| Avrasya'nın Diyaloğu |
|
|
| Ali Bulaç, Zaman | |
| 11.06.2005 | |
|
50'nin üstünde avizenin süslediği bir salon. Her biri bizim selatin camilerininki kadar büyük. Kızıl renkli koltuklar. Bizim eski TBMM gibi arka arkaya sıralı. Konuşma yerleri önde. Böyle salonlarda kuşkusuz müzakere ve diyalogdan çok emirler yağdırılır. Salon bir dönemin hatıralarını taşıyor. Konuyu bilenler, sanki kalın sütun aralarında, asık suratlı duvarlarda, kuytu alt katlarda, upuzun koridorlarda hayaletlerin dolaştığını düşünüyor. Söz ettiğim Koloni Zal adlı salon. Rus Parlamentosu'nun alt kanadı Duma'nın bitişiğinde. Nice toplantılara, yüksek perdeden atılan nutuklara; insan ruhunu ürperten direktif ve programlara tanık olmuş bu salonda günün birinde benim kürsüye çıkıp bir tebliğ sunacağım, tebliğde Peygamber Efendimiz (sas)'in yönlendirmesi ve inisiyatifiyle miladi 622 yılında kaleme alınan Medine Vesikası hakkında bilgi verip, bu tarihi belgenin günümüz için ne anlam ifade ettiğini anlatacağım, arkasından onlarca kişinin "Sahi Müslümanların Peygamber'i böyle bir belge imzalamış mı, bunu siz mi kurguluyorsunuz, yoksa yazılı kaynaklarda yer alıyor mu, nasıl olur kimsenin böyle bir belgeden haberi olmaz, bu konuda yayınlanmış kitabınız var mı?" diye hararetle bana soracağı aklımın ucundan geçmemişti. "Günleri insanlar arasında devrettirip duran" (3/Âl-i İmran, 140) Allah'tır ve şüphesiz O dilerse "Kalpleri değiştirir." Herkesin "diyalog"dan anladığı başka şey olabilir. "Güzellik gören gözdedir" demişler. İnsan güzel bir söz söylerse, söz muhatabını bulur. Bizim işimiz güzel sözler söylemek, "Sözün en güzeli"ne (39/Zümer, 18) talip olmaktır. "En güzel söz ittiba edilmeye değer"dir ve tarih boyunca hakiki ve kalıcı fetihler Sözle olmuştur. Elimizde sözün büyüsünden, gücünden başka güç ve silah yok. İnsanların kalpleri üzerine korku salmak, terör estirmek mümkündür ve kolaydır. Hatta en kolay yol budur. Ama kalpleri fethedecek sözleri söylemek, sözü durgun bir suya taş atar gibi atıp o suyun dalgalanmasını, dalgaların büyüyüp büyüyüp yayılmasını sağlamak öyle sanıldığı kadar kolay değildir. Bu açıdan diyalog yolunu seçenler yolun zor olanına talip oluyorlar. Belki de çağımızda tebliğ, tearuf ve tezkir yeni bir anlam çerçevesinde bu zemin üzerinde sürüyor. Dünyanın her tarafından, tam dört kıtadan insanın bir araya gelip ortak sorunlar ve sorumluluklar etrafında fikir birliğine varması çok etkileyici. "Diyalog Avrasya"nın toplantısı, aslında Avrasya'nın diyaloğuydu. Diğerlerinden farkı vardı: İlki, Moskova'da yapılmış olması önemliydi. Moskova güzel bir şehir. Hâlâ merkez olma özelliğini koruyor. Avrasya, geniş bir coğrafyanın adı. Ama bu geniş sahada iki merkez, birbirine yakışır bir biçimde bir araya geliyor: İstanbul ve Moskova. İlk defa gördüğüm bu şehirle ilgili izlenimlerimi pazartesi günü anlatmaya çalışacağım. İkincisi, bugüne kadar diyalog toplantıları genellikle üç semavi din müntesibi, yani Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler arasında oluyordu. Bu sefer Budizm, Hinduizm ve Konfüçyanizm'e mensup insanlar da katıldı. Çin, Endonezya, Hindistan ve Güney Kore'den katılımcılar renk kattılar. Bence daha anlamlı olanı, üçüncü hususiyeti Mısır, Kuveyt ve İran'dan da birer katılımcının yer almasıydı. Hasan Hanefi, tam yerinde müdahalelerde bulundu, İslam dini ve Kur'an'a ilişkin yanlış değerlendirmeleri hemen tashih etti. Dördüncü nokta, Türkiye'den giden kalabalık grubun son derece rafine, sahasında iyi insanlar oluşuydu. Bana sorarsanız, Türkiye küresel sürece iki alanda katkı sağlamakta veya bugüne kadar sadece iki alanda küreselleşmenin imkan ve avantajlarından yararlanmaktadır: Biri, yurtdışındaki okullar, diğeri büyük bir özgüvenle yürütülen diyalog çalışmaları. Diyalog çalışmaları zannedildiği gibi başkası içinde erimek, başkalarına haksız meşruiyet kazandırmak değil; dinine, tarihi mirasına, diline ve dünya tahayyülüne güven duyan insanların herkesi konuşmaya ve müzakereye davet etmesidir. Moskova toplantısı bunun somut göstergesiydi. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







