| Geleneğin Modern Çağa Tanıklığı |
|
|
| Muhammet Mertek, Zaman Avrupa | |
| 17.12.2005 | |
|
Okurken içimden birçok kez "ha işte bu noktayı Batı kamuoyuna mutlaka böyle anlatmak lazım" diye geçirdim. Yüz elli yıldan beri hep Batılı kıstaslara mahkum olmuş, batılı kriterlere göre kendi konumunu belirleyen bir toplumun ferdi olarak, değişik sosyo-kültürel açılardan kendi kavramlarımızın oluşturulduğu ve mevcut önyargıların kaynaklarının analiz edildiği kendine has böylesine güzel bir çalışmadan oldukça haz duyduğumu belirtmeliyim. Artık evrensel boyutta bir kültür hareketine dönüşen Fethullah Gülen hareketi özelinde, Batı kaynaklı sosyal kavramları temelinden sorgulayarak, Türk toplumunun kendi dinamiklerini analiziyle de konuya vukufiyetini ortaya koyan Enes Ergene`nin "Geleneğin Modern Çağa Tanıklığı" eserinden bahsediyorum. Analiz etmeye çalıştığı Gülen Hareketi'nin bizzat içinden gelen Ergene, eserini dört ana bölümden oluşturuyor: 1) M.F. Gülen ve misyonuna genel bir bakış 2) Sosyal/Sosyolojik açı 3) Kültürel açı 4) Dini açı. Üslubu ve konuları ele alış biçimine örnek olması açısından bu bölümlerden birer alıntı yaparak bizzat kitabı nazara vermek istiyorum. "Çağdaş düşünürler genellikle devlet, şehir, kent ve ekonomi üzerinde yoğunlaşmışlardır. Oysa Gülen bütün bunların temelinde var olan 'insan' unsuruna yönelmiştir. Ona göre çağdaş medeniyetin en önemli problemi insanın eğitimi problemidir. Bu insan bireyi erdemli olursa, devlet de, şehir de, ekonomi de erdemli olacaktır. Ayrıca Gülen insan meselesini yalnızca entelektüel bir tartışma olarak ele almamıştır. Bizzat problemi toplumsal pratikte ciddi bir projeye de dönüştürmüştür." (S. 42) "İslam ülkeleri neredeyse 1,5 asırdır yönetici elit ile geniş halk kitleleri arasında meşruiyet sorunlarıyla karşı karşıyadır. Yönetici elit daimi bir baskı yönetimi sergilemekte. Laikliğin ve sekülerizmin baskıcı uygulamaları, Batıcı statükoyu devam ettirmek adına hiçbir yeni sosyo-politik değişime ve doktrine imkan ve fırsat tanımamaktadır. Bu yönetim biçimi siyasi elitle, geniş halk kitleleri arasındaki uçurumu sürekli büyüterek, elit tabakalar ile halk arasında kültür ve ideal doku uyuşmazlığına neden olmaktadır. Kimlik krizi durumlarına tepki olarak geliştiği iddia edilen bu nevi İslamcı hareketlerin, tekerrür edici özelliğinin biraz da bu açılardan işlenmesi zorunludur. Aksi halde, İslami bilincin sürekli radikalizm ürettiği gibi, Batı`da oldukça yaygın olan sakat ve önyargılı bir bakışın esiri oluruz." (S. 101) "Gülen, değil yalnızca modern bilimin okutulduğu kolejleri açmak, medeniyetler arası diyalog gibi, çağdaş insan toplumlarının en merkezi sosyal ve kültürel problemlerine çözüm getirecek bir sosyal projeden bahsetmektedir. Bu öylesine kapsamlı bir girişimdir ki, 21. yüzyıla damgasını vuran tüm fikri, felsefi, siyasi, dini ve sosyolojik değer, kavram ve kuramların yeniden tanımlanmasını gerektirecek geniş bir gövdeye seslenmektedir. Eğer Gülen hareketi, İslami teokratik ve siyasal bir kimliğe vurgu yapsaydı, kuşkusuz bu geniş vizyonu ve misyonu oluşturamazdı. Bu öylesine önemli ki, hem İslami kimliği, hem de İslami eylemi yenilemekte ve yeniden tanımlamaktadır. İslami sosyal ve kültürel kimliği Türk-İslam sufizmi temelinde yenileyerek onu İslam coğrafyasının dışına açıyor. İslam hem din olarak, hem de kültür ve medeniyet olarak Gülen hareketi eşliğinde asırlardır yaşadığı coğrafi sınırların dışına taşıyor." (S. 257) "Gülen hareketi; siyasal ve ideolojik bir hareket değildir. Bütünüyle sivil inisiyatiflerin ürettiği bir harekettir. İslam`ın zengin toplumsal ve kültürel ilişki üretebilme kapasite ve dinamizmini gösteren önemli bir deneyimdir. İnsanı ve toplumsal yeni bir fedakarlık sistemi geliştirmiştir. Toplumu bütün kesimleriyle kucaklayan paylaşımcı bir yapıya sahiptir. Dini değerler ile toplumsal idealleri birleştiren ve bütünleştiren uzlaşmacı ve kaynaştırıcı bir harekettir. Bireysel kabiliyetlere fazla vurgu yapmasa da, müntesiplerine geniş bir sosyal kimlik ve şahsiyet kazandırmaktadır. Dini ve kültürel açıdan hoşgörü ve sevgiyi; sosyal açıdan uzlaşma ve diyaloğu; davranış ve aksiyon açısından da müspet hareketi esas alan pozitif bir harekettir. Toplumdan almayı değil, daima ona vermeyi ilke edinmiş fedakar ve diğerkam bir harekettir." (S. 398) Gülen Hareketi`yle ilgili en temel meselelere açık yüreklilikle açıklamalar getirilen kitap, son dönem İslam tarihinin ve İslam-Batı ilişkilerinin anlaşılması adına da aydınlatıcı perspektifler sunuyor. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|







