Muasır İslamî Düşüncenin Türkiye'deki Sembolü: M. Fethullah Gülen Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 3
Kötüİyi 
Dr. Hüda Derviş, et-Tasavvuf el-İslami Dergisi, Mayıs 2005   
01.05.2005

'Üzerimizde Cenab-ı Hakk'ın sayamayacağımız ölçüde sonsuz nimetleri bulunmaktadır. Bunlardan biri de, insanların içine güzel ahlakî vasıfları yerleştirip onlardan kötü ahlakî sıfatları söküp atma adına gönüllerde dinî değerleri yenileyecek, ruhları hakikate uyaracak nâdîde insanları bu çağımıza bahşetmesidir. Ve yine O'nun bize olan hoşnutluğunun ve bizi doğru yola sevk etmesinin emarelerindendir ki, bizim için Dünya'nın değişik yerlerinde, sevip hoşnut olduğu, Kendisine yakın kıldığı insanları tanıma imkanı lütfetmiştir. İşte kendi yoluna hizmet etmekle şereflendirdiği bu zatlardan biri de, 'alimler peygamberlerin (aleyhissalatü vesselam) varisleridir' hadis-i şerifinde anlatılan ölçü doğrultusunda ilme sahip bulunan bir alim.. bilgiyi tabiatına nakşetmiş ve her halini bilinenin tercümanı haline getirmiş irfan yolcusu manasında bir arif.. bildiklerini hemen hayatına tatbik eden ilmiyle amil bir aksiyon insanı.. dini, usul ve füruuyla derinlemesine bilen bir fakih.. kalp ve gönül insanı bir mutasavvıf.. akıl, kalp, ruh, nefis, vicdan sahalarında insanlar için bir rehber, bir önder, bir mürşit ve mübelliğ olan Türk alim M. Fethullah Gülen'dir.'

Allah'ın (cc) sevip ihlasa erdirdiği bu üstad, bir ömür O'nun (cc) yolunda mücahede etti, ilim ve amelle O'na giden yolları gösterdi, Cenab-ı Hakk da o zatın ilmini, edebini artırdıkça artırdı. O zat, çalıştı-çabaladı, bildiklerini hayata geçirdi, öğrendiklerini eğitim müesseslerinde bizzat tatbik etti ve böylece yeni bir neslin dirilişi gerçekleşmiş oldu. Bu yeni neslin dirilişi sahih İslami kaynaklardan beslenen, toplumun bütün tabakalarına elini uzatan, farklı üslup ve hayat tarzlarının bütününü kucaklayan, gelişime ve orijinal düşüncelere açık bir dirilişti. Ve zamanla bu hareket, 'Biz insanı en mükemmel surette yarattık' (Tin Sûresi, 95/4) ayetiyle gösterilen ufukta, dünyanın değişik yerlerindeki diğer diriliş hareketleri için de bir örnek haline geldi.

Evet, öyle anlaşılıyor ki., alim u arif olan Üstad Muhammed Fethullah Gülen Hocaefendi'yi, Cenab-ı Hak 'feth' e mazhar kılmış, ismindeki 'fetih' manasıyla ona hususî manada büyük bir nasip takdir buyurmuş ve böylece onun vesile olduğu iman nuru ve ilahî kurbetle nice gözleri ve gönülleri hakikate açmıştır.

Hayatı üzerine kısa bir seyahat

Şimdi kısaca bu zatın hayatını anlatmaya çalışayım:

Bu alim ve önder zat 1941 yılında Anadolu'nun küçük bir köyünde dünyaya geldi. Neşet ettiği ev bir ilim merkezi ve civanmertlik örneği bir haneydi. Pederi Ramiz Efendi, ilim ve dindarlığıyla herkes tarafından tanınan biriydi. Hayatı boyunca Allah Rasulü'nün (sallallahu aleyhi ve sellem) ve O'nun güzide ashabının aşkıyla yaşadı. Evi, o bölgede bilinen meşhur alim ve mutasavvıfların misafir edildiği bir mekandı. Pederi Ramiz Efendi, Arapça ve Farsça şiirler okur, evladının kalbine İnsanlığın İftihar Tablosu'nun (sallallahu aleyhi ve sellem) sevgi ve bağlılığını aşılardı.

Annesi Refia Hanımefendi, köydeki bütün kadınlara Kur'an-ı Kerim öğreten bir hocahanımdı. Zaten henüz dört yaşında iken F. Gülen Hocaefendi'ye Kur'an'ı öğreten de annesiydi. Refia Hanımefendi, bir ay içinde hatmini tamamlaması için geceleyin oğlunu uyandırır ve ona Kur'an okuturdu.

Hocaefendi, çocukluk dönemini Türkiye'nin doğu bölgesinde bulunan Erzurum şehrinde geçirdi. Burada bir taraftan dini eğitim veren müesseselerde dini eğitim aldı. Nahiv, belagat, fıkıh, fıkıh usulü ve akaide dair eserler okudu. Diğer taraftan da pozitif ve felsefi bilimler sahasında kendini yetiştirdi. Ayrıca o bölgedeki meşhur tasavvuf önderlerinden biri olan M. Lütfi Efendi'nin yanında ruhî terbiye eğitimi aldı. Hayatının bu safhasında, Risale-i Nur ve onun muhterem müellifi Üstad Bediüzzaman Said Nursi hazretlerini tanıdı. Risale-i Nur'larla dini ilimlerdeki eğitimini taçlandırmış oldu.

Yirmi yaşına ulaştığında, Türkiye'nin batısında bulunan Edirne şehrine doğru yola koyuldu. Edirne'deki Üç Şerefeli Cami'ye imam olarak tayin edilmişti. Uzun bir müddet bu camiin penceresinde ikamet etti. Zaruri bir durum olmaksızın oradan dışarı çıkmıyordu. Bir müddet sonra tayini İzmir'e çıktı. Orada Kur'an ve hafızlık eğitiminin yapıldığı bir Kur'an Kursu'nda öğretmenlik ve idarecilik yapmaya başladı. Bu arada gönüllerde dini duyguların yeniden dirilişine vesile olan vaazlarına devam ediyor, 'gezici vaiz' olarak, bulunduğu bölgeyi geziyordu. 1971'de verilen muhtıra sonucunda, 6 ay tutuklu kaldı. Serbest bırakılır bırakılmaz Türkiye'nin dört bir köşesinde vaazlar, konferanslar vermeye, sohbetlerde bulunmaya devam etti. Asrın getirdiği tereddütler karşısında inancını yitirmeye yüz tutmuş buhranlı neslin sorduğu sorulara cevaplar verdi. Etrafında genç-yetişkin toplumun her kesiminden insanlar toplandı.

Etrafında Halelenen Sevgi Kahramanları

Çevresinde halelenen bu topluluğun en belirgin özellikleri; sevgi, sabır, karşılıksız-beklentisiz hizmet etme ve müspet harekettir. Bu ilkeler doğrultusunda, etrafında oluşan sevenler topluluğu, dini, kültürel dergiler, gazeteler yayınladılar, radyo ve televizyon kanalları kurdular.

1990'lı yıllarda Hocaefendi, esasında taassup ve sertlikten uzak bulunan dinin hakiki çehresini gösterme adına, diyalog, hoşgörü ve karşılıklı anlayış esasları üzerine kurulu hayati bir hareket başlattı. Bu hareket, Türkiye'de beklenenin ötesinde çok geniş bir yankı buldu ve zamanla yurt dışına taştı . Hocaefendi, Papa II. John Paul'un daveti üzerine Vatikan'da Papa ile görüştü. Üstad F. Gülen, burada düşmanlık ve taassup üzerine kurulu hiçbir hareketin hiçbir zaman müspet bir netice getirmeyeceğini izah etti ve fikri, inancı ne olursa olsun herkese karşı diyalog kapılarının açık tutulmasının önemini anlattı.

Hocaefendi'nin düşünce sistemi, sağlıklı ve dengeli bir ahenk içerisinde kişiyi içtimai ve ruhi terakkinin en yüksek derecelerine ulaştıran müstakim dinin temel ilkelerine, ahlaki prensiplerine bağlı, ilim ve aksiyona dayanan çağdaş Müslüman şahsiyetin oluşumu için örnek bir model sunmaktaydı.

Bu düşünce sistemi, 'her bir ferdin inanç hürriyetinin temin edilmesi zaruridir' hükmünü getiren İslami ilkeden kaynaklanan bir anlayışla, ufuk darlığından, tefrika belasından, taassuptan, baskı ve zorlamadan uzak kalarak, insanlar arasında müsamaha ruhu, dinler, fikirler, felsefeler arasında bulunması gereken karşılıklı saygı ilkesi üzerine kurulmuştu. Ayrıca İslam'ın alemşümul ruhunun bir ifadesi olan evrensel sulh ve sükunun gerçekleştirilmesi, içtimai selametin temin edilmesi hedefi doğrultusunda, her bir ferdin hiçbir engelleme ve cezalandırmaya maruz bırakılmaksızın dininin gereklerini yerine getirebilme hürriyetinin var olduğu da bu düşünce sisteminin dayandığı temel prensiplerden biriydi.

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin düşünce dünyası, dinin koymuş olduğu esas ve prensipleri ölçü alarak her meselede azim ve sebatla, insanlık aleminin en ön safında olması, beşeriyete rehberlikte bulunması gereken Müslüman şahsiyet için yeni bir vizyon sunmaktadır. Bu mümin gönül, iman ve sebatıyla, dinimizin müesses bulunduğu ahlakî düstur ve faziletler adına aleme rehber ve mürşit olacaktır. Evet, o bilecek ki, dinden kaynaklanan ulvî değer ve faziletleriyle dünyanın gözü önünde güzel bir örnek ve rehber olma onun için bir zorunluluktur.

Bu pîşdârın fikir dünyasının muhatabı olan Müslüman, hakikate aşıktır, herkese karşı sevgi hisleriyle doludur, hayatını, varlığını iman hizmeti için adamıştır. Bu Müslümanın fiileri hiçbir zaman sesinin gerisinde kalmaz, aksiyonu her zaman sesinin önündedir. Böylece o hiçbir zaman sönmeyen bir nur hüzmesi haline gelir. Bu Müslüman ummanlar gibi engin bir gönle sahiptir. Kalbi, bir güvercin kalbi gibi sürekli şefkatle atar durur. Bu inançlı gönül, kendini yenileme ve her türlü şaibeden kendini uzak tutma kudretine maliktir. O, akılla kalbin, ruhla ilmin birleşik noktasındadır. Herkesi kalbinin derinliklerinden gelen bir muhabbetle kucaklar, muhatap olduğu herkese kalbindeki sevgi bam tellerini harekete geçirerek muamelede bulunur.

Hocaefendi ve Eserleri

Hocaefendi'nin şimdiye kadar telif etmiş olduğu eserler, İslami ilimler sahasında, emsalini pek göremediğimiz ufukta, ruhu, fikri, kalbi harekete geçiren bir muhtevayla doludur. Bu eserler, sürekli 'Maallah-Billah-Lilllah' ufkunda yaşayan bir kalpten sadır olan imanı şerh ve izah etmektedir. Mesela, Peygamber Efendimiz'in (sas) siyeriyle alakalı Sonsuz Nur adlı kitabında, muhterem müellif, alıp götürüyor bizleri İnsanlığın İftihar Tablosu'nun (sas) şahsiyet ufkuna ve seyahat ettiriyor bizleri o ufukta. Dalıyor o deryaya, eşsiz inciler alıp getiriyor oradan ve tatlı, yumuşak bir üslupla sunuyor onları bize ve hepsi birbirinden derin O'nun (sas) o büyük vasıflarını birer birer ortaya koyuyor. Biz de böylece, afakı dolduran O'nun misk u amber kokusunu ciğerlerimize kadar çekme imkanına kavuşmuş oluyoruz.

Bu kıymetli kitabının önsözünde Hocaefendi şöyle diyor: 'Zannımca, İlim müessesleri ve hayata dair başka müesseseler O'nu anlatmak için tam seferber olabilseydi, bugünkü nesillerin gönlünde sadece O taht kuracak ve sînelerde sadece O bulunacaktı..'

Devamında da: 'Ancak, acaba biz, o sultanlara sultanlığı öğreten Gönüller Sultanı'nı istenilen ölçüde bilebildik mi? Sizi ne diye karıştıracağım? Beş yaşından beri başını secdeye koyan ve O'nun boynu tasmalı, kapısının 'kıtmir'i olduğunu söyleyen ben, O'nu tam anlatabildim mi? Veya bildiklerimi size tam duyurabildim mi? Bütün anlatma durumunda olanlara da soruyor ve kendimi de onların arasına katarak diyorum ki; yirminci asır insanlarının gönüllerini coşturacak kadar o gönüllere fer veren Efendiler Efendisi'ni acaba kendi kıymeti ölçüsünde anlatabildik mi?..

Hayır! Eğer beşeriyet O'nu tanısaydı, O'nun için mecnûn olur, yollara düşerdi, ruhları O'nun yâd-ı cemîli sarınca burnunun direği sızlar ve gözleri yaşlarla dolardı .

Ne lütufkâr tecellidir ki, hasımlarımız, O'nun ismini sînelerden söküp atmak istemelerine rağmen, bugün, O'na varmaya engel bütün mânialar ve setler aşınmış ve bilhassa gençlik, tıpkı, günlerce çölün kavurucu sıcağında aç ve susuz ölümle pençeleştiği sırada, yanı başında âb-ı kevser beliriveren bir insan sevinciyle kendini O'nun kucağına salıvermiştir. Artık bugün karşı cephenin kıstasları içinde dahi, Hz. Muhammed Aleyhisselâm ağır basmakta ve O'nun büyüklüğü hasım dünya tarafından da itiraf edilmektedir.. Evet, Hz. Muhammed Aleyhisselâm, sahâbe, tâbiîn, tebe-i tâbiîn ve onlardan sonra gelen, kıyamete kadar da gelecek olan en büyük insanlar, ruhlara nüfuz eden bütün sofî ve mistikler, evliyâ, asfiyâ, ebrâr ve mukarrabîn hepsi bir kefeye konulsa, yine O Gönüller Sultanı ve gözlerimizin ziyâsı ağır basacaktır.' Çünkü varlık O'nun yüzü suyu hürmetine yaratılmıştır. O, kâinatın İlle-i Gâiyesi, O, zaman ve mekanın Efendisi'dir.

Fethullah Gülen Hocaefendi, Medine-i Münevvere'yi ziyaret esnasında yaşadığı duyguları ise bize şöyle tarif ediyor: 'Cenâb-ı Hak, o mübarek topraklara günahkar yüzümü sürmeyi nasip ettiği zaman, bana Allah Resûlü'nün köyü öyle parlak öyle parlak geldi ve orada bulunmaktan öyle rûhânî bir haz aldım ki, eğer o anda, farz-ı muhal cennetin bütün kapılarından davet edilseydim, inanın hiçbirine gitmez, orada kalmayı tercih ederdim. Aslında cennet hepimizin arzusudur, oraya girmeyi istemeyen tek bir müslüman dahi düşünülemez. Her sabah ve akşam duâlarımızda, cehennemden korumasını ve cennetine almasını Rabbimizden isteyip durmuyor muyuz? Bütün bunları kabulle beraber diyorum ki; o anda, şayet nasip olacak olan o yüce pâye verilmek üzere çağrılsaydım, ihtimal, Rabb'imden müsâde ister ve Allah Resûlü'nün Ravza-i Tâhire'sinde kalma arzumu söylerdim.'

Çünkü o Nebi-yi zîşan, gökler ötesi yolculuğa çıktığı zaman, semavat incilerle, cevherlerle doldu. Yıldızlar O'nun o muazzez ayakları altına kaldırım taşı gibi serildi. O, Güneş'in ufkuna ulaştığı zaman, ancak O'nun (sas) tacına bir cevher olabilecek Güneş kemal-i tazimle karşısında temenna durdu.

Hocaefendi ve Tebliğ

Fethullah Gülen Hocaefendi, tebliğ bahsinde, Allah'a çağıran davetçileri, Resul-i Ekrem'in (sas) takip ettiği yol ve yöntemin dışına çıkmamaya, O'nun yolunu yol ittihaz etmeye davet ediyor ve şöyle diyor: 'Tebliğ vazifesini iş edinenlerin, Allah Resûlü'nün bu tavır ve hareketlerinden alacakları çok dersler vardır. Evet, gönüllere girmenin, başkalarına müessir olmanın ve kalplere taht kurmanın tek şartı, Allah Resûlü'nün yaptığı gibi, söylenen her şeyi evvela, söyleyenin kendisinin yaşamış olmasıdır.

Birisine, Allah korkusundan gözyaşı dökmenin lüzumunu mu anlatmak istiyorsunuz; evvela, gece kalkıp kendi seccadenizi ıslatıncaya kadar ağlamalısınız. İşte o zaman o gecenin gündüzünde ettiğiniz sözler sizi de hayrete sevk edecek şekilde müessir olacaktır. Yoksa لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ 'Niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz?' âyetinin tokadını yer ve hiçbir zaman tesirli olamazsınız... (Saff, 61/2).'

Evet, Hocaefendi'nin de ifade buyurduğu gibi, Allah'a çağıran davetçinin yapması gereken, evvela, davetine başlamadan önce, kendini fikren, ruhen o işe hazırlamasıdır. Aksi takdirde muhatap olduğu 'insan'ın özünden uzaklaşmış olur. Zira netice itibariyle kainatın salahı, insanın salahına bağlıdır.

Onun çağrısı, yeryüzünün dört bir yanında seyeran ve cevelan eden, dur-durak tanımayan bir harekete dayanmaktadır. Zaten İslam, ataleti, belli bir yerde takılıp kalmayı kesinlikle istemez.

İrşadî akıl, ilimle, fikirle, kültürle bütün bir dünyaya açılmayı gerektirdiği gibi, Hak yolcusunun da, hiçbir lekenin söz konusu olmadığı, gündüz aydınlığı gibi berrak hayatıyla, açık, okunan apaydınlık bir kitap gibi olması gerekir. Çünkü davetin özü, davetçinin şeffafiyet ve aydınlığında, karşılıklı münasebetlerdeki insanî vasıflarında saklıdır. Dünya, hiçbir zaman onu davasından alıkoyamaz/koymamalıdır. Onun yegane gayeler ötesi gayesi, imandan mahrum bir kalbe iman hakikatlerini duyurmak olmalıdır.

Hakk'ın davetçisinin herkese açık bulunan müstakil bir manevi şahsiyeti vardır. O, tükenmez ışık kaynağına sahip bir insanî özle bütün telakkilere, idraklere seslenir. Uğradığı her mekana ışık götürür. Ataletten, durgunluktan uzak, sürekli aktif bir haldedir. O nefsanî zaaf nedir bilmez, mağlubiyetlerini de nefis muhasebesi şeklinde değerlendirir. Engin bir tevazu anlayışı içinde, işin başındaki sadeliğini hayatının sonuna kadar sürdürebilmiş bir tevazu kahramanıdır o. Gücünün son takatine kadar gayret sarf etmekten geri durmaz, aciz kaldığı noktada da tevekkül anlayışı içinde Sonsuz Kudret'e sığınır. O, ulu'lazmane bir azim ve irade sahibi olmakla birlikte, aynı zamanda lisanı sürekli dua ve tazarru ile, evrad u ezkarla meşguldur. Nefsini sürekli kontrol altında bulunduran bir muhasebe ve murakabe insanıdır. Her zaman Allah'ın kitabı'na sığınan bir mülteci, her daim Resulullah'ın (sas) nurundan istimdatta bulunan bir taliptir.

Evet, Hocaefendi'ye göre tebliğin önde gelen esasları, hiçbir karşılık ve menfaat beklemeksizin Resul-i Ekrem'in (sas) yoluna ittiba etmek, ağyardan gelebilecek her türlü düşmanlık, eza ve cefa karşısında dişini sıkıp dayanmak, hasılı; dünyanın bir ücret ve mükafat yeri değil, bir hizmet, bir tahammül ve sabır yurdu olduğunu bilmektir.

Üstad M. F. Gülen, İslam Alemi'nin şu andaki kasvetli halini doğum sancıları olarak değerlendirmektedir. Yakında kutlu doğum gerçekleşecek ve İslam gücünün ve konumunun en kapsamlı haliyle Dünya'nın dört bir bucağına sesini duyuracaktır. Buna, Doğu dünyasında yakın zamanda gerçekleşen hadiseleri misal olarak vermektedir. Bilindiği gibi o bölgede baskıcı, diktatör büyük bir güç ilhad düşüncesinin temsilciliğine soyunmuştu. Ama o güç, İslam beldelerini asimile etme politikasına rağmen, yarım asır geçmeden künde künde üstüne devrilip gitti. O enkazın altından ise Kazakistan, Azerbeycan, Özbekistan, Dağistan, Kırgızıstan gibi kendi mana ve ruh köküne yeniden dönen hürriyet ve bağımsızlığın sembolü ülkeler çıkıverdi. Şimdi bu dünya, metafizik aleme yeniden yelken açıyor.

Hocaefendi, Resulullah'ın (sas) ümmetine müntesip bulunan bizler için en önemli vazife ve sorumluluğun tebliğ ve davet olduğunu her fırsatta hatırlatıyor. Ayrıca Efendiler Efendisi'nin ve O'nu adım adım takip edenlerin o hayatbahş dirilten solukları olmaksızın beşerin asla kurtuluşa eremeyeceğinin kesinlikle unutulmaması gerektiğini her daim dile getiriyor. Zira O'nu adım adım takip edenler, engin muhabbet ve rahmetini ilke ve yol edinmek suretiyle İki Cihan Serveri'nin hakiki varisleri konumundadır.

Hoşgörü, sevgi, adalet ve civanmertlik üzerine kurulu İslamî usûl ve kaideleri, modern ilmin vasıta ve teknolojinin en son imkanlarıyla hayata taşıyan Üstad F. Gülen Hocaefendi, Allah'ın izniyle, Batı düşüncesinden neşet eden bilimsel ve teknolojik gelişmeleri, İslam lehinde değerlendirmeye muvaffak olmuştur. Böylece hoşgörülü, diyaloga açık, alçakgönüllü ve çağıyla hesaplaşabilecek güçlü, kuvvetli Müslüman karşısında taşlaşmış katı kalpler bile yumuşamaya başlamıştır.

Hocaefendi'nin, yazıp konuştuğu şeyleri bizzat uygulamak suretiyle, edebî, bediî ve orijinal bir üslupla, vicdan, akıl ve kalp fakülteleriyle -ki Hocaefendi aynı anda hem akla, hem kalbe hitap etmektedir- telif ettiği bütün eserleri bize yeni bir ruh sunmakta ve dinimizin bütün zamanların bütün ihtiyaçlarına cevap veren alemşümul bir güç ve kuşatıcılığa sahip bulunduğu şuurunu kazandıran engin bir bakış açısı kazandırmaktadır.

Hak ve hakikatin davetçisi Üstad F. Gülen, Türkiye gibi bir ülkede, sevgi, barış, diyalog ve hoşgörüye açık, ilimle imanî hakikatlerin yeniden buluşturulduğu ve bilimsel-teknolojik gelişmelerle çağın yakın takibe alındığı kolejler, üniversiteler kurulmasına teşvikte bulunmuş ve Allah'ın izniyle bunda da muvaffak olmuştur. Ayrıca dikkat çekilmesi gereken bir husus olarak bu ilim ve eğitim müesseseleri, sadece Türkiye içinde değil, yeryüzünün doğusunda-batısında, güneyinde-kuzeyinde bulunan dış dünyadaki insanlara imanın sesini duyurmaya, gönüllerde İslam'ın güzelliklerinin yeşermesine vesile olmuştur.

Cenab-ı Hakk'ın manevi füyuzat ve nefahatla dolu safi ve nurani bir kalple feyizlendirdiği hak yolcusu mürşid-i kamil bu zat, tasavvuf sahasında yazmış olduğu 'Kalbin Zümrüt Tepeleri' adlı eseriyle derununda taşıdığı saklı inci ve mücevherleri bize sunmakta ve beşeriyetin dar çeperinden yüce ve yüksek ufuklara taşıyarak o alemlerde bizi seyahat ettirmektedir. Tabii bu noktada dikkat çekilmesi gereken en önemli husus, ilahî kurbete ulaştıran bu yolun, Nebî vesayetinde, Kur'an ve Sünnet-i Sahiha'nın ölçülerine dayanan, o ölçülerle kayıtlı bulunan bir seyr u süluk çizgisi olmasıdır. İşte bu kıstaslar doğrultusunda, teslim ve itaat anlayışı içinde aşk u şevk kanatlarıyla, bizi ulvî alemlerde gezdiriyor, bir 'hâl'den başka bir 'hâl'e, bir 'makam'dan başka bir 'makam'a terakki ettiriyor ve neticede kurb-i ilahi ufkunda maiyyet-i ilahiyeye erdiriyor. Her bir 'hâl' ve 'makam'da, o 'hâl' ve 'makam'da varid olan Kur'an ayetlerinin i'cazkâr hakikatleriyle o 'hal' ve 'makam'ı tefsir ve izah ediyor. Kalbe gelen, dile dökülen bu ifadeler de Kur'an ve Sünnet kıstaslarıyla teyid ediliyor. Hasılı Ehl-i Sünnet çizgisinde sahih ve sağlam esaslara dayalı bu tasavvuf yolunun yolcularının her hal, sıfat ve fiili Kelâmullah ve Sünnet-i Resulullah ölçüleri doğrultusunda yorum ve değerlendirmeye tabi tutuluyor.

Bu makalede ifade edilmeye çalışılan şeyler, içinde yaşadığımız dünyada emsaline şedid bir ihtiyaçla muhtaç bulunduğumuz, o büyük ve yüce insanın seçkin vasıf ve özelliklerini anlatma adına, deryadan damla sadedinde, küçük ve kısa bir bakış açısı, mini bir denemeden öteye geçmemektedir. Herkes tarafından kabul edilmektedir ki, bugün, İslam'ın adını yüceltme, onun azamet ve yüceliğini gönüllere yerleştirme adına pek çoklarımız sıkıntı, baskı ve tehditler karşısında bu tür kamet-i bala yüce insanlara muhtaç durumdayız. Cenab-ı Hakk, hepimize, bu abidevî üstad ve alimlerimizden hakiki manada istifade etmeyi nasip eylesin!

Dr. Hüda Derviş, Mısır Zekazik Üniversitesi Asya Araştırmaları Enstitüsü'nde öğretim üyeliği yapmaktadır. Orijinali Arapça olan bu yazının Arapçasına 'http://ar.fgulen.com/a.page/life/columns/a765.html' adresinden ulaşılabilir.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 30.10.2006 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Medya, isabetli-isabetsiz her türlü düşünceye açık bir müessese olması hasebiyle, millete ve millet ruhuna göre disipline edilmesinde zaruret vardır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri