| Abant'ta Mutlu Son: Sonuç Bildirgesi |
|
|
| Zaman | |
| 16.07.2001 | |
|
4. Abant Platformu, kapanış bildirgesi ile sona erdi. Bildirgede birbirinden önemli öneriler Yer Aldı. Katılımcılar, İdarenin Bildiriyi Dikkate Almasını İstediler. Çoğulculuk ve siyasal uzlaşma konusunun masaya yatırıldığı 4. Abant Platformu'nun kapanış konuşmasını yapan Genel Koordinatör Prof. Dr. Mehmet Aydın, Abant toplantılarının artık kendisini uykusuz bırakmadığını söyledi. Başlangıçta yaşadığı sıkıntıların, platformun kurumsallaşması ile bittiğini belirten Prof. Aydın, "İnsanlar toplum için bir şeyler üretme adına bir macerayı göze alabilirlerse bir şeyler olabilir. Biz Abant'ta bir maceraya koyulduk ve olumlu sonuç aldık." dedi. Türkiye'nin çok büyük bir potansiyele sahip olduğunun altını çizen Prof. Aydın, "Türkiye, imkanlarını zenginleştirici bir etken olarak kullanmak yerine, birbirini yok etmek için kullanıyor. Kültürel ve tarihi mirasımız çoğulculuk adına bizi destekliyor. İyimser olmak adına çok gerekçemiz var." dedi. Türkiye'nin şeffaf olmadığını ve yeteri kadar hesap verme bilinci bulunmadığının altını çizen Prof. Dr. Aydın, "Yaşadığımız aynı zamanda ahlaki bir kirizdir de. Ve Türkiye bunu hiç hak etmedi. Bu kâbusun üzerimizden kalkması için hepimize görev düşüyor." yorumunu yaptı. Katılımcılardan Yönetime Çağrı 4. Abant Platformu'nda yapılan konuşmalarda Türkiye'yi idare edenlerin alınan kararları dikkate alması istendi. Milletvekili Cemil Çiçek, "Hükümet bu sonuç bildirgesini dikkate alsın." derken, Demokraside Birlik Vakfı Başkanı Mehmet Bozdemir, "Buradan çıkan mesaj siyasi iradeyedir. Parlamento bu metni alıp değerlendirsin." diye konuştu. Bozdemir, şunları söyledi: "Buradan ayrılınca Türkiye gerçeği ile yüz yüze geleceğiz. Özgürlüklerin kısıtlandığı bir ortam karşımıza çıkacak. Bu nedenle 4. Abant'ta demokrasi ve özgürlük vurgusunun yapılması çok önemli." İktisat profesörü Mithat Melen ise ilk kez katıldığı Abant Platformu'nun kendisini çok etkilediğini vurguladı. Doç. Dr. Durmuş Hocaoğlu da üst üste krizler yaşayan ve demokrasisi bıçak sırtında olan Türkiye'nin her şeye rağmen geleceğe umutla bakabilen potansiyeli olduğunu söyledi. Hocaoğlu, Abant Toplantısı'nın bu umudu güçlendirdiğini kaydetti. Gelecek Yıl Ne Konuşulsun? 4. Abant Platformu, katılımcıları memnun etti. Kapanışta konuşanlar, Sonuç Bildirgesi'nin başarısına değinerek, gelecek toplantı için önerilerini sıraladılar; Milletvekili Hüseyin Çelik: Gelecek yıl sivil anayasa hazırlayalım. Milletvekili Cemil Çiçek: Eğitim tartışılsın. İktisat profesörü Mithat Melen: Gelecek yıl ekonomi meselesi incelensin. Bildirgenin Tam Metni Çoğulculuk; düşünce, inanç, kimlik ve çıkarların farklılığını ve bu farklılığın demokratik rejim içinde temsilinin engellenmemesini ifade eder. Ancak, Türkiye'deki mevcut koşullar çoğulculuk anlayışını yerleştirecek ve sürekli kılacak düzeyde değildir. Bu nedenle "4. Abant Platformu" çoğulculuk ve bunun doğal sonucu olan toplumsal uzlaşma sorununu gündemine alma zorunluluğunu duymuştur. 1) Çoğulculuk, ancak hukukun üstünlüğünü esas alan, insan haklarına dayalı demokratik ve laik bir rejimde gerçekleşebilir. İnanç, düşünce ve ifade, öğrenim ve örgütlenme özgürlüğü başta olmak üzere sivil ve siyasi özgürlükler çoğulculuğun ön şartıdır. Bu anlamda özgürlük olmadan çoğulculuk olamayacağı gibi, kalıcı bir toplumsal barış ve uzlaşma da sağlanamaz. 2) Demokratik çoğulculuk, kutuplaşmaların ortadan kaldırılmasını, siyasal ve ulusal birliğin güçlenerek sürdürülmesini sağlar. Çoğulculuğu gözeten bir uzlaşma toplumsal sözleşmeye dayanan yeni bir anayasada ifadesini bulmalıdır. Bu husus toplumun farklı kesimlerinin eşitlik statüsünde bir araya gelerek "çokluk içinde birlik" ilkesi uyarınca anlaşabilmelerine bağlıdır. 3) Farklılıkların tanınmasına dayanan çoğulculuğun temel hedefi, toplumsal uzlaşmaya varmaktır. Bu uzlaşmada kastedilen, farklı olanların dönüştürülmesi değil, söz konusu farklılıklarla birlikte yaşamanın gerçekleştirilmesidir. 4) Uzlaşmayı hedefleyen çoğulculuk anlayışı ve farklı kimliklerin bir arada yaşaması her kimliği ve kültürü zenginleştirebileceği gibi, onların etkileşimine ve değişimine de imkan sağlar. Bu süreçte toplumun ortak değerlerini güçlendirmek ve yenilerini üretmek önemlidir. 5) Toplumsal uzlaşma, aynı zamanda ahlaki bir meseledir. Bu itibarla "öteki"ni kendimiz kadar "saygıdeğer" kabul etmeden gerekli uzlaşmaya varılamaz. 6) Siyasal çoğulculuk "çoğunluğun yönetimi" kuralı ile çelişmez. Ancak, çoğunluğun tercihleri uygulanırken çoğunluğun dışında kalanların da haklarının gözetilmesi, demokratik rejimin temel ve vazgeçilmez bir ilkesini oluşturur. 7) Çoğulculuğun hayata geçirilmesinde toplumun maddi refahının önemli bir payı vardır. Öte yandan, demokratik çoğulcu yaşam da ekonomik kalkınmaya büyük katkı yapar. Ekonomik refahın yurttaşlar arasında adaletli bölüşümü, çoğulculuğun temellerini pekiştirmekle kalmaz, demokrasiye olan inancın ve güvenin artmasına da hizmet eder. 8) Her toplumun çoğulculuğu kendi tarihsel ve toplumsal tecrübelerinden beslenir. Toplumumuzun da tarihsel ve sosyo-kültürel birikimi ve tecrübesi çoğulculuk için önemli bir kaynak oluşturmaktadır. 9) Modernleşme adına homojen bir toplum yaratma çabaları kabul edilemez; siyaset türdeşlik yönündeki bir toplumsal dönüşümün aracı olamaz. Türkiye'nin temel sorunlarından biri devlet yönetimi ile halkın talepleri arasındaki uyuşmazlıktır. Devlet, toplumu bir inşa alanı olarak görmekten ve "toplumsal mühendislik" yapmaktan vazgeçmeli; toplumdaki farklılıkları tanıyarak tercihlerini dikkate almalıdır. Türkiye'nin bütün vatandaşlarına ve her toplumsal kesime eşit mesafede duran, bütün farklılıkların kamusal alanda temsil edilmesini mümkün kılan bir devlet anlayışına ihtiyacı vardır. 10) Siyasal çoğulculuğun önünün açılabilmesi için anayasa, Siyasal Partiler ve Seçim kanunlarında demokrasinin evrensel kurallarına uygun değişiklikler yapılması acil bir ihtiyaçtır. Bu bağlamda, fikriyatı ve faaliyetleri herhangi bir şekilde şiddet içermeyen partilerin siyasetten men edilmeleri önlenmelidir. Ayrıca siyasetin finansmanının ve kamu harcamalarının şeffaflaşması ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesine imkan sağlayacak düzenlemelerin yapılması da zorunludur. 11) Çoğulculuk ve uzlaşma ile ilgili olarak alınan bu kararların hayata geçirilebilmesi için, eğitim ve öğretim, Türkiye'nin sosyo-kültürel gerçeklikleri doğrultusunda, sivil toplum örgütlerinin katkılarıyla yeniden düzenlenmelidir. Sonuç olarak, bütün önerilerimizde "çoğulculuk" derken çeşitli toplumsal oluşumları adlandırmayışımız, her adlandırmanın politik bir duruşu ön plana çıkarabileceği endişesiyledir. Arzumuz, her türlü adlandırma ve politik duruşun kendini ifade edebileceği bir Türkiye'dir. Çoğulculuk ve toplumsal uzlaşma, kadın-erkek eşitsizliği başta olmak üzere, bireylerin cinsiyet, ırk, dil ve din gibi hiçbir ayrıma tabi tutulmaksızın bütün temel hak ve özgürlüklerden yararlanmasını zorunlu kılar. (Zafer Özcan) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







