| Çağa Vurulacak Mühür Gibisiniz... |
|
|
| Hüseyin Gülerce, Zaman | |
| 20.05.2005 | |
|
Her 19 Mayıs'ta büyüklerimiz bir gençlik tarifi yapıyor, bildirilerinde o muhayyel gençliğe hitap ediyorlar. Ama bir de realite var. Gençlik çağında fıtratı gereği büyük çoğunluğu milleti için çarpan bir yüreğe sahip, vatansever, heyecanlı, idealist olan gençlerimizin acaba kaçı beklentiler, makamlar, hırslarla dolu tuzaklara düşmeden bir hayat sürebiliyor? Yüksek duygularla millete hizmet aşkı ve toplumun yaralarını sarma heyecanı duyan gençlerimizin pek çoğu, ruhlarında külleşme, gönüllerinde çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Halbuki her toplum, canlılığını gençlik ruhuyla korur ve o ruh ile yükselir. Bu ruhu kaybedenler zayıflar, dağılır, yığılır ve ayaklar altında kalırlar. Bu 19 Mayıs'ta ben karamsarlıktan uzak kalarak ve hayalcilikten sıyrılarak milletimizin gençlik ruhunun yeniden dirildiğini terennüm etmek istiyorum. Ülkemizin aydınlığı, dünyanın dört bir yanındaki temsilleriyle milletimizin, öz değerlerimizin kahramanları diriliş neslini selâmlamak istiyorum. Onlar, ihtiyar dünyamızın ölümünden önce yaşayacağı baharın müjdecisi bahar neslidir. Onların gönül mimarı ve bahçıvanı muhterem Fethullah Gülen onlara 'Ayyüzlüler' diyor. 'Ruhları tertemiz, düşünceleri çağın bütün problemlerini çözecek kadar güçlü, sineleri sevgi, merhamet ve afla yoğrulmuş, çelik iradeli ayyüzlüler... Şafaklarımız nicedir onların emareleriyle tülleniyor, onların esintileriyle nicedir ovalarımızda, bayırlarımızda güller, laleler, her renkten çiçekler açıyordu. Evet, onlar geldiler. Asırlık beklentilerimizi sona erdirmek, yitirdiğimiz cennetleri bize iade etmek için geldiler. Milletimizin mutluluğunu ve refahını, kendi mahrumiyetlerine bina ederek, örneklerini kendilerinden vererek, başkası için yaşamak felsefesini yükselterek geldiler. Vefa ile, hasbîlik ile, şuurla, liyâkatle, sadakatle, affedicilikle ve tevazu ile geldiler. İnsanımızın gönlüne bahar yağmurları gibi yağdılar. Hem de bir çölleşme ve erozyonun, nesilleri önüne katıp meçhûllere sürüklediği sırada, şaşırıp kalmışların içinden bizim türkülerimizi, yeni türkülerimizi söyleyerek geldiler. Duru bestelere ne yürekten bir ses veriş bu. Bir insanlık ve medeniyet projesine ne kahramanca bir omuz veriş bu. Bugüne kadar defalarca aldatılmış kalabalıklara ne müthiş umut veriş bu. Siz fütüvvet (gençlik ve yiğitlik) erleri, siz irade ve himmet erleri, siz muhabbet fedaileri, siz ayyüzlüler... Yenibaharın yeni kahramanları... Siz gözükmeseydiniz, gelmeseydiniz; sinmiş yürekler, mecalsiz ruhlar azim ve ümit neydi bilemeyecekti. Diriltici soluklarımız, şefkatli ellerimiz olmasaydı Afrikalı çocuğun, 'beyaz adam başımı okşadı anne' diyen sevinç çığlıklarını biz nereden duyacaktık? İstiklâl Marşımızı Afgan, Hint, Özbek, Türkmen, Arnavut, Güney Afrika, Avustralya.. çocuklarından nasıl dinleyecektik? Meğerse bekleyenin ne kadar çokmuş. Sen düşünce dünyanı; ruh köküne bağlılık, ilhâmını mâzi esintilerinden alma, inanç ve fazilet esasları üzerine kurarak; her duyduğuna alkış tutan, her rüzgâra yelken açan idealsiz nesillere fazilet, sabır, çalışma aşkı, disiplin, geleceği kurma iştiyakı ve insanca bir yeniden inşâ heyecanı verdin. Bahtlısın sen. Seni dualarından eksik etmeyen ne güzel bahçıvanın var. Bahtiyârsın sen. Seni dolu dolu gözlerle, heyecandan tutulmuş dillerle, titreyen dudaklarından dökülen dualarla karşılayan, omuzunu sıvazlayan bağrı yanık koskoca bir millet var. Dün, 'ne olacak halimiz?' diye inlerken bugün 'geldiler.. geldiler..' diye gözyaşlarına boğulan bir millet var. Sizleri tanıyoruz artık. Yüzlerinizde bir nişan var. Çağa vurulacak bir mühür gibisiniz... |
|
| Son Güncelleme ( 31.10.2006 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







