Aralık Zirvesi kara gün değil, karar günü, daha önemlisi de kararlılık günü olarak tarihe geçsin." sözleri ile temennilerini dile getirdi. Türkiye'nin Avrupa macerasının kırk yılın hikâyesi olduğunu söyleyen Munter, kırk sayısının Türkçe'de sıradan bir sayı olmadığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu uzun dönemde Türkiye, kırk kapının ipini çekti mi? Acaba Avrupa kapısı Türkiye için bir sınır kapısı mı kalacak? Kırk yıl boyunca bu soruyu net olarak cevaplamamak için kırk dereden su getirenler vardı, hâlâ var. Ancak durum gün geçtikçe netleşiyor ve son ana kadar kabuklarına çekilenler önümüzdeki iki haftada yüzlerini göstermek zorunda kalacak. Alınacak karar ne olursa olsun bu da olumlu bir gelişmedir." Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye oturumundan 12 gün önce gerçekleşen 8. Abant Toplantısı'nda, Türkiye'deki gayr-i müslimler ile Müslümanların sorunları da açıkça dile getirildi. Toplantının eş başkanlığını yapan Prof. Niyazi Öktem, Fener Rum Patrikhanesi'ni temsilen konuşma yapacak olan Fransa Metropoliti Emmanuel Adamakis'i, "Ekümenik Patrik'in mesajını okuyacak." diye takdim edince, ilginç bir diyalog yaşandı. Adamakis, Türkiye'de Patrik'in "ekümenik" olarak tanınmadığını, Patrik'in bu konumunun hukuken de tanınması gerektiğini ifade etti. Adamakis, azınlık vakıfları, yetimhanesi ve okulları konusunda da Türkiye'de halen sorunlar bulunduğunu belirtti. Selanik Üniversitesi'nden Prof. Charalambos Papastathis de, ikinci gün yaptığı konuşmasında "ekümenik" sıfatının siyasi olmadığını, teolojik bir hiyerarşiyi gösterdiğini, Patrik'in bu sıfatının tanınması gerektiğini söyledi. Papastathis, Heybeliada Ruhban Okulu'nun da çok-uluslu bir okul olarak, papaz yetiştirilmesi için açılması gerektiğine dikkat çekti. Türkiye'de, azınlık vakıflarının mülkleri ve kamusallaştırılması sıkıntısını dile getirdi. Her iki çıkışa emekli Büyükelçi Gündüz Aktan, diplomatik bir yolla cevap verdi. Aktan, bahsedilen sıkıntıların benzerinin fazlası ile Batı Trakya'daki Türk azınlık tarafından da yaşandığını hatırlattı. Müftü seçmelerine izin verilmediğini, vakıf malları konusunda da sıkıntılar bulunduğunu kaydetti. Aktan, sorunların siyasi olduğunu ve karşılıklı adımlarla çözülmesi gerektiğini vurguladı. Yunan asıllı akademisyen Ordinaryüs Prof. Dimitri Kitsikis de, Türkiye'ye 17 Aralık'ta müzakere tarihi verilmesi gerektiğini savundu. "Yeni bir Avrupa kurmamız lazım. Yunanistan'ı alıp ikinci kol Türkiye'yi üye almamak olmaz." diyen Osmanlı uzmanı Kitsikis, Türklerin "aka aka kan kalmamıştı" dediği İstanbul'u kurtardıklarını ifade etti. Osmanlı'nın Avrupa'dan sürülen Seferad Yahudileri'ne kucak açan yegane devlet olduğunu da hatırlatan Kitsikis, "O zaman Avrupa işgalci ve sömürgeciydi." dedi. 17 Aralık'ta kötü şeyler olmasından korktuğunu ifade eden Kitsikis, "Bir yerde sabır taşar. Ne istiyorsunuz? Türkiye'ye muayyen bir gurur bırakalım." sözleriyle de tepkilerini dile getirdi. Barış Köprüsü Olma Misyonu Türk Ermeni Ortodoks Kiliseleri temsilcisi Mashalin ise, Türkiye'deki en büyük Hıristiyan azınlık grubunun temsilcisi olarak, Türkiye'nin üyeliğini istediklerini belirtti. Mashalin, Rum vakıfları ile benzeş olan sorunlarını da onlarla aynı üslupta nazara vermekten kaçındı. "Hıristiyanlık bu topraklardan Avrupa'ya geçti. İpek Yolu, bu topraklardan Avrupa ile Asya'yı bağladı. Haçlı orduları ve İslam orduları bu topraklarda savaştı." diyerek, Türkiye'nin tarihten günümüze önemini vurgulayan Mashalin, "Tarih bu topraklara barış köprüsü olma misyonu yüklüyor." tespitinde bulundu. Toplantıda, Avrupa Parlamentosu'nda bir ilk gerçekleşerek, Türkiye'de çoğunluğu oluşturan Müslümanların sorunları da dile getirildi. Gazeteci Nazlı Ilıcak, Türkiye'de sadece azınlıkların sorunları olmadığına, "başörtüsü" gibi çoğunluğu da kapsayan sorunlar olduğuna dikkat çekti. Gazeteci-yazar Ali Bulaç da, bir soru üzerine "Türkiye'de, azınlığın haklarına özenen çoğunluk var." tespitinde bulundu. Bulaç, 80 bin kız öğrencinin başörtüsü sebebi ile okullarından uzaklaştırıldığını, 5 bin öğretmenin de aynı sebeple mesleğini icra edemediğini, 12 yaşından küçük çocukların Kur'an-ı Kerim eğitimi almalarının yasaklı olduğunu ve 80 bin camide aynı hutbenin okutulduğunu vurguladı. Avrupa Parlamentosu'nda gerçekleştirilen 8. Abant Toplantısı'na, Türkiye, Avrupa ve Amerika'dan 200'e yakın aydın katıldı. Toplantıya Türkiye'den katılımcılar da oldukça zengin ve renkliydi. Prof. Kenan Gürsoy, Prof. Dr. Eser Karakaş, Prof. Nilüfer Göle, Prof. Niyazi Öktem, Prof. Ahmet İnsel, Prof. İlter Turan, Prof. Bekir Karlıağa, Prof. Mehmet Altan, Prof. Mithat Melen, Prof. İlkay Sunar gibi saygın akademisyenlerin yanı sıra, medya dünyasından Ali Bulaç, Fehmi Koru, Abdullah Aymaz, Cengiz Çandar, Nazlı Ilıcak, Gülay Göktürk, Oral Çalışlar, Gülay Kömürcü, Hrant Dink, Hadi Uluengin, Mahmut Çebi, Kerim Balcı, Ali Aslan, Selçuk Gültaşlı, Murat Keskin ve Aydoğan Vatandaş gibi tanınmış gazeteci-yazarlar katıldı. Siyaset dünyasının saygın isimlerinden Lütfullah Kayalar, Mehmet Sağlam, Ali Müfit Gürtüna ve ASAM Başkanı emekli Büyükelçi Gündüz Aktan da Brüksel'deki toplantıya fikri katkılarda bulundu. Gazeteci ve Yazarlar Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Hüseyin Gülerce, toplantının Türkiye'deki entelektüel birikimi uluslararası platforma taşıdığını ve AB'ye üyeliğin sivil irade ile güçlendirilmesine de katkı yaptığını belirtti. Gülerce, Türkiye ve AB arasında kültürel ve dini farklılıklar bulunduğunu, ancak "bu farklılıkların iyi harmanlanması ve kıvamında pişirilmesi halinde 'aşure' tatlısı gibi, çok leziz bir ürünün ortaya çıkacağını söyledi. Gülerce'nin, 'aşure yapma' teklifi katılımcılardan bolca alkış aldı. 17 Aralık'taki Brüksel Zirvesi öncesi yapılan toplantıya, Belçika Parlamentosu'ndan Türk asıllı milletvekilleri katılırken, Belçika Dışişleri Bakanı Karel de Gucht da Türkiye resmi ziyareti dönüşü kapanış konuşmasını yaptı. Fethullah Gülen: Ab Üyeliği Türkiye'yi Güçlendirecektir Avrupa Parlamentosu'ndaki toplantıya sağlık sorunları sebebiyle ABD'de bulunduğu için katılamayan Gazeteci ve Yazarlar Vakfı Onursal Başkanı Fethullah Gülen de bir mesaj gönderdi. 20. asrın başında en kritik ve tarihi bir dönemeçte Mustafa Kemal Atatürk'ün tercihini millet iradesinin ifadesi olan Cumhuriyet'ten yana koyduğunu belirten Gülen, bu tercihin, milli varlığımızın yönetim biçimine dönüşmesi manasına geldiği gibi, muasır medeniyet hedefine doğru atılan bir adım olduğunu kaydetti. Gülen'e göre, "Bu adım bugün yeni bir ufka ermiştir. Atatürk'ün gösterdiği 'muasır medeniyet' hedefi Avrupa Birliği vesilesiyle yeni bir noktaya gelmiştir." "Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana yürüdüğümüz bu yolda hemen herkes kendine düşen sorumluluğu yerine getirdi." diyen Gülen, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tarihi rolünün de unutulmaması gerektiğini ifade etti. Gülen, AB yolunda en büyük engelin ordumuz olduğuna dair çıkartılan söylentilerin fiilen tekzip edildiğini ifade etti. "Türkiye'de geleceğe dair ümitlerimizi arttıran çok güzel gelişmeler olmaktadır. Bölgesinde itibarı yükselmektedir. Türkiye'nin AB üyeliği Avrasya'nın kalbinde bir barış adası olarak rolünü de tahayyüllerin ötesinde güçlendirecektir." tespitinde bulunan Gülen, dünyadaki birçok akil adamın Türkiye'nin medeniyetler çatışmasını önleme adına arz ettiği potansiyelde hemfikir olduğunu, Avrupa Birliği'ne girmiş bir Türkiye'nin, İslam dünyası ile Batı arasında köprü kurma fonksiyonunu daha da başarıyla ifa edeceğine dikkat çekti. Türkiye'nin Avrupa ile ilişkileri asırlar öncesine dayandığından Avrupa tarihini Türkiye olmaksızın yazmanın mümkün olmadığını dile getiren Gülen, Avrupa Birliği'nin bunun bilincinde olarak 17 Aralık'taki zirvede Türkiye'nin Avrupa'daki yerini muhkemleştirecek bir karar vermesini ümit ettiğini kaydetti. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







