23:02:35

Bu site 26 Mart 2013 tarihinden itibaren güncellenmemektedir. Sitenin güncel hali http://fgulen.com/tr/ adresinde takip edilebilecektir.

Ana Sayfa arrow Köşe Yazıları arrow 2005 Köşe Yazıları arrow Beş Vakit Namaz ve Namazların Cem'i
Beş Vakit Namaz ve Namazların Cem'i Yazdır E-posta
Değerlendirme: / 53
Kötüİyi 
Prof. Dr. Davut Aydüz, Yeni Ümit, Nisan-Haziran 2005   
01.04.2005

Namaz, bütün ilâhî dinlerin ortak hükümlerinden olup, peygamberler üstlendikleri ağır görevi ifa ederken namazın sağladığı sürekli manevî güçten destek almışlar, bu cümleden olmak üzere Kur'ân-ı Kerim'de bazı peygamberlerin namazın önemini vurgulayan ifadelerine atıfta bulunulmuştur. Meselâ Kur'ân'da Hz. İbrahim'in şöyle dua ettiğini okuyoruz: 'Ya Rabbî! Beni de, neslimden çoğunu da namazı devamlı olarak ve gereğince kılan kullarından eyle! Duamı, lütfen kabul buyur Ya Rabbi!' (İbrahim, 14/40). Hz. Lokman'ın oğluna verdiği öğütlere değinilirken de onun şöyle dediği nakledilir: 'Evlâdım, namazı hakkıyla ifa et, iyiliği yay, kötülüğü de önlemeye çalış ve başına gelen sıkıntılara sabret! Çünkü bunlar azim ve kararlılık gerektiren işlerdendir.' (Lokman, 31/17).

Peygamberlerle ilgili olarak namazı vurgulayan daha pek çok âyet vardır Kur'ân-ı Kerim'de: 'Bir vakit İsrail Oğulları'ndan söz alıp: 'Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Anneye babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara güzel muamele edin, İnsanlara tatlı söz söyleyin, namazı hakkıyla eda edin, zekâtı verin' demiştik.' (Bakara, 2/83). Hz. Musa'ya hitaben: 'Muhakkak ki Ben'im gerçek İlâh. Benden başka yoktur ilâh. O halde sen de yalnız Bana ibadet et. Beni anmak için namaz eda et.' (Tâ-Hâ, 20/14); Hz. İsa ile ilgili olarak da: 'Ben Allah'ın kuluyum, O bana Kitap verdi, beni peygamber olarak görevlendirdi. Nerede olursam olayım beni kutlu, mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe bana namazı ve zekâtı farz kıldı.' (Meryem, 19/30-31) buyurulmaktadır.

İslâmiyet'te de namaz ibadetine hemen onun tebliğine başlandığı sıralardan itibaren rastlanır. Hadis ve Siyer kaynakları, Resûlullah Efendimizin (s.a.s.) müşriklerin baskı ve hakaretlerine rağmen zaman zaman Mescid-i Haram'da Hacer-i Esved ile Rükn-i Yemânî arasında namaz kıldığını, gerek Efendimizin (s.a.s.) gerekse mü'minlerin, vâdilerde, evlerinde, ağıllarının ve harman yerlerinin temiz bölümlerinde namaz kıldıklarını, Dâru'l- Erkam'ı mescit haline getirdiklerini kaydetmektedir. Mekke döneminde nâzil olan birçok âyet-i kerimede de namazın önemi vurgulanmakta ve namaz kılanları engellemeye çalışanlar sert bir dille kınanmaktadır (meselâ bkz. Buhari, 'Salât,' 49; Müsned 2:178; Müddessir Sûresi 43; Şûrâ Sûresi 38; Alâk sûresi 10; A'lâ Sûresi 15).

İslâmî tebliğin ilk gününden itibaren namaz farz olmakla birlikte, onun beş vakte tahsisi Miraç gecesi olmuştur. Hadis-i şerifte, 'Namaz, mü'minin miracıdır.' buyurulur. Kur'ân-ı Kerim ve Hz. Peygamber'in (s.a.s.) hadislerinde namaz ile ilgili olarak yer alan ifadeler, bu ibadetin İslâm'ın beş şartından biri olduğunu ve İslâmiyet'te çok özel bir önemi bulunduğunu açıkça göstermektedir.

Kur'ân'da Beş Vakit Namaz

Kur'ân-ı Kerim'de namaz vakitleri, genelden özele doğru gidilerek açıklanmıştır. Namazların belli vakitlerde olduğunu bildiren genel bir âyetten sonra, Mekke döneminde beş vakit namaz emredilmezden önce sabah, akşam ve gece namazı olmak üzere üç vakit kılınan namaza, daha sonra da beş vakit namazın vakitlerine sarahat derecesinde işaret edilmiştir. Böylece Kur'ân'da namaz vakitlerinde bir ikmâlin olduğu, yani tedrîcî olarak tamamlanmaya gidildiği söylenebilir.

Beş vakit namaza işâret eden âyetlerden bazıları şunlardır: 'Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar belli vakitlerde namaz kıl ve özellikle sabah namazını kıl...' (İsrâ, 17/78), '...Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbinin yüceliğini ilan et, O'na hamdet. Gecenin bazı vakitlerinde, gündüzün bazı tarafında da O'na ibâdet et ki, Allah'ın rızâsına eresin.' (Tâ-Hâ, 20/130); 'Haydi siz akşama girerken, sabaha çıkarken Allah'ı takdis ve tenzih edin, namaz kılın. Göklerde ve yerde hamd, güzel övgü O'na mahsustur. Günün sonunda (ikindi) ve öğleye girerken de O'nu takdis ve tenzih edin, namaz kılın.' (Rûm, 30/17-18).

Kur'ân'ı tefsir eden âlimler, söz konusu âyetlerin işâreten de olsa beş vakit namaza delâlet ettiğini belirtirler. Meselâ Allâme Elmalılı'ya göre: 'Bu ve benzeri âyetlerle sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı olmak üzere beş vakit namazın vakitleri tayin edilmiştir.' (Elmalılı, ts, 3/71). Sadece Tâ-Hâ Sûresi'ndeki yukarıda geçen âyet, tek başına beş vakit namaza işâret etmektedir: Güneşin doğmasından önce sabah namazı, batmasından önceki ikindi namazı, gecenin bir kısım saatleri akşam ile yatsı, gündüzün bazı taraflarındaki namaz ise öğle namazıdır.

Âyetlerde işâret edilen bu vakitlerin sınırlarının tam bir şekilde tespiti ve namazların nasıl kılınacağı bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından yapılıp izah edilmiş ve o zamandan beri de Müslümanlar tarafından ihtilâfsız uygulanmıştır. Bilindiği gibi Peygamber Efendimizin (s.a.s.) görevlerinden birisi Kur'ân'ı tebliğ etmek, diğeri de onu açıklamak, hayata tatbikini bizzat temsille, yani yaşayarak ortaya koymaktır.

Hadis-i Şeriflerde Beş Vakit Namaz

Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: 'Resûlullah'a (s.a.s.) Mi'râc'a çıktığı gece elli vakit namaz farz kılındı. Sonra bu azaltılarak beşe indirildi. Aynı gece kendisine şöyle hitap edildi: 'Ey Muhammed! Artık, nezdimizde (hüküm kesinleşmiştir) bu söz değiştirilmez. Bu beş vakit, (Rabbinin bir lütfu olarak on misliyle kabul edilerek) senin için elli vakit sayılacaktır.' (Buhârî, 'Bed'ül-Halk,' 6; Müslim, 'Îman,' 259; Tirmizî, 'Salât', 213). Bu hadîs, namazın beş vakit olarak Mi'râc sırasında farz kılındığını ve ilk defa elli vakit olarak emredildiğini belirtiyor. Mi'rac'la ilgili uzun bir hadiste de, aynı şekilde namazın bir hikmete binaen önce elli vakit olarak farz kılındığı, fakat ümmetin buna takat getiremeyeceği endişesiyle beş vakti indirildiği anlatılır. Burada önemli olan bir diğer husus, bu beş vaktin Allah katında elli vakit kılınmış gibi değerlendirileceğidir ki, bu da Ümmet-i Muhammed'e Allah'ın büyük bir fazlıdır, lûtfudur. Esasen bazı âyet-i kerimelerde de, amellerin sevaplarının katlanarak verileceği belirtilir. Meselâ, En'âm, 6/160 âyetinde, 'Kim Allah'a güzel bir işle gelirse, iyilik işlerse, ona on misli verilir.' buyurulmaktadır.

Rabbimiz, namazın ehemmiyetini gereğince takdir etmemiz için onu elli vakit olarak farz kılmış, lütfunun, kereminin genişliğini ifade için de beş vakte indirerek elli vakit olarak değerlendirmeye tâbi tutmuştur (Canan, 7/355).

Beş Vakit Namazın Vakitleri

Beş vakit olarak farz kılınan namazların hangi vakitlerde kılınması gerektiğini de yine Peygamberimizin hadislerinden takip edelim:

İbnu Abbâs (r.a.) anlatıyor: Resûlullah (s.a.s.) buyurdular ki: 'Cibrîl (Cebrâîl) bana, Ka'be'nin yanında iki gün imamlık yaptı. Bunlardan birincide öğleyi, gölge ayakkabı bağı kadarken kıldırdı (Yani, güneşin, gökyüzünde çıktığı en yüksek noktadan batıya doğru meyletmeye başladığı anda). Sonra, ikindiyi her şey gölgesi kadarken kıldırdı. Sonra akşamı güneş battığı ve oruçlunun orucunu açtığı zaman kıldırdı. Sonra yatsıyı, ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolunca kıldırdı. Sonra sabahı şafak sökünce ve oruçluya yemek haram olunca kıldırdı. İkinci gün yine geldi ve bana imam oldu. Bu defa öğleyi, önceki günkü ikindinin vaktinde her şeyin gölgesi kendisi kadar olunca kıldırdı. Sonra ikindiyi, her şeyin gölgesi kendisinin iki misli olunca kıldırdı. Sonra akşamı, önceki vaktinde kıldırdı. Sonra yatsıyı, gecenin üçte biri gidince kıldırdı. Sonra sabahı, yeryüzü ağarınca kıldırdı.'

Sonra Cibrîl (a.s.) bana yönelip: 'Ey Muhammed!' dedi: Bunlar senden önceki peygamberlerin (aleyhimisselâm) vaktidir (yani, Kadı Ebu Bekir el-Arabî'nin açıklamasına göre, namaz vakitleriyle ilgili benzeri bir genişlik, bütün peygamberlere tanınmıştır). Namaz vakti de bu iki vakit arasında kalan zamandır!' dedi (Tirmizî, 'Salât,' 1; Buhârî, 'Mevâkîtu's-Salât,' 1). Hadîste görüldüğü gibi Cebrâîl (a.s.) bizzat gelip Peygamberimize imam olarak, beş vakit namazın ilk ve son vakitlerini iki gün tatbikatla öğretmiştir. Bu hadisten hareketle İslâm hukukçuları beş vakit namazın belirli vakitlerle sınırlandırılmış bulunduğunun sahîh ve sağlam hadîslerle sâbit olduğu hususunda icmâ etmişlerdir. Bundan dolayı da ilk günden günümüze kadar bütün Müslümanlar namazların bu vakitleri konusunda ihtilâfa düşmemiş ve onları (bazı Şiîler dışında) bu beş vakitte kılmışlar; hâlâ da beş vakit olarak kılmaktadırlar.

Beş Vakit Namazın Günahları Temizlemesi

Hadîs-i şeriflerde, namazın beş vakit olduğunu gösteren delil sadece zikrettiğimiz Cebrâîl hadîsi değildir. Hadis kitaplarında zikredilen şu hadîsler de, namazın beş vakit olduğunu göstermektedir:

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), beş vakit namazı bir kimsenin evinin önünden geçen nehre benzetmiş ve: 'Bu nehirde günde beş defa yıkanan kimsede kir kalır mı?' diye sormuştur. Kendisini dinleyenler, 'Hiç kir kalmaz!' deyince: 'İşte beş vakit namaz da böyledir. Allah bu beş vakit namazla günahları siler süpürür.' buyurmuşlardır (Buharî, 'Mevâkît,' 6; Müslim, 'Mesâcîd,' 283-284).

Benzer bir hadîste de, 'Beş vakit namazın, iki namaz arasındaki küçük günahlara keffâret olduğu' ifade edilir (Müslim, 'Tahâret', 14,15; Buhârî, 'Mevâkît', 4, 6).

Müslüman olan birisine Peygamberimizin 'her gün beş vakit namaz' kılması gerektiğine dair emirleri de, namazın beş vakit olduğunu gösteren başka bir delildir (Müslim, 'Îmân' 8, 10, 29, 31; Buhârî, 'Îmân', 34).

Hadîs kitaplarımızın özellikle 'Kitâbu's-Salât' bölümlerinde ve değişik münâsebetlerle daha başka bazı bölümlerde de yer alan bir takım hadisler de, namazın beş vakit olduğunu gösteren delillerdendir (bkz.: Müslim, 'İman', 8, 10, 29, 31; Buharî, 'Îmân', 34, Salât 1; Ebû Dâvûd, 'Tahâret', 97; Tirmizî, 'Salât', 159, 160, 434; İbn Mâce, 'Zekât', 1; Dârimî, 'Salât,' 208; Muvattâ, 'Salâtü'l-Leyl,' 14; Ahmet b. Hanbel, Müsned, 5/251; Hâkim, Müstedrek, 1/9).

Namazın Beş Vakte Tahsisinin Hikmeti

Namazla gece-gündüz sırlı bir taksime tâbi tutulur. Hayat, ibâdet eksenli bir zaman anlayışına göre tanzim edilir.. ve bu sayede davranışlarımızın Hakk murâkebesi altında hüsn-ü cereyanı sağlanır (M. F. Gülen 1996, s: 75).

Bu beş vakitten her bir namaz vakti mühim bir inkılap başı olduğu gibi, büyük ve İlâhî bir tasarrufun aynası ve o tasarruf içinde İlâhî, küllî ihsanların aksettirdiği birer zaman olduklarından Allahü Teâlâ'ya o vakitlerde daha ziyâde tesbih, tâzim ve şükür emredilmiştir.

Nasıl ki, haftalık bir saatin saniye, dakika, saat ve günlerini sayan milleri birbirine bakarlar, birbirinin misâlidirler ve birbirinin hükmünü alırlar. Öyle de, Cenâb-ı Hakk'ın büyük bir saati olan şu dünyanın saniyesi hükmünde olan gece ve gündüz deverânı, dakikaları sayan seneler, saatleri sayan insan ömrünün tabakaları, günleri sayan âlemin ömrünün devirleri birbirine bakar, birbirinin misâlidir, birbirinin hükmündedir ve birbirini hatırlatır.

Meselâ: Sabah Namazı'nın zamanı güneş doğuncaya kadar; ilkbahara, hem insanın ana karnına düştüğü âna, hem göklerin ve yerin altı gün yaratılışından birinci gününe benzer ve hatırlatır ve onlardaki İlâhî durumları ihtar eder.

Öğle vakti, yaz mevsiminin ortasına, hem gençlik kemâline, hem dünyanın ömründeki insanın ilk yaratılış devrine benzer, işaret eder ve onlardaki rahmet tecellîlerini ve nimet feyizlerini hatırlatır.

İkindi vakti, güz mevsimine, hem ihtiyarlık vaktine, hem âhir zaman Peygamberi Hz. Muhammed'in (s.a.s.) saadet asrına benzer ve onlardaki İlâhî durumları ve nimetleri hatırlatır.

Akşam vakti, güz mevsiminin sonunda pek çok mahlûkâtın kayboluşunu, hem insanın vefâtını, hem dünyanın kıyâmet başlangıcındaki harâbiyetini ihtar ile celâlî tecellilerini anlatarak insanları gaflet uykusundan uyarır, ikaz eder...

Yatsı vakti ise, karanlıklar âlemi, gündüz âleminin bütün eserlerini siyah kefeni ile örtüşünü, hem kışın beyaz kefeni ile ölmüş yerin yüzünü örtüşünü, hem vefât etmiş insanın geri kalan eser ve izlerinin de vefât edip nisyan (unutma) perdesi altına girişini, hem bu imtihan diyarı olan dünyanın bütün bütün kapanışını ihtar ile Kahhâr-ı Zülcelâl olan Allah'ın celalli tasarruf ve fiillerini îlan eder. Gece vakti ise, hem kışı, hem kabri, hem berzah âlemini akla getirerek insan ruhu, Allah'ın şefkat ve rahmetine ne derece muhtaç olduğunu insana hatırlatır. Geceleyin Teheccüd namazı kılmak ise; kabir gecesinde ve berzah karanlığında ne kadar lüzumlu bir ışık olduğunu bildirir, îkâz eder. Bütün bu inkılâplar içinde nimetlerin hakîkî sahibi Allahü Teâlâ'nın nihayetsiz nimetlerini ihtar ederek ne derece hamd ve senâya müstehak olduğunu îlan eder.

İkinci sabah ise, Haşir ve Kıyâmet sabahını hatırlatır. Evet şu gecenin sabahı ve kışın baharı ne kadar makûl, lâzım ve kat'î ise, Haşrin sabahı da, Berzah'ın baharı da o kat'iyyettedir.

Demek bu beş vaktin her biri, bir mühim inkılap başı olduğu ve büyük inkılapları ihtar ettiği gibi, İlâhî Kudret'in büyük tasarruflarının işaretiyle, hem yıllık, hem asırlık, hem devirlik kudretin mucizelerini ve rahmetin hediyelerini hatırlatır. Demek, asıl yaratılış vazifesi, esas kulluk ve kat'î borç olan farz namaz, şu vakitlerde lâyıktır ve çok münâsiptir (Safvet Senih, 22-27 [B. S. Nursî'in Sözler, Dokuzuncu Söz'den sadeleştirme]; Ö. N. Bilmen 1992, s: 115).

Öğle namazı ile ikindiyi öğlenin vaktinde (cem-i takdîm) veya ikindinin vaktinde (cem-i te'hir) birleştirerek kılmak, aynı şekilde, akşam ile yatsıyı birbirinin vaktinde birleştirerek kılmak câizdir. Fakat bu cevaz mutlak olmayıp, belirli şartları vardır.

Önce, söz konusu namazların cem'i ile ilgili hadis-i şeriflere bakalım:

Ca'fer ibn Muhammed ibn Mesleme (r.a.) anlatıyor: 'Resûlullah (s.a.s.) öğle ve ikindi namazlarını Arafat'ta tek bir ezan ve iki ayrı kâmetle kıldı. İki namaz arasında nâfile namaz kılmadı. Müzdelife'de de akşamla yatsıyı bir ezan ve iki kâmetle kıldı ve aralarında nâfile kılmadı.'

İbn Mes'ûd (r.a.) anlatıyor: 'Ben Resûlullah (s.a.s.)'ı şu ikisi hariç, bir namazı kendi vaktinden başka bir vakitte kıldığını görmedim: Müzdelife'de akşamla yatsıyı birleştirdi. O gün sabah namazını da ilk vaktinde kıldı.'

İbnu Abbas (r.a.) anlatıyor: 'Resûlullah (s.a.s.) seferde/yolculuk halinde iken öğle ile ikindiyi birleştirdi, akşam ile yatsıyı da birleştirdi.'

Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: 'Resûlullah (s.a.s.), güneş batıya meyletmeden yola çıkınca, öğle namazını ikindi vaktine te'hir eder, ikindi olunca mola verir, ikisini cem ederdi (beraber kılardı). Yola çıkmazdan önce güneş batıya meyletti (öğle vakti girdi) ise, hareketten önce her ikisini de (öğle ve ikindiyi) kılar, sonra yola çıkardı.'

Hz. Enes (r.a.), 'Efendimiz (s.a.s.) sefere acele ettiği zaman öğleyi ikindinin ilk vaktine kadar te'hir eder; müteâkiben aralarını cemederdi. Akşam namazını da te'hir eder tâ şafak kaybolduğu vakit, onu yatsı ile beraber kılardı.' diye de nakilde bulunmaktadır.

Abdullah ibn Ömer (r.a.): 'Resûlullah (s.a.s.), yolculuğa çıkmak için acele ettiği zaman akşam ile yatsıyı bir arada kılardı.' demektedir (Değişik rivâyetler için bkz: Buhârî, 'Taksîru's-Salât,' 13-16; Müslim, 'Müsâfirîn,' 42-58; Ebû Dâvud, 'Salât', 274; Tirmizî, 'Salât', 138; Nesâî, 'Mevâkît', 42).

Mezheplere Göre Namazların Cem'i

Namazların cemedilmesi meselesine temas eden rivayetlerin çokluğu, farklılığı ve değişik yorumlara kâbil oluşları gibi durumlar, ulemânın bu mevzuda değişik sonuçlara varmasına sebep olmuştur. Mezheplerin, bu meseledeki görüşleri şöyledir:

Hanefîlere Göre

Namazları cemetme, sadece Hac sırasında Arafat'ta ve Müzdelife'de yapılır. Arafat'ta cem'i takdîm yapılarak öğle ile ikindi birleştirilir; Müzdelife'de ise akşam te'hir edilerek yatsı ile birleştirilir. Yolculukta cemetmek câiz değildir. Ashap'tan Abdullah ibn Mes'ûd, Sa'd ibn Ebî Vakkâs ve Abdullah ibn Ömer gibi bazılarından da bu görüş rivâyet edilmiştir. Hasan Basrî, İbn Sîrîn, İbrâhim Nehaî, Esved gibi bir kısım selef de bu görüştedir. Bir rivâyette İmam Mâlik'in tercihi de budur (el-Meydânî, İstanbul ts., 1/185; Zuhaylî 1989, 2/350 vd).

Mâlikîlere Göre

Öğle namazı ile ikindi namazını, akşam ile yatsı namazını birleştirerek cem'i takdîm yahut cem'i te'hir tarzında kılmanın altı sebebi vardır: Bunlar da yolculuk, yağmur, karanlıkla birlikte çamur ve bayılmak ve benzeri hastalıklar, Arafat'ta Arafe gününde bulunmak, Müzdelife'de bayram gecesi bulunmak. Bu sayılan durumların hepsinde namazları birleştirerek kılmaya ruhsat vardır. Ancak Arafat ve Müzdelife'de namazları birleştirmek sünnettir.

Seferde ise, namazları birleştirerek kılmak ruhsata bağlı olarak câizdir. Sefer ister uzun bir yolculuk olsun, ister mesâfesi kadar kısa bir yolculuk olsun fark etmez. Bu hüküm kara yolculuğu için olup, deniz yolculuğu için değildir. Zira ruhsatın kendine mahsus hususiyeti vardır. Karada yapılan yolculuğun da ma'siyet veya eğlence için olmaması gerekir (Zuhaylî, 2/351-354).

Şâfiîlere Göre

Şafiîler, namazların birleştirilerek kılınmasını sadece seferde, yağmurlu havada ve hacda Arafat ile Müzdelife'de câiz görmüşlerdir.

Yağmur, eriyen kar ve buzlu havalarda namazları cem'i takdîm ile birleştirmek kılmak, tercih edilen görüşe göre, yağmur sebebiyle yolda eziyet çekme durumlarında uzak olan mescitte cemaatle kılanlar için câizdir. Şâfiî'nin yeni kavline göre, bu durumlarda namazları cem'i te'hir ile birleştirmek câiz değildir. Çünkü yağmurun devam edeceği kesin olarak bilinmemektedir, kesilebilir. Dolayısıyla özürsüz olarak namazın vaktini geçirmek söz konusu olabilir.

Şafiî mezhebinde meşhur olan görüşe göre, cıvık çamur, şiddetli rüzgâr, karanlık ve hastalık sebebiyle namazları birleştirmek câiz değildir. Bu hüküm namazın vakitleri ile ilgili hadislere dayanmaktadır. Açık bir delîl bulunmadan bu hadise aykırı davranmak câiz olmaz.

Yine Hz. Peygamber (s.a.s.)'in çok kere hastalandığı halde, hastalık sebebiyle namazları birleştirdiğine dair açık bir rivâyet nakledilmemiştir.

Hacının Arafat'ta cem'i takdîm yapması, Müzdelife'de cem'i te'hir yapması menduptur.

Yolculuk sebebiyle namazları birleştirme konusuna gelince: Hem cem'i takdîm, hem de cem'i te'hir tarzında kılmak câizdir. Namazları kısaltmada olduğu gibi, bunun şartı da yolculuğun uzun bir yolculuk olmasıdır. Bu da sefer mesafesi kadardır (Zuhaylî, 2/354-357)

Hanbelîlere Göre

Sekiz durumda namazları hem cem'i takdîm, hem de cem'i te'hir tarzında birleştirerek kılmak câizdir:

1. Dört rekatlı namazların kısaltılmasını mubah kılacak ölçüde uzun bir yolculuk yapmak. Bununla beraber, bu yolculuğun haram ve mekruh bir yolculuk olmaması ve en az iki günlük bir mesafe olması gerekir. 2. Namazları birleştirmeyi terkedince zorluk ve zafiyete düşecek derecede hasta olmak. 3. Çocuk emzirmek. 4. Her namaz için su ile yahut teyemmüm yaparak temizlenmekten âciz olmak. 5. Vakti bilmekten âciz olmak. 6. İstihâze (özür kanı) ve benzeri durumlar. 7-8. Özürlü olmak yahut yoğun derecede (meşru) meşguliyeti olmak: Meşgul olan yahut cuma ve cemaati terk etmeyi mubah kılacak bir özrü bulunan kimselerin namazlarını birleştirerek kılmaları câizdir.

Yağmurlu zamanlarda akşam ile yatsı namazlarını birleştirerek kılmak câiz, öğle ile ikindiyi birleştirmek câiz değildir.

Hac esnasında namazların birleştirilmesi, Arafat'ta öğle ile ikindi namazını öğle vaktinde cem'i takdîm şeklinde, akşam ile yatsı namazlarını ise, yatsı vaktinde Müzdelife'de cem'i te'hir şeklinde olur (Zuhaylî, 2/357-561).

Özürsüz Olarak İki Namazı Cemetme

Yukarıda zikrettiğimiz hadislerde, Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'in hac ve yolculukta namazları cemettiğini gördük. Mezhep imamlarının bu hadislerden istifadeyle vardıkları değişik hükümleri de zikrettik. Ve gördük ki, hiç bir mezhepte özürsüz olarak namazları cemetmek câiz değildir. Fakat bununla beraber, İbnu Abbas (r.a.)'ın bir rivâyetine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) özürsüz olarak da iki namazı cemetmiştir. Ama hiç bir mezhep bu hadîsle amel etmemiştir. Şimdi biz bu hadîsi ve daha sonra da bu hadîs hakkında ulemânın, özellikle Hanefî ulemâsının görüşlerini zikredeceğiz:

İbnu Abbâs (r.a.) şöyle der: 'Resûlullah (s.a.s.) Medîne'de hiç bir korku ve yağmur (başka bir rivâyette korku ve sefer) yokken öğle ile ikindiyi, daha sonra da akşamla yatsıyı birleştirerek kıldı.'

İbnu Abbâs'a (r.a.): 'Hz. Peygamber (s.a.s.) bunu niçin yaptı?' denildiğinde:

- 'Ümmetini meşakkate sokmamak istedi.' cevabını vermiştir (Buhârî, 'Mevâkît', 12; Müslim, 'Müsâfirîn', 49, 50, 54, 56).

Hadîs hakkında mülâhazalar:

1. Buhârî ve Müslim'in bir rivâyetinde şu ilâve vardır: Hadîsi rivâyet eden râvi (Ebû Şa'sâ')'ya:

- 'Zannederim, öğleyi te'hir ikindiyi ta'cil, keza akşamı te'hir yatsıyı ta'cil etmiş olmalı?', denildi. O da cevâben: 'Bunu ben de böyle zannediyorum!' dedi.

Hadîsi rivâyet eden râvî, hadîsden muradın ne olduğunu daha iyi bilir (es-Sübkî, 7/66). Aynı zamanda bu te'vîl Hanefîler'in de te'vilidir. Çünkü Hanefîler, Arafat ile Müzdelife'den başka bütün cemleri (iki namazı beraber kılmayı) 'cem-i sûrî' diye te'vil etmişlerdir. Yani: 'Bundan murât, birinci namazı vaktinin sonunda kılmış; ikinci namazı da vakti girer girmez edâ etmiştir. Bu sûretle her iki namaz kendi vaktinde kılınmakla beraber, zâhiren iki namaz cemedilmiş gibi görünmektedir.' (Tahâvî, 1/160-166).

Esâsen öğlenin son vakti ile ikindinin ilk vakti, keza akşamın son vakti ile yatsının ilk vakti son derece kesin hatlarla ayrılmış değildir, ihtilâflıdır. Bu açıdan bakınca Hanefîlerin te'vîli isâbetli olmaktadır.

2. Aynı hadîsin Müslim'de geçen: 'Resûlullah (s.a.s.) korku ve sefer hali olmaksızın öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı birleştirerek kıldı.' şeklindeki rivâyeti için İmam Mâlik:

'Ben bunun, yağmurlu günde yapılmış olacağını zannediyorum.' demiştir (Muvattâ, 'Kasru's-Salât,' 4; Müslim, 'Müsâfirîn', 49). Çünkü, hadisin rivayetinin birinde 'yağmur yoktu' denmekle birlikte, diğer rivayetinde yağmur zikredilmemekte, sefer zikredilmektedir.

3. Bu hadîs sahîh olmakla beraber, hadîsi rivâyet eden Tirmizî bu rivâyet hakkında şöyle beyanda bulunmuştur (Tirmizî, 'Salât', 138 ve Kitabu'l- İlel'in başında):

- 'Benim kitabımda İbnu Abbâs (r.a.)'ın: 'Korku ve yağmur yokken Medîne'de namazların cemedilerek kılındığını bildiren hadîsi' ile içki içene verilecek ceza ilgili bir hadisten başka ulemânın ittifâkla terk ettikleri bir hadîs yoktur.' Tirmizî'nin bu itirafı, ulemanın ittifak halinde bu hadisle amel etmediğini göstermeye yeter.

4. Ulemâdan bir cemâat, bu hadîslerle istidlâl ederek bir hâcetten dolayı hazarda (yolcu olmadığı zaman) dahi iki namazın cem edilmek sûretiyle kılınabileceğine kâil olanlar çıkmışsa da, onlar da bunun âdet edinilmemesini şart koşmuşlardır. İbn Sîrîn, Eşheb, İbnü'l-Münzir, Kaffâl ve Şâşi'l-Kebîr'in görüşleri budur (Hattâbî, 2/15; Tirmizî, 'Salât', 138; Nevevî, Şerhu Müslim, 5/226).

5. İbnu Ebî Şeybe'nin 'Musannef'indeki bir rivâyette Ebû Mûsâ, 'Özürsüz olarak iki namazı birleştirerek aynı vakitte kılmak, büyük günahlardandır.' demiştir (Ahmed Davudoğlu, 4/2024).

6. Hanefîler, İbnu Abbâs (r.a.)'in bu hadîsine karşılık, Buhârî ve Müslim'in ittifâkla İbnu Mes'ûd'dan rivâyet ettikleri şu hadîsi zikrederler: İbnu Mes'ûd (r.a.) şöyle demiştir: 'Ben Resûlullah (s.a.s.)'i şu ikisi hariç, bir namazı kendi vaktinden başka bir vakitte kıldığını görmedim: Arafat'ta öğle ile ikindiyi, Müzdelife'de akşamla yatsıyı birleştirdi. O gün sabahı da ilk vaktinde kıldı.' (Buhârî, 'Hacc', 99; Müslim, 'Hacc', 292; Ebû Dâvud, 'Menâsik', 65).

Ayrıca Hanefîler, Müslim'in rivâyet ettiği Ebû Katâde hadîsini zikrederler. Bu hadîste Resûlullah (s.a.s.): 'Uyuyakalmakta bir kusur işleme yoktur. Kusûr ancak uyanıkken bir namazı başka namazın vakti girinceye kadar geciktirmekle olur.' buyurmaktadır (Müslim, 'Mesâcid', 311). Demek ki, namazı vakti haricinde kılmak için (gayr-ı kasdî) uyuyakalmaktan başka özür yoktur.

7. Bedrüddîn Aynî, bu hususta şöyle der: Cemetmenin (hazarda sebepsiz) bir ruhsat olduğunu kabul ettik diyelim. Lâkin biz onu sûrî cem'e hamlederiz (Yani, ilk namaz son vaktine kalmış, ikinci namaz hemen ilk vaktinde kılındığından, ravi onu cem gibi görmüştür). Tâ ki haber-i vâhid, kat'î olan âyete muâraza etmesin. Âyetten murat: 'Namazlara devâm edin...' (Bakara, 2/238), yâni onları vakitlerinde kılın! kavlidir. Allah Teâlâ: 'Şüphesiz ki, namaz belirli vakitlerde mü'minlere farz kılınmıştır.' (Nisâ, 4/103) buyuruyor. Bizim kabul ettiğimiz görüş, hem âyetle, hem de hadîsle amel sayılır.

8. Tahâvî'ye göre, Hz. Peygamber (s.a.s.), her namazın ilk vaktini ve son vaktini tatbikatıyla ashâbına göstermiştir. Her namazın kendine hâs bir vaktinin olduğunu onlara öğretmiştir. Öyleyse mâzeretsiz olarak bir namazı vaktinden sonraya bırakmak veya vaktinden önce kılmak doğru olmaz (Tahâvî, 1/165-166).


Kaynaklar

Bilmen, Ö. Nasuhi, Büyük İslâm İlmihali, Timaş yay., İstanbul 1992.
Canan, İbrahim, Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Akçağ, ts.
Davudoğlu, Ahmed, Sahîh-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İstanbul, ts.
Elmalılı, Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, Azim Dağıtım, ts.
Gülen, M. Fethullah, Yeşeren Düşünceler (Çağ ve Nesil-6), İzmir 1996.
Hattâbî, Meâlimü's-Sünen, Humus 1970.
el-Meydânî, el-Lübâb fî Şerhi'l-Kitâb, İstanbul ts.
Senih, Saffet, İbâdetin Getirdikleri, İzmir 2000.
es-Sübkî, el-Menhelü'l-Azbi'l-Mevrûd Şerhu Sünen-i Ebî Dâvud.
Tahâvî, Şerhu'l-Meâni'l-Âsâr.
Ez-Zuhaylî, Vehbe, el-Fıkhü'l-İslâmî, Dımeşk 1989.

Son Güncelleme ( 01.11.2006 )
 
< Önceki   Sonraki >
Fethullah Gülen Web Siteleri