| Abant Platformu ve İslamî Düşü |
|
|
| Kerim Balcı, Zaman | |
| 14.07.2003 | |
|
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın düzenlediği Abant Platformu Türk toplumunun her kesiminden entelektüellerin fikir teatisinde bulunmalarını sağladığı için önemli ve değerli bir girişim. Ama bu yıl ilk defa katıldığım platformda gördüm ki bu birlikteliğin asıl önemi, İslami (belki İslamist desem daha doğru olur) düşünceyi temsil eden entelektüellerin 'konuşma ihtiyacını' karşıladığı gerçeğidir. Konuşma salt bilgiyi fikre dönüştürür. Daha ötesinde konuşanın zihninde belli düşünce kalıpları oluşturarak yeni edinilen bilgilerin bu kalıplarda içselleştirilmesini sağlar. Bunun tabii sonucu iç tutarlılık ve bütünlüktür. Konuşan kendi fikrî dünyasına yabancı akımlardan 'ithal' ettiği düşünsel yapıları zaman içinde kendi rengine boyar ve ancak konuşma sayesinde değişik kaynaklardan toplanmış güzel cümleleri arka arkaya sıralayan bir 'kelime işlemcisi'nden farklı hale gelir. Abant'ta gördüğüm, İslamist (bu kavramla İslam'ı yaşanması gereken dinamik bir din olmasının ötesinde, fikrî ameliyeyi şekillendirmesi gereken statik bir ideolojik kaynak olarak algılayanları kastediyorum) fikir adamlarının konuşma eksikliğinin ibrazıdır. Bu fikir adamları büsbütün konuşmuyor değiller. Ancak Abant dışında, herhalde okuyucu ve dinleyicilerini 'cemaat' olarak algılayan bir 'vaiz' havasında konuşan bu fikir adamlarımız, Abant'ta kendilerini kritik bir kulakla dinleyen heterojen bir dinleyici kitlesi karşısında konuşma imkanı bulmuşlardır. Bu imkan ve zorunluluğu yeterince yaşama imkanı bulamadıklarından olsa gerek aslında çok şey bilen İslamist entelektüellerimiz, her fırsatta konuştuklarından dolayı bilgileri olmadığı halde kendi içinde tutarlı fikirler oluşturmuş olan Marksist ve Neo–Marksist konuşmacıların karşısında etkisiz olmuşlardır. Yeterince konuşmadan (dikkat buyurun düşünmeden demiyorum) Abant'a gelen düşünürlerimizin bir iç bütünlük oluşturamamış olduklarının bir başka göstergesi sıklıkla atıfta bulundukları Batılı kaynakları içselleştirememiş oldukları gerçeğidir. İçselleştirmekten kasıt benimsemek değil, aksine kendi iç dinamiklerine uygun bir şekilde fikrî bütünlüğünün bir parçası haline getirmektir. Bu sağlanamadığından Abant'ta İslamist düşünürlerimiz 'Marksist anti–emperyalist söylemi benimsemiş', 'sürekli Batı'dan atıflarda bulunurken Batı aleyhtarı bir çizgiye inatla sarılmış' ve nihayet 'modernitenin kavram ve kuramlarını kullanarak moderniteye savaş açmış' olmakla itham edilmişlerdir. Bu noktada Abant ve benzeri platformların önemi ortaya çıkar. İslami düşüncenin sözlü olarak ifade edilme ihtiyacı vardır. Salt düşünce kendi içinde sınırsız bir potansiyele sahiptir. Ancak söze döküldüğü anda zamanın ve mekanın gerçeklerine bürünmek ve tarihe mal olmak durumundadır. Hindi, o heybetli düşünsel duruşu içerisinde bir konuşsa bülbüllere taş çıkartacak hissi verirse de hep konuşup duran ve hemen hemen hiç düşünmez görünen horozdan daha güzel 'konuşan' hindi görülmemiştir. İslamist düşünürlerimizin Kur'an'ın 'hiç düşünmezler mi, hiç tefekkür etmezler mi?' gibi emirlerinin öncelikli muhataplarının inanmayanlar olmasına karşılık, inananların aslen 'kul=de, söyle" emrine muhatap olduklarını görmelerinin vakti gelmiştir. Abant ve benzeri platformlarda verilen konuşma fırsatları İslamist düşünürlerimizin fikrî dünyalarının iç tutarlılıklarını sağlaması ve bu düşünceye sunulabilirlik kıstaslarını kazandırması açısından önemlidirler. Bilmiyorum Abant Platformu'nu düzenleyenler fikir dünyamızda yol açacakları bu önemli değişimi hesaba katmışlar mıydı? |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







