| İslam'da Dinler Arasında Düşmanlık Değil Dostluk Öncedir |
|
|
| Ahmet Şahin, Zaman | |
| 11.02.2004 | |
|
Okuyucumun sorusunu şöyle özetleyebiliriz: – Bazı kimseler, "Yahudi ve Nasâra'yı kendinize evliya (dost) yapmayın!" mealindeki ayetten hareketle, dinler arası diyaloğu, onları veli yapma mânâsına anlayarak bu ayete aykırı buluyorlar. Böylece dinler arası münasebetleri baştan karşıtlık üzerine inşa ediyorlar. Bu doğru mudur? İslam başka dine mensup bir milleti ve devleti peşinen düşman sayar mı? Yoksa dostluk önce, düşmanlık ise sonra, takınacakları tavra göre mi söz konusu olur? Efendim, ayrı dindeki dünya milletlerine ve devletlerine Kur'an'la bakılacaksa, Hucurât Sûresi âyet 13'le bakılır. Bu ayetin geniş açıklamasında mesele incelemeye alınır. - Kur'an ne mi diyor bu ayette, tüm dünya insanlarına? Lütfen dikkat buyurun: - Adem'le Havva'dan doğan çocukların devletlere, milletlere, kabile ve şûbelere ayrılmalarının sebebi, birbirlerini düşman bilip savaş açmalarıdır, birbirlerinin boğazına sarılıp da dünyayı kan gölü haline getirmelidir! demiyor Kur'an bu ayetinde. Bunun tam aksine: - Birbirleriyle tanışıp iyi münasebet kurmaları, alışveriş yapmaları, kendilerinde olanları onlara satmaları, onlarda olanları da kendilerine almaları, böylece dünyayı savaş alanı değil barış ve hoşgörü diyarı haline getirmeleri gereğine dikkat çekiyor Kur'an bu ayetinde. İsterseniz açıp bakın Hucurât Sûresi ayet 13'e: - Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. (Hepiniz Adem'le Havva'nın çocuklarısınız.) Sizi kabile, ırk ve devletler halinde kıldık ki, birbirlerinizle tanışasınız, yardımlaşasınız! Bilesiniz ki Allah'ın yanında sizin en makbulünüz, Allah'ın emirlerine en uygun şekilde davrananızdır!" (Hucurât 13) Anladığımız kadarıyla Allah'ın emirlerine en uygun şekilde davranan, dünyayı düşman kardeşlerin yaşadığı savaş alanı haline getirenler değildir. Akıl da, nakil de Adem'le Havva'nın çocuklarının birbirlerine karşı kardeşçe bir anlayışta olmalarını gerektiriyor, düşmanca bir tutum içinde olmalarını değil... Bu sebeple Müslümanlar, Hazret-i Adem'in çocuklarından kabul ettikleri hiçbir ırkı, milleti peşinen düşman olarak görmezler, dinimiz böyle peşin bir düşmanlık hükmünü hiçbir devlete ve millete yöneltmez. Öyle ise Müslümanlar semavi dinlere mensup dindarlar arasında bir diyalog geliştirerek medeniyetler çatışmasını önlemeye katkıda bulunmalıdırlar. İsa Aleyhisselam'ın geleceği rivayetini de böyle birlikteliklerle yorumlamış olmayı düşünmeliler. Duruma Kur'an'ın bu barışçı bakışıyla bakıldığında, dünyada kültürler arası çatışmaya engel olmak gibi bir büyük sonuç da söz konusu olabilir. Bundan Müslümanların peşinen düşmanlık gibi bir fanatizmin taraftarı olmadıkları da anlaşılmış olur. Tekrar edilerek unutulmaması gereken özet şudur: Allah (cc), Hz. Adem'in çocuklarını birbirlerine düşmanlık edip de dünyayı kana bulasınlar diye farklı milletler, ırklar, devletler halinde hayata salmamıştır. Aksine iyi münasebetler kurup da mutluluk ve refahlarına yardımcı olsunlar diye farklı hallerde hayata yöneltmiştir. Böyle barışçı bir anlayış, bizim başkalarına teslim olmamız mânâsına da gelmez. Peşinen ne teslimiyet ne de düşmanlık. Konuyu Efendimiz (sas) Hazretleri tek cümlede özetlemiştir: – İslam'da peşinen ne zarar vermek var ne de zarar görmek! Evet, İslam zarar görmediği sürece zarar vermez, düşmanlık görmediği sürece dostluğu esas alır... Dünyanın geldiği nokta da bu anlayıştır. Çağın insanı da böyle barışçı İslam'ı aramaktadır. Bunun aksine dar ve itici bir anlayış, evrensel bir barış dini olan İslam'ı yöresel bir kabile dini halinde algılamak olur, diye düşünmekteyiz. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







