| Kültür Hizmetleri Siyasete Dönüşmemelidir |
|
|
| Abdullah Aymaz, Zaman | |
| 08.08.2005 | |
|
Bir önceki yazımda "Gülen Hareketinin Analizi-Geleneğin Modern Çağa Tanıklığı" isimli kitabın yazarı M. Enes Ergene ve Danimarka'dan ülkemize gelmiş iki profesör ile yaptığımız bir sohbetten bahsetmiştim. Bu yazımda da devamını aktarmak istiyorum. Enes Ergene Bey, kitabının isminden hareketle "Gelenek"ten maksadını şöyle açıklıyor: "Fethullah Gülen Hocaefendi, bizim tarihî medrese ve sûfî geleneğimizden gelmektedir. İslâmî ilimleri çok iyi okumuş bir otoritedir. Aynı zamanda Alvarlı Efe Muhammed Lütfi Efendi'nin dergâhında neşet etmiştir. Efe Hazretleri, Mevlana ve Yunus gibi şiirleri olan bir tasavvuf ehlidir. Hocaefendi bu gelenekten olmakla beraber çağını da çok iyi okuyup incelemiş bir bilgedir. Onun için cami kürsülerinde hep eğitim üzerinde durmuştur. Konusu insandır. Bazılarının 'Fethullah Hoca çocuklarla misket oynuyor' diye onun eğitim üzerindeki gayretlerini alaya almasına rağmen o bildiğinden şaşmamıştır. Bazıları şehircilik üzerinde durmuştur. Birçok Batılı filozof gibi Farabî de "Medine-i Fâzıla" (Erdemli Şehir) isimli eserinde filozofların (elitlerin) yönettiği bir şehir yaşayışını esas almıştır. Ama Hocaefendi insan eksenli eğitime öncelik vermiştir." Prof. Dr. Henning'in Farabî ismi dikkatini çekti ve onun hakkında bilgi istedi. Enes Bey de felsefede İkinci Aristo olarak bilindiğini, Aristo yolunda İslam dünyasında ilk rasyonalistlerden olduğunu ifade etti... Prof. Dr. Mehmet Ümit Necef Bey, Danimarka'nın sosyal bir devlet olduğunu, halkın bütün ihtiyaçlarını devletin temin ettiğini, vakıflara ihtiyacının olmadığını, bu hususta Amerika'dan ileri olduğunu ifade ettikten sonra Türkiye'de devletin elinin uzanamadığı boşluklar bulunduğunu, birer kültür hizmeti veren vakıfların bu boşluğu doldurmaya çalıştığını fark ettiklerini söyledi. Ben, kendilerine 68 kuşağından olan İtalyan profesör Alberto Melucci'yi tanıyıp tanımadıklarını sordum. Tanıdıklarını ifade ettiler. Ben de şu anda Amerika'da bulunan bu bilim adamının, sosyal hareketleri inceleyen bir kitabında üç çeşit hareketten söz ettiğini, bunların terör, siyasî ve kültürel hareketler olduğunu söyledikten sonra "Kültürel hareketler, toplumdaki devlet tarafından yapılamayan hizmetleri verir. Onun için bunlar desteklenmelidir. Ya devlet boşlukları kendisi dolduracak veya bu sivil gayretleri teşvik edecektir. Bu kültürel hareketlerin de asla siyasete bulaşmaması lâzımdır. Eğer bulaşırlarsa, kendi sonlarını hazırlamış olurlar." dediğini aktardım. Prof. Dr. Henning, Gülen hareketinin mâhiyetini sordu. Ben buna Fethullah Gülen Hocaefendi'ye sorulan bir soru üzerine verdiği cevapla karşılık verdim: "Bu bir tarikat değildir. Çünkü tarikatın bir geleneği bir usûlü vardır. Başta bir şeyh bulunur. Birtakım kaide ve merasimleri vardır. Bu ilmî ve fikri harekette ise, ortada asla bir şeyh yoktur. Buna bir cemaat de denilemez. Çünkü her anlayıştan insanı ihtiva etmektedir. Bu bir gönüllüler hareketidir. Eğitime adanmışların gayretlerinden oluşmaktadır." Henning Bey, Enes Ergene'ye "Peki siz bunu kitabınızda nasıl ifade ettiniz?" diye sordu. O da "Yer yer 'cemaat' olarak tabir etmek zorunda kalsam da çoğu kere 'hareket' kelimesini kullandım." diye cevap verdi. Bu uzun sohbetin tamamını bir makale çerçevesinde aktarmam mümkün olmadığı için bu kadarla iktifa ediyorum. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







