Düğüm Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Fehmi Koru, Zaman   
28.07.1998
Abant'ta yapılan 'İslam ve laiklik' toplantısı ve ardından yayınlanan bildirge tahminimizin üzerinde ilgi gördü, şimdiye kadar pek rastlanmadık bir tartışma iklimine kapı araladı. Çoğunluk 'ilk' oluşu üzerinde durup 'devrim niteliğinde' gördü; buna karşılık, "Yıllardan beri yazdığımız şeyler" diyenler veya "Eğilimler asgaride buluşmuşlar" gibi garip tespitler yapıp "cur'et yönünden" (Evet yanlış okumadınız, cur'et yönünden) küçümseyenler de çıktı. Önemli olan, ülkesini seven ve geleceğe umutla bakmak isteyen herkesin Abant kavşağında buluşmasıdır; bu bakımdan, tartışmanın genişlemesini hayırlı karşılıyoruz.

Bugüne kadar eleştirilere ses çıkarmayıp şimdi bir yazıyla vites değiştirmemizin sebebi, eleştirinin 'sol' iddialı bir gazetede çıkmış olması. Gazete, bir hafta sessiz kaldıktan sonra, nihayet dun, "Devrim niteliğinde kararlar!.." baslığı altında Abant bildirgesini küçümseyen bir yazı yayımladı. Ancak, okur-yazar herkesin rahatlıkla anlayabileceği bir üslupla kaleme alinmiş bildirgeyle ilgili kendi düşüncelerini yazmak yerine, yazarın, yazısında kendisinden 'değerli tarihçimiz' diye söz ettiği birini yorumcu olarak kullanması dikkat çekiyor. Yorumu okuyunca, 'değerli tarihçi'nin kavrama sorunu olduğu, ya 'tarihçi' denmeyi, ya da 'değerli' sıfatını hak etmediği hemen anlaşılıyor...

'Çağdışı' bir söylemin temsilcisi olan gazeteyi, kamuoyuna açıklandığı ilk günden toplumu saran bildirgeyle ilgili tartışmaya -böylesine yarim bir eleştiriyle dahi olsa- katıldığı için yine de kutluyoruz.

'Değerli tarihçi', bildirgenin vahiy-akil uyumu üzerinde duran maddesini, "İslam'da akla değer veren tasavvuf bile kanlı olaylarla başlamış ve kendini zor kabul ettirmiştir" biçiminde ve "Vahiy tümüyle akla uygundur sözü kişisel düşünceden öteye geçemez; İslam tarihi aklı savunanların karsılaştığı kanlı olaylarla doludur" hükmüyle eleştiriyor. Verdiği 'değerli' tarihi bilgiye teşekkür ederiz; ancak bildirge, kendisinin çarpık biçimde yansıttığı tarihi ele alarak değil, İslam'ın özüne bakarak kaleme alınmıştı. 'Değerli tarihçi'nin yaptığı da, 'akli savunanlara kanla karşılık verenler' safında yer almaktan farksız aslında. "İslam düşünce tarihinde aklın önemini küçümseyen bazı anlayışlar olmasına rağmen" cümlesine de yer veren bildirge aklın yanında yer alıyor çünkü.

Sol iddialı gazetenin yorum için başvurduğu uzman, bildirgenin 'hakimiyet' ile ilgili görüsünü ise hiç anlayamamış. Bölünmez bir bütün olduğunu söylediği 'hakimiyet' bildirgenin 'millete ait' olduğunu özellikle vurguladığı kavramdır; Yaratıcı'nın yarattıkları üzerinde bir 'hakimiyeti' olmadığını iddia etmiyorsa, herhalde kendisi o durumu bir başka sözcük ile karşılıyor olmalı. Ancak, "Kur'an'daki hakimiyet ile anayasadaki hakimiyet birbirinden ayrıdır" diye kendince özetlediği 'durum' için kullandığı 'takıyye' ve 'akıl dışı' tespitleri adının önünde 'prof.' unvanı bulunan bir kişinin ağzına hiç yakışmıyor.

Yorumunun bundan sonraki bölümlerine bakılınca, 'değerli tarihçi' profesörün aklinin epey karışık olduğu anlaşılıyor. Bildirgede yer alan İslam'ın demokrasi ile, hukuk devleti ve evrensel temel değerler ile çelişmediğini söyleyen maddeyi söylenenin tam tersi biçimde okuması akıl karışıklığından başka nasıl yorumlanabilir? Bir sonraki hükmü ise tam bir rezalet. Bildirge, devletin topluma resmi ideoloji dayatmasına karşı çıkarken, "Demokrasi, insan hakları, özgürlük ve barış içinde yasamak gibi değer ve talepleri bir ideolojinin unsurları olarak görmüyoruz" diyor ve bu 'evrensel' kavramların 'resmi ideoloji' içinde mütalaa edilmediğini de ayrıca belirtiyor. Anlayışlı okurlar, bildirgenin o maddesinde ne demek istendiğini 'profesör yorumcu' hatırına biraz açacağımız için kusura bakmasınlar: "Bu kavramların savunulması ve devletin unsurları haline getirilmesi, bizim karşı çıktığımız resmi ideoloji dayatılması anlamına gelmez" demek isteniyor bildirgenin o maddesinde. 'Değerli tarihçi' ise, bildirgeyi kaleme alanların bu kavramlara karşı çıktıklarını bir kere kafasına koymuş ya, bir yığın safsatayı birbiri ardına sıralıyor ve ne yazık ki, hiçbirinde doğruyu tutturamıyor...

Aynı yazıda, bir başka profesöre dayandırılan evlere senlik bir 'düğüm' yorumu var ki, buraya aktarsak, kahve sohbetlerine bol malzeme sağlayabilir... Bize sorarsanız, kalpleri zaten öyle de, kafaları da 'düğümlü' bunların...

28 Şubat'a giden yolda bu tür yorumların etkisini bildiğimiz için hiç değilse su kadarını kaydedelim: Bu tiplerin ağzına bakarak siyasi hayata müdahale edenler ile politika geliştirenlerin işi gerçekten zor...

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

İktisadın Lüzûmu

Seyredin

Bizi Birbirimizden Koparamazlar!..

Dinleyin

His Felcinin Sebepleri

Dinleyin

Denizli Vaazı - 1980

İndirin

Berlin Konferansı - 1977

İndirin

Kendini bilmek, basiret; kendini görmek ise, körlüktür. Kendini bilen, hem Hakk’a hem de halka yaklaşır; kendini gören ise, benliğinden başka her şeyden uzaklaşır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri