Yolları Gözlenen Bir Nesil (Bir Kitap Nasıl Okunmalı?) Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 1
Kötüİyi 
Yusuf Çelik, Sızıntı, Temmuz 2005   
01.07.2005

'....Yunanlı bir şey bekler: o dünyayı kirden, pastan kurtaracak bir Heraklit bekler. Hristiyan insanlığı kurtaracak Mesih intizar etmektedir. Alevî de bir gayb imam, 'muntazır imam' beklemektedir. Biz de bir şey bekliyoruz. Eğer onu beklememizde Allah nezdinde bir mahzur yoksa; hem içini, hem dışını fetheden 'altın nesil' bekliyoruz. Daha doğrusu biz kimseyi beklemiyoruz, 'altın nesil' olmayı düşünüyoruz.' Bu ifadeleri Fethullah Gülen Hocaefendi, 1975 yılında İzmir'de, 'Altın Nesil' başlıklı konferansta söylüyor ve yıllardır 'Altın Nesil' diye tarif ettiği bu neslin hayallerini kuruyor, rüyalarını görüyordu. Hep gözyaşlarıyla anlatmıştı bu neslin vasıflarını, hasretini çektiği bu nesli. Bu neslin, 'Neredesin?' diye yolunu gözlemiş, hasretle şiirler yazmış 'Kalk Ey Yiğit' diye başlayan... Yıllar sonra tomurcuk tomurcuk açılmış çiçekler gibi, örnekleri görülmeye başlandı bu neslin. O, bu neslin, hasretle, gözyaşıyla yolunu beklerken; bu nesil, iyiliğe, güzelliğe, aydınlığa düşman yarasa ruhluları rahatsız ediyordu. Ve ayrı düşürdüler O'nu onlardan. Sevenleri O'nu, O sevdiklerini ve uğruna beraber gözyaşı döktükleri mefkûreyi özlüyorlardı. Yıllar önce vasıflarını anlattığı bu nesli misallendirmek, tarif etmek, insanlığa takdim de yine O'na düşmüştü. Bu nesli bütün insanlık tanısın istiyordu; tanıtılmasını, anlatılmasını, yazılmasını istiyordu. Altın neslin anlatılmasını bir vefa borcu kabul ediyordu. Anlatılmazsa; vefa, civanmertlik, diğerkâmlık gibi yüksek hasletlere karşı da saygısızlık yapılmış olacağını söylüyordu. 'Bu hareket yazılacak ve üzerinde ciddi durulacak bir hâdisedir.' diyordu. Çünkü bu güzel insanlar, kimseye değil, insanlığa ait değerlerdi. İnsanın ne kadar nitelikli olabileceğini gösteriyordu herkese, altın nesil, insanlığın umudu, sevinci olmuştu.

'Örnekleri Kendinden Bir Hareket' isimli yazıyla, öncülük ediyordu bu neslin anlatılmasına. Benzer konuların yer aldığı bir kitabının adı da, Örnekleri Kendinden Bir Hareket idi. 'Örnekleri Kendinden Bir Hareket' isimli eserden yola çıkarak, müellifin ifadeleri ile bu nesli tanımaya çalışırken, bu mefkûreyle yoğrulan bir insanın, yazacağı kitabın her sayfa ve satırında aynı noktaya, farklı kelime ve tâbirlerle nasıl değinebileceğine de güzel bir örnek teşkil etmektedir. Bunu, rehber kitapların nasıl okunması gerektiği hususuna bir teklif olarak da görebiliriz.

Onlar için, 'yolları gözlenen bir nesil' (s.. 113) diyor, Hocaefendi, âdeta kaderi kaderleriyle örtüşürken... Kendisi de yolu gözlenen bir insan durumunda iken... Yolu gözlenen insan, yolları gözlenen nesli anlatıyor en güzel ifadelerle... Her cümlesiyle ayrı güzelliklerini vurguluyor, her kelimesiyle ayrı bir selâm gönderiyor onlara: Kudsiler (s. 114), ay yüzlüler (s. 118), ışık süvarileri (s. 119), gönül insanı (s. 25), gönül eri (s. 29), aydınlık ruhlar (s. 120), esâtîri kahramanlar (s. 120), diriliş havarisi (s. 113), fecir süvarileri (s. 203), seçkin ruhlar (s. 153), babayiğitler (s. 90).. öyle babayiğitler ki, '...arz onların ayaklarının altında küçüldükçe küçülmüş, gökler onların irfanlarına sine açmış, mesafeler onların gayretlerine selâm durmuş ve karşılarına çıkan engeller de onları hedefe taşıyan birer köprü hâline gelmiştir...' şeklinde sesleniyor.

Sonra onların mânâ derinliklerini anlatıyor: Mânâ kahramanı (s. 25), iman ve aksiyon insanı (s. 25), iman insanı (s. 26), Kur'an nesli (s. 51), Hakk âşığı (s. 27), Hakk rızası sevdalısı (s. 27), Mabud'a açık gönüller (s. 67), kalbe ve ruha açık bir dünyanın insanları (s. 106), uhrevî zevklerle gerilmiş karasevdalılar (s. 116), Allah'a gönül vermiş birer ruh insanı (s. 131), Bekâ yörüngeli ruhlar (s. 43), öyle ki onlar, 'ebedî maiyyet va'detmeyen her şeye bir iptal çizgisi çeker ve arkalarına bakmadan yürürler gönül koridorlarıyla sonsuzun bağ ve bahçelerine... takılmazlar dünyaya ve dünyeviliklere...'

Bütün insanlara müjdeler veriyor, bu neslin topluma faydalarını, kendilerini milletin iyiliğine adamış olmalarını, insanlığa katkılarını anlatıyor. Bu evsafa uygun isimler veriyor bu ışık süvarilerine: İyilik âbidesi (s. 29), 'Her zaman fenalıklara karşı iyilikle mukabele de bulunur... kötülükleri kötülerin işi sayar...', toplum içinde bir sıyanet meleği (s. 26) ki, '.... O, herkese sinesini açar, herkesi şefkatle kucaklar...' mefkûre muhacirleri (s. 114), adanmışlar (s. 111), hoşgörü temsilcileri (s. 77), kendini yaşatma mefkûresine adamış hasbiler (s. 115), hamiyet erleri (s. 118), dinî ve millî değerlerimizi dünyaya tanıtmanın havarileri (s. 118), kendilerini, insanî değerler abidesini ikame etmeye adamış kahramanlar (s. 119), muhabbet fânisi (s. 191), kendini milletine adamış hasbî ruh (s. 180) ki o, '....şahsı ve yakınlarının maruz kaldığı tecavüzler, tahkirler karşısında değil, dinine, diyanetine, mukaddes değerlerine dokunulduğu zaman hafakanlara girer; bir itfaiyeci edasıyla 'çare' der, sağa-sola koşar ve gözü başka bir şey görmeyen sevdalılar gibi gerekirse her şeyini feda eder; fedâ eder de, kat'iyen millî ve dinî değerlerine toz kondurmaz....'

Bu kadarla da sınırlı kalmaz. Daha birçok şeyler anlatır, daha birçok örnekler serer önümüze, kendinden çok uzaklarda olan aydınlık nesillerden. Yıllardır Yakubvârî bir hasretle beklediği bu ay yüzlülere, zarar gelmesin diye inleyerek yönelince Rabb'e; bu hareket der, Ümit vesilesi, soldurma... Lütfet bizlere.. der ve isimlerini söyler; insanlığa umut veren, gelecek adına vesile-i ümit sayılan aydınlık nesiller (s. 109), ümit ve iman insanları (s. 201), çerağlar gibi parıl parıl simalarıyla görüldükleri her yerde Allah'ı hatırlatan temiz çehreler (s. 113), '...öyle büyüdüler ki, onların hâllerinden süzülen mânâlar beyanın dili tutuluyor ve lisanlar da sessizlik murakebesine dalıyordu. Onların ışığı değil, gölgeleri bile pervaneleri yakıyor ve nurları semtlerine uğrayanların gözlerini kamaştırıyordu....', bütün süfliliklerden ve bayağılıklardan arınmış birer nezaket âbidesi (s. 131), azim kahramanları (s. 89) öyle ki, '....-maazallah- bir gün ülkede her şey alt üst olsa, yığınlar gidip karanlıklara gömülse, yollar harap olup köprüler yıkılsa; bu insanlar paniklemeyi inanç ve iradelerine karşı saygısızlık sayarak yeis ve durgunluk içinde ölüm görüntüleri sergilemektense, başkalarının yaşama hislerini harekete geçirmek için uçma gayretlerinde bulunacak ve her halleriyle, yürüyebilene yolların açık olduğunu haykıracaklardır...', günümüzün karasevdalıları (s. 116), Hakk'a adanmış ruhlar (s. 37), kadirşinas gönüller (s. 129), güven ve emniyet insanı (s. 218) öyle ki, '.. o karakterinin gereğini yerine getirmede de fevkâlade hassastır. İncinse de kimseyi incitmez, kendisine zulm edilse de o asla can yakmaz...', heyecanlı gönüller (s. 58), muhabbet şehidi (s. 35) öyle ki, '...ömrümüz oldukça hep hak aşkı ve insanlık sevgisiyle oturup kalkalım...'

Her biri birer iyilik âbidesi bu seçkin ruhları, nasıl insanlardır, nasıl yaşarlar, onu da anlatır. Bütün insanlığa güzelliği aşı olsun diye iyilik tohumları, mü'mince yaşarlar (s. 56), ihlâs donanımlı yaşarlar (s. 28), '... duyguları düşünceleri ve davranışları itibarıyla öylesine Hakk rızasına kilitlenmiş bir hakikat eridir ki; bütün dünya ve 'masiva'yı ona verseniz, yine de onu kat'iyen hedefinden döndüremezsiniz; hatta cennetlerle bile ona yol ve yön degiştirtemezsiniz...', temkin tavrı içinde yaşarlar (s. 64), iman-ı kâmil yörüngeli yaşarlar (s. 28), takva, azimet ve ihsan şuuru çerçevesinde yaşarlar (s. 29), kesrette hep vahdet yaşarlar (s. 194), kaybetmeler kuşağında iç içe kazançlar yaşarlar (s. 178), '....şerler, böylelerinin atmosferinde hayır rengini alır; ızdırap ve acılar da onların saflaşıp özlerine ermelerini netice verir. Havaların kararması, ortamın yaşanmaz hâle gelmesi onların gerilimlerini artırarak daha bir teyakkuza sevk eder...', muhabbete, hoşgörüye susamış kupkuru gönülleri cennet bahçelerine çevirme humması yaşarlar (s. 119), insanlara yararlı olma hülyaları ile yaşarlar (s. 123), '...insanlığın değişik bunalım ve mânevî ızdıraplarını ruhlarının derinliklerinde duyar; semtlerine uğrayanlara sürekli açık durur, dert dinler, dertlerle inler, dertli sineler arar; kendileri gibi muzdarip gönüllerle el ele vererek ah-u efgan dindirmeye koşarlar. Yerinde fitne-fesat ateşleri üzerine yürür; dikenler arasında da olsa mutlaka gül diker ve hep gül türküleri söylerler...', her zaman başkaları için yaşarlar (s. 126), '...onlar hiçbir zaman kendi rahatlarını düşünmez; sürekli Allah der 'fazilet' der ve insanî değerler arkasında koşarlar, peygamberâne bir tavırla herkese sinelerini açar(lar)....', Allah'a yönelen her gönülle yeni bir vilâdet neşvesi yaşarlar (s. 201).

'Bu insanlar için hayatın gâyesi nedir? Böyle yaşanan bir hayatın mânâsı, gâyesi ne olabilir?' diye soruyorsanız, işte bakın nasıl anlatıyor Fethullah Gülen Hocaefendi, altın neslin hayatına mânâ derinliği katan ve sebebi vücut kabul ettiği gâyeleri: Kenz-i mahfi'ye pırıl pırıl bir ayna olabilmek (s. 60), her nesnede Hakk'a ait güzellikleri görmek (s. 61), hep Hakk aşkı ve insanlık sevgisiyle oturup kalkmak (s. 35), hayatı, onu bahşedene bağlı götürmek (s. 41), kendilerini Hakk hoşnutluğunu tahsile adamak (s. 42), Allah'ı hoşnut etmeyi hayatının gâyesi hâline getirmek (s. 42), Mü'mince yaşamanın bütün zevklerini duymak (s. 56), kinlerimizi, nefretlerimizi eriterek ruhlarımızı uhrevî esintilerle serinletmeye devam etmek (s. 58), insan olarak yaratılmış olma özel konumumuza göre bir duruş içinde olmak (s. 219), en içten iniltilerle Allah'ın engin rahmet kapısını tıklatmak (s. 99), kendi mahiyetimize münasip bir şekil almak (s. 32) 'bilmeyi bilelim kendi özümüzü keşfetmeye çalışalım ve vicdanlarımızı marifetle harekete geçirerek el ele, gönül gönüle hep beraber Hakk'a yürüyelim. Suların döne döne ve değişe değişe ummana yürüdüğü gibi. 'Biz hepimiz Allah'a aidiz -bu aidiyete ruhlarımız feda olsun- ve mutlaka O'na döneceğiz.' (Bakara2/156) mülâhazasıyla, varlığımızı değerler üstü değerlere yükseltecek üst üste süreçlerden (vetire) geçip ruhumuzun ufkuna ulaşmaya veya özümüzle bütünleşmeye daha ciddi gayretler gösterelim.'

Yolları gözlenen insan, yolları gözlenen nesli, 'anlatılması bir vefa borcu, dile getirilmesi çok zor bir destan' deyip anlatmaya dururken, kendinizi büyülü bir elmas yağmuru altında sanırsınız. Bu güzel ifadeler bir nebze teskin etse de, yetmez, ne anlatılanların hasret yarasına, ne anlatanın Yakubvârî hicranına. Hepsinin gönlünden bir gül kopar takdim edilmek için gözüyaşlı dosta, sayısınca yılların, günlerin... Hepsi bir gül olur kokusu uzaklara giden. Hepsi bin gözle bekler yolu gözlenen insanı, onun, yollarını gözlediği gibi bu neslin...

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( 31.10.2006 )
 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Medya, isabetli-isabetsiz her türlü düşünceye açık bir müessese olması hasebiyle, millete ve millet ruhuna göre disipline edilmesinde zaruret vardır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri