Umudun Bayrağı Göklerde Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Ali Çolak, Zaman   
07.05.2005

Geçenlerde Samanyolu'nda 'Ayna' programını seyrediyordum. Burkina Faso diye bir ülkeyi tanıtıyor Saim Orhan. Ne yalan söyleyeyim, ilk kez duyuyorum adını. Yoksulluk, geri kalmışlık yansıyor adım başı. İçme suyundan bile yoksun insanlar. Siyah derili kadınlar ve çocuklar, kuyulardan su çekiyor uyduruk düzeneklerle.

Uzak ve meçhul bir ülke bizim için; insanları yoksul, derileri siyah; ama bakışlarına yansıyan duygular yabancı değil. Rengi ne olursa olsun, özlemleri her yerde aynı insanın. Sıcak ve davetkâr bakışlarıyla iletişim kurmanız, onları anlamanız ve sevmeniz mümkün her zaman. Programın sunucusu toprak yollarda gezip bir ağaç altına kurulan 'lokanta'dan alelade yemeklerini yiyen insanlarla konuşurken, "Artık burada da bir Türk okulu yoktur herhalde!" diyorum. Çünkü bugüne kadar dünyanın hangi ülkesine gittiyse, orada bir okul çıkardı karşımıza Saim Orhan. Biz adını bile bilmezken birileri çoktan gidip okul açmışlar oralara. Ne zaman gitmişler, nasıl yapmışlar bunu; akla sığdırmak zor...

Biraz sonra hiç beklemediğimiz bir şey oluyor. Burkina Faso'da bir Türk okulu var! O uzak, o kara derili çocuklar, oturmuş sıralarda, Yunus Emre'den şiir okuyor, İstanbul Türkçesiyle şarkılar söylüyorlar. İnsan böyle bir manzara karşısında ne yapar? Şaşırıyor, heyecanlanıyor ve açık söyleyeyim; gözyaşlarıma hâkim olamıyorum. Öğrenci velileri konuşuyor: "Türkiye'yi ve Türk öğretmenleri çok seviyoruz." Okulun müdürü konuşuyor: "Burada hayat çok zor. Yabancılar alışmakta zorlanıyor.Bulaşıcı hastalıklar var; ama alıştık, mutluyuz. Hiçbir şikayetimiz yok." Gözlerinde sonsuz bir pırıltı, yüzünde güzel insanlara mahsus iç huzurunun saçtığı gülücükler...

Siz bu insanları tanıyorsunuz. Dünyayı bir sevgi çemberi gibi saran Türk okullarının öğretmenlerini... Bizim içimizden çıkıp gitti onlar. Aynı köylerde, aynı sokaklarda doğup büyüdük; aynı okullarda okuduk, aynı evlerde kaldık. Sonra bir sevdaya tutulup gittiler; bu çağın dayattığı dünyalık hülyalara yüz vermeden. Dağ gibi bir yürekle, olmazları, hayal edilemez işleri gerçeğe dönüştürdüler. Kiminin ev, evlilik hayaline bile girmedi. Kimi beşikteki çocuğunu alıp götürdü, oralarda büyüttü düşe kalka. Kimi ömrünün baharında, 'gök ekini biçmiş gibi' can teslim etti de bir hicret hatırası gibi o meçhul topraklara gömüldü. Ün ve şeref peşinde olmadılar; ama adları, daha şimdiden bir kahraman gibi yerleşti gönüllere.

Onları, şu bizim bildiğimiz dünyanın ölçüleriyle tartmakta ve anlamakta ne kadar aciziz!.. Çıkar hesapları, gelecek düşleri, para - pul, makam sevdası.. kandırmıyor ve alıkoymuyor yollarından. Sanki bugünün, bu çağın insanı değil onlar. Dünyamıza yanlışlıkla düşmüş melekler de biz farkında değiliz. Bir gönle daha girmekten, gidip bir yerlerde bir gülücük daha açtırmaktan başka hülyaları yok. Konuşmuyor, yapıyorlar. Bu kirli zamanların, bu bencillikler çağının lügatinde bulunmayan bir dil onlarınki, hal dili... İçlerinde huzur, gözlerinde ince bir hüzün, yüzlerinde tebessüm ve dillerinde ölümsüz şarkılarla geziyorlar yeryüzünde. Gittikleri her yere sevgiden bir bahçe kuruyorlar, bir bahar yeşeriyor oradan.

Uzak ve meçhul ülkelerde, isimsiz bir kahraman gibi yaşayan bu insanlara gıpta ediyorum. İçlerinde tanıdıklarım, dostlarım, arkadaşlarım da var ve adını sanını bilmediğim, tanımadığım binlercesi. Ben onlar gibi olamam; onlar gibi yaşamak beni korkutuyor. Başardıkları işi düşündükçe küçülüyorum, hayatım anlamsızlaşıyor. Bir gün, yaşanmaz hayatlarının romanını yazmak isterdim. Ama ne mümkün, hangi romana sığar bu destan? Galiba onları, ancak gönlümüzün coğrafyasına sığdırabileceğiz. Gönüllerimizin kahramanı olarak yaşayacaklar.

Bugün onların dilini, o peygamber ahlakından süzülüp gelen dili bilmeyen ve anlayamayan kimileri, kirli lügatleriyle hezeyanlar üretiyor, üretsinler! O sevda çoktan alıp yürüdü coğrafyalar boyunca... Birileri didişip dursun dünyalık saltanatları uğruna. Dünyayı ayaklarının altına alıp yürüyen yiğitler, girdikleri her gönülde bir ışık daha yakıyor ve elden ele taşıdıkları umudun bayrağını göklere dikiyorlar.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Medya, isabetli-isabetsiz her türlü düşünceye açık bir müessese olması hasebiyle, millete ve millet ruhuna göre disipline edilmesinde zaruret vardır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri