| Suikast... |
|
|
| Hüseyin Gülerce, Zaman | |
| 16.09.2005 | |
|
Başbakan Erdoğan, üç gün önce ABD'ye giderken uçakta, gazetecilere, hafta başında Kütahya'daki suikast girişimiyle ilgili olarak; "Bu aslında üçüncü oluyor; ama daha öncekiler bu kadar yakın değildi." demiş. Başbakan'a 2003'te oğlu Bilal'in düğününde DHKP-C denilen sol örgüt mensubu kişilerin suikast girişimi biliniyordu; ama "üçüncü" teşebbüsten haberdar değildik. Sabah gazetesinin dünkü haberine göre kamuoyundan gizlenen suikast girişimi bundan 1,5 yıl önce yapılmış. İstanbul'daki evinin 50 metre uzağına konulan uzaktan kumandalı bomba ile Başbakan'a makam aracı ile geçerken saldırı hazırlığı yapılmış. Kendilerini "derin statüko"nun gayri resmi sözcüsü gibi takdim eden bir kısım köşe yazarı Kütahya'daki suikast girişimini "ekmek arası silah" diyerek alaya almakla kalmadılar, bu gibi suikast teşebbüslerinin "AK Parti'nin bir tertibi" olabileceğini bile söylediler. Halbuki dünkü gazete haberlerine göre balistik uzmanları, suikastçının silahı ile poligonda yaptıkları denemede ele geçirilen mermilerin, 3 metreden 5 santimlik kontrplak zemin üzerinde 3,5 santim delik açtığını, yani öldürme gücüne sahip olduğunu açıkladılar. Türkiye'de bir başbakana suikastı alay konusu yapma, hafife alma gerçeklerle bağdaşmıyor. Özal'a 1988'de ANAP kongresinde ateş edilmiş ve mermilerden biri mikrofon demirine çarpmıştı. Üstelik bu ülkede bir başbakan asıldığını da biliyoruz. Şaibeler ortadan kalkmadığı için rahmetli Özal'ın Çankaya'da zehirlenip zehirlenmediği kuşkuları da devam ediyor. Eğer zehirlenme var ise suikastlar, Cumhurbaşkanlığı makamına kadar ulaşmış demektir. ABD'de suikastlarla ortadan kaldırılan başkan sayısı da az değildir. Demek ortada alay konusu tertipler değil, insanoğlunun iktidar mücadelesinde gözünün ne kadar dönebileceğini anlatan ikazlar var. Bugün Türkiye'de böyle bir iktidar mücadelesi var mı? Hem de en şiddetlisinden. Derin statüko, dışarıdaki karşıtlarla birlikte Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine direniyor. Ülkemizde onların istemediği bir parti hem de tek başına iktidarda bulunuyor. Geçmişte olduğu gibi Meclis aritmetiği ile oynamak suretiyle toplum mühendisliği imkânları da yok gibi. Şimdi hedef AK Parti'nin bölünmesi. Başbakan Erdoğan'ın ya da önde gelen bakanlardan birinin suikastla ortadan kaldırılması, bölünme sürecini başlatabilir, hesabını yapıyorlar. "Bu kadar mı acımasızlar?" demeyin. Şahsen ben Başbakan'a yönelik üç suikast girişimini hükümete bir mesaj vermeye yönelik tehdit olarak algılamıyorum. Amaç, kamuoyunu asıl suikasta hazırlamak. "Yaa... daha önce de teşebbüs edilmişti, bu defa gerçekleştirdiler" dedirtmek. Suikast hazırlayıcısı güç odakları, Türkiye'de demokratikleşme yönündeki ilerlemelerden rahatsız oluyorlar. Ülkemizin istikrar içinde kalkınmasını hazmedemiyorlar. Türkiye'deki gelişmeleri en yakından takip eden ve zaman zaman ikazlarda bulunan Sayın Fethullah Gülen, bundan birkaç ay önce ne tür tepkiler alacağını bildiği halde; "Türkiye, kanlı hadiselere gebe, kan seylapları düşünenler harekete geçecek." dediğinde, olağanüstü dönemlerde rol bekleyen kimileri "sen kim oluyorsun da böyle konuşuyorsun, nasıl oluyor da cemiyet-i sırrıyeler'den bahsediyorsun, hemen soruşturma açılmalı" diyerek Meclis'e soru önergesi vermeye kalktılar. Halbuki Gülen'in ikazı, hükümeti teyakkuzda olmaya davet, emniyet güçleri ve istihbarat servislerini fitneyi kendi yuvasında kıstıracak tedbirleri almaya çağırmaktı. Son Terörle Mücadele Kanunu'nda hükümete dayatılmak istenen ve olağanüstü halin beterini getirecek, 141, 142 ve 163. maddeleri hortlatacak ve göze kestirilen herkesi "terörist" muamelesine tabi tutacak taslak çalışmaları, AK Parti hükümetini kendi tabanından koparmaya yönelik değil de nedir? Bir de böyle suikast girişimleri var. Zor geçitten bir türlü çıkamıyoruz, biraz daha feraset, basiret ve sabır gerekiyor… |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







