Ana Sayfa
Nurettin Veren Şantaj Yapıyordu Yazdır E-posta
Değerlendirme: / 584
Kötüİyi 
Milliyet   
28.01.2005

Çok güvendiğiniz, "sağ kolum" diyeceğiniz biri var mı?

Ben kimseye sağ veya sol kolum demedim. Aslen Erzurum'luyum. Kırklareli'nde ve Edirne'de bulundum; oralarda bana karşı vefalı davranan çok kıymetli arkadaşlarım oldu. Sonra İzmir'e geldim. Allah, Hacı Kemal –makamı cennet olsun- Mustafa Birlik, Yusuf Pekmezci, Köse Mahmut gibi en kıymetli dostları bana orada nasip etti. Eğer bir sağ koldan bahsedilecekse işte bunlar vardı ve eğer onlardan biri benim sağ kolum olsaydı, ben o kolun altında kalır ezilirdim, taşıyamazdım onu. Çünkü, bir sağ kol olacaksa, keşke bunlardan biri beni sağ kol olarak kabul etse, keşke bir Hacı Kemal, bir Mustafa Birlik olabilseydim 'keşke Yusuf Pekmezci'nin yerinde olsaydım' derim.

Sizin 35 yıllık sağ kolunuz olduğunu söyleyip, bazı açıklamalarda bulunan Nurettin Veren var. Söyledikleri doğru mu?

Eğer Allah nezdinde birinin hakkı varsa o hak asla kaybolmaz; Allah herkesin nerede olduğunu biliyor.

Sizi siyasilerle tanıştıran, yurtdışı açılımlarınızı sağlayan Nurettin Veren miydi?

İddialarını okumadım; arkadaşlar internetten bir kısmını aktardılar. Özet olarak dinleyince hayret ettim, etrafında beliren birkaç insanla birlikte, herkesin takdir ettiği, bir zamanlar kendilerinin de takdir ettiği hizmetlere karşı menfi tavır içine girdiler; asılsız şeyler söylediler.

Olmasını istediği şeylere bakınca şaşırıyorum, hukuk vazıı (kanun koyucu) gibi konuşuyor, "Bu hareket Kızılay gibi Yeşilay gibi şey olsun, başına (içinde kendisinin de bulunduğu) bir kayyım heyet konulsun" gibi yapılması kanunen de mümkün olmayan şeyler söylüyor. Hatta isteklerinin bir kısmını devlet bile mevcut kanunlarla yapamaz.

Siyasilerle tanışmanızda aracı olan kimdi?

Beni Sayın Süleyman Demirel, Turgut Özal ve İsmet Sezgin'le tanıştıran merhum Hacı Kemal'di. Süleyman Bey'le eskiden beri tanışıklığı vardı, Turgut Bey'le senli benliydi. Devlet kademesinde birçok kimseyle tanışmaya ve görüşmeye büyük ölçüde vesile olan oydu.

Nurettin Veren'in politikacılarla çekilmiş fotoğrafları var. Onun hiç katkısı olmadı mı?

Bazen bir yerlere giderken zaman zaman arabayı o kullanmış, hareketin itibarı adına bazı kimselere ulak olarak gitmişti. Fakat o da kalkıp kendisini sağ kol yerine koymuşsa istismar ediyor demektir. Anlatılanlara bakıyorum, benim yanıma birisi gelmişse onunla aynı kareye girmek istemiş, bir cumhurbaşkanına hizmet adına gitmişse onunla aynı kareye girmek istemiş sonra da bunları albüm yapmış, değişik devlet başkanlarına verilmek üzere alınan mektupları kendi adına dosyalamış.

Eğer bunlarla sağ kol olunuyorsa başka kimseler de istese aynısını yapabilirdi. Açık söylemek gerekirse, yanıma gelip giden insanların geleceğe matuf (yönelmiş) derin hesapları olacağına ve bunları kullanacağına ihtimal veremezdim.

Amerika'da yanınıza geldi mi ve siz onu tehdit ettiniz mi?

Beni kendi halime bırakın, kendi işime bakmak, zengin olmak istiyorum demiş ve ayrılmıştı; uzun zamandır görüşmüyorduk. Doğrusu ben de kırılmıştım. Hizmete olan güven kredisini kendi şahsi işleri hesabına kullanıyor, yalan söylüyor ve şantaj yapıyordu. Bir dönemde bazı arkadaşların fikrini bulandırmış, milletvekili olma, bir siyasi partinin içinde yer alarak daha güzel hizmet edileceğine inandırma gibi çabalara girmişti. Sonra bazı arkadaşlar gelip özür dilediler, "Hocam Allah senden razı olsun, bizi kandırıp siyasetin içine çekeceklerdi" dediler. Oysa siyasete girmeme, bütün partilere aynı uzaklıkta durma gibi temel disiplinlerimiz vardı. Bu sebeple kızmış, tavır koymuştum.

Bu şekilde aradan uzun bir zaman geçmişti. Birkaç sene önce, Amerika'ya gelmiş, hatırını kıramayacağım bir arkadaşa "duasını almak istiyorum" demiş. Ben itimat edememiştim, görüşmek istemiyordum ama araya koyduğu arkadaş güvendiğim birisiydi; netice itibariyle geldi ve burada bir müddet kaldı.

Bir gün odama girmek istedi. Ben de biraz müsamahakâr davrandım. İçeriye girince "Benim çilem hala bitmedi mi" dedi. Ben de "Ne çilesi, kim sana ne yaptı ki, çekip gittin" dedim. Haziran Fırtınası'nda montajlanan kasetleri onun verdiğine dair dedikodular oluyormuş, kastettiği şey oymuş. Halbuki ben o dedikoduları duymamıştım. Sonra bağırdı, tehdit etti. Ben de kapıyı açtım, arkadaşları çağırarak onu götürmelerini istedim.

Ölümle tehdit ettiniz mi?

Allah'ın lütfu olarak, Türkiye'de seveni, saygı duyanı çok olan bir insanım. Eğer kendisine bir fiske vuran olduysa söylesin. Allah'tan korkmak lazım.

Şimdi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Uzaklaştığı dönemde gönlüm kırık olduğu halde şefkatim galip geliyordu ve dualarımda eksik etmiyordum onu. Hatta şu anda bile dualarımdan eksik etmedim. Allah kalbine hidayet ihsan eylesin dedim; Allah'a havale ettim.

Sadece onun söyledikleri değil, Haziran Fırtınası'nda ve daha başka zamanlarda da aleyhimde yazılanlara bakmamaya çalışıyorum ki, gönlümde o insanlara karşı olumsuz bir iz kalmasın.

Allah'a çok şükür, içimde hiç kimseye karşı bir olumsuzluk taşımıyorum; gönlümü açıp elimi herkese uzatacak kadar vicdanım rahat…

Sosyolojik anlamda her cemaat kendi dilini, üslubunu oluşturur. Bu hareket kendi dilini ve üslubunu oluşturdu mu?

Kâinatın mayesi muhabbettir diyoruz, Muhammed Bahauddin Hazretleri'nin ifadesiyle, Allah, bize muhabbetle bakmış olmasaydı biz birbirimizi sevemezdik esprisiyle hayatımızı programlamaya çalışıyoruz. Böyle olunca ona uygun bir terminoloji de oluşmaya başlıyor tabii. Yani ontolojik olanla, epistemolojik olan arasında uyum olması gerekiyor. Efendimiz'in ve selefi salihinin aydınlık yolunu ortaya koyabilmek için, o günden bu güne meydana gelen değişiklikleri, farklılaşmaları dikkate almak ve onu yeni bir söylemle ifade etmek gerekiyor.

Anahtar kavramlarımızdan birisi "adanmışlık". Adanmışlık ile hareket arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz?

Adanmışlık, değerlerimize tam bağlanmış bir mefkûre insanı olarak yaşamaktır. Eğer mefkûremiz (ideal), muhabbetse, kendi kültürümüzü tanıtmaksa, dinimizin güzelliklerini neşir ederek başkalarının istifadesine sunmaksa, o zaman hayatımızı ona göre düzenlemek ve onun dışında yapılacak her şeyi mefkûremizi destekleyici, takviye edici unsurlar şeklinde ele almak gibi adanmışlığın özüne bakan bir mütalaamız var.

Adanmışlar, doğrulukta, sadakatte, güvenilirlikte, günahlardan uzak durarak, mefkûresi ile bütünleşmekte ve onun neşrinden başka bir şey düşünmeme hususunda peygamberane bir azim ve sadakat ortaya koyma peşindedirler. Böylesine mefkûre eksenli bir hayatın aynı zamanda insanları bencillik, egoizm ve egosantrik bir yaşantıdan kurtaracağını da ümit ediyoruz.

Bütün büyük işler, kendi rahatını düşünmeyenlerle yapılmıştır. Adanmışlık felsefesinde yüce ideallere bağlı yaşama, milletin huzur ve refahı için basit, fakir bir hayatı tercih ederek, hizmetten başka bir şey düşünmeme vardır.

Adanmışlığın oluşmasında sohbet kültürünün yeri nedir?

Sohbet geleneği her türlü düşüncenin kabul edilmesinde en birinci yoldur. Onun için Efendimiz 'din nasihattir' buyurmuşlardır. Aynı zamanda nasihatin sürekliliğine de ihtiyaç vardır; çünkü insanlarda küçük çapta da olsa kaymalar görülebilir; dünya malına tamah, makam sevgisi, rahata düşkünlük, görünme arzusu ve şöhret tutkusu gibi ihtiraslar olabilir. Bunların her biri nice selvi canları, gül yüzlü sultanları, Hüsrev gibi hanları yere serebilecek virüslerdir ve hizmet insanları için de birer problem teşkil ederler. Bu virüslerin tesirinde kalmamak için nasihate ihtiyaç vardır…

Günümüz ölçülerinde güç ve iktidar belirleyicidir ve hayata daha çok onlar üzerinden bakıyoruz. Siz ise "Allah rızası" diyorsunuz. Farklı yerlerden bakılınca terminolojinizin anlaşılması zorlaşıyor.

Bütün samimiyetimle söylüyorum, Allah'ın rızasına talip olmaktan başka derdim yok. Onun rızasına mazhar olduğumu iddia edemem; ama rıza-yı ilahiyi istemediğim gün ve saat yoktur. Günde en az yüz defa "Allah'ım, affın, afiyetin ve rızan" diyorum. Bana Şah-ı Geylaniliği, Nakşibendiliği verse, dönüp bakarsam dünyanın en dun (alçak) insanı sayarım kendimi. Rabbimi istiyorum. Bugüne kadar isteğime cevap verilmemiş olabilir; bana düşen vefanın gereği olarak ömrümün son saniyesine kadar istemeye devam etmektir.

Benim hayatımın en büyük sermayesi olan bu talep başkalarının terminolojisinde bir şeye karşılık gelmediği için anlaşılmıyor olabilir. Bunlar Efendimizin, Kur'an terminolojisinde var. "Amelinizde Allah'ın rızasını gözetmelisiniz, O razı olduktan sonra bütün dünya reddetse ehemmiyeti yok. O razı olup, kabul ettikten sonra, siz istemeseniz de başkalarına kabul ettirir" gibi düşünceler adeta beni zincire vurmuş. Eğer başka bir şey görmüyorsa, rica edeceğim seni bu körlüğümde mazur görsünler…

 
< Önceki   Sonraki >
Fethullah Gülen Web Siteleri