Haydi Kızlar Kur'an'a... Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 4
Kötüİyi 
Nihal Bengisu Karaca, Zaman   
15.09.2005

Bir zamanlar Kur'an'ın Arapça versiyonu üzerinden sık sık hatim indirenleri de, onu ezberlemek için hayatlarının bir bölümünü uzlette geçirenleri de anlamazdım.

Bana göre Kur'an-ı Kerim nasıl okunduğundan çok 'ne söylediği' önemli olan bir kitaptı; aslında bu düşüncemde fazla bir değişiklik olmadı; sadece Kur'an'a tek bir biçimde yaklaşamayacağımızı fark ettim. Yani o hem bir ibadet etme aracıydı, onu kendi diliyle okuyarak iç âlemlerimizin bilinmeyen kapılarını Allah'ın nüfuz alanı haline getiriyorduk; hem de bizi nasıl yaşayacağımız konusunda bilgilendiren, uyaran, uyandıran bir kitaptı; onu mealen anladığımızda bir istikamet kazanıyorduk. Öte yandan Allah, 'Kur'an'ı biz indirdik ve biz koruruz' diyordu ve onun ebediyete kadar korunacağı sözünü veriyordu. Görünen oydu ki, Allah, Kur'an'ı en emin yere kaydediyordu; derilerden, kağıtlardan, bilgisayarlardan daha güvenilir bir yere; mü'minlerin hafızasına. Yanlışlıkla, sehven ya da kasıtla yanlış basılan mushaflar hemen fark edilip işaretlenebiliyor, yanlışlıkları giderilebiliyordu; çünkü elden ele dolaşan mushaflar bir yerde mutlaka bir hafızın eline düşüyordu.

Bu nedenle yolu akıldan geçen bir imanın tazelenmesi için gerekli bilgiyi Türkçe tercümeden, ruhumuzun güvenliği ve selameti için gerekli duygusal motivasyonu da orijinalinden sağlamamız gereken tek bir Kur'an vardı; ama iki ayrı ilişki biçimini gereksiniyordu bu kitap. Kur'an'ı mealinden okumak o gün için ihtiyacımız olan zihinsel haritamızın oluşumu açısından elzemdi; ama kitabın ruhunu taşıyan bir bedeni vardı; o bedenin, yani kelimelerin, ayetlerin korunması, o ruhun sonraki nesillere ve çağlara iletimi açısından tartışılmaz bir öneme sahipti. Aramızdan birileri bu taşıma işlemini yüklenmeliydi. Hafızlar, Allah kelamının gönüllü bodyguard'larıydı. Baskı ve zorlama işin ruhuna tersti. Zira o kadar çileli ve mesuliyetli bir yoldu ki bu, kimse istemeyen, hele hele istidadı olmayan birini zorla bu yola sevk edemezdi; evladı bile olsa. Bu, benim görüşüm elbette, kimi bağlar, kimi ilgilendirir bilemem.

Bildiğim hafızlığı teşvik eden, hele hele günden güne din dışı uygarlıklarla, gece hayatının egzotik renkleri ile, farklı dinlere mensup kültürlerin mutfakları ile ilintilendirilen İstanbul'un en geniş zeminli paydası, Müslümanlığı ve bu dinin kitabı üzerinde yükselen etkinliklerin ilgiye ve saygıya şâyân olduğu.

Mihrabistanbul 2005 adıyla düzenlenen Kur'an-ı Kerim'i güzel okuma yarışması, hafız olan ve İstanbul'da ikamet eden 15-35 yaş arası 'kadın' ve erkek her hafıza açık... İşin doğrusu, mesele 'Kur'an' olduğunda, kadın sesinin caiz olup olmadığının kendiliğinden bu tartışmanın kapsamı dışında kalacağını düşünüyorum. Zira mesela, müziğin caiz olup olmadığı, dinlenen müziğin niteliğine, şarkı ya da parçanın sözlerinin içerdiği anlama bağlı olduğuna göre; bir şey kendiliğinden 'haram' ya da 'helal' sayılmadığına göre, kadın sesinin meşruluğu ya da sakıncası da bu sesin neyi terennüm ettiğine, neyi seslendirdiğine göre değişebilmeli. Kur'an okuyan bir kadının sesini 'çekici' bulacak ve onun fitneye sebep olabileceğini iddia edebilecek bir tavrın 'samimi' olmadığını düşünüyorum. Öte yandan bu kadının bir hafız olduğu dikkate alınacak olursa, onun hayatını adadığı böyle bir tecrübeyi insanlarla paylaşmak gibi bir hakkı ve borcu dahi vardır bana göre. Muslim World'ün hazırladığı Fethullah Gülen özel sayısında yer alan görüşleri de hatırlatmak isterim. Gülen, kadın ile erkek arasında sahip olunan haklar ve yükümlü olunan sorumluluklar konusunda bir farklılık olmadığını söylüyordu. Hayatını Kur'an'ı ezberlemeye ve onu seslendirmeye adamış hafız bir kadının sesini duymak herkesin hakkı, en çok da emeğini ve yeteneğini güzel bir yola kanalize etmiş o kadının Allah'ın kelamını yüksek sesle okuma hakkı var... Hem bakarsınız, kıraat âleminde bir canlılık husule gelir, ilginç usul ve icrâlar da bünyeye eklemlenir de, erkek hafızlar da bu vesile ile birbirlerinin seslerini ve okuma biçimlerini taklit etmekten vazgeçerler...

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
TOPRAK SU  - ESELAMÜ ALEYKÜM VE RAHMETULLAHİ VE BERAK   |2007-08-25 13:23:24
HELAL AÇIKTIR,HARAM DA AÇIKTIR; AMA BU İKİSİ ARASINDA İNSANLARIN ÇOĞUUNUN BİLMEDİĞİ ŞÜPHELİ İŞLER VARDIR.KİM ŞÜPHELİ İŞLERDEN
SAKINIRSA DİNİNİ VE HAYSİYETİNİ KURTARIR.....ALLAH'INYERYÜZÜNDEKİ YASAK BÖLGESİ İSE HARAMDIR.....(SAHİH-İ BUHARİ) BU KONUYU SÜMEYYE
EDDEB İLE ELE ALIRSAK ONUN GÜNAH İŞLEMESİ SÖZ KONUSU OLAMAZ ÇÜNKÜ O GÜZEL TİLAVETİ İLE İNSANLARI İMANA GETİRİYOR... BÜYÜDÜĞÜNDE
DE AYNI OLACAK... AMA YİNEDE BU HA...

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

Efendimizin Din'e Hizmet Edenlere Alakası

Seyredin

Bizi Birbirimizden Koparamazlar!

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; bâki olan, hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar, bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galip geleceklerdir. Onun içindir ki, en büyük siyaset, hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri