Sıza Sıza Göl Oldu Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 4
Kötüİyi 
Zaman   
22.12.2005

Bazen bir yayın organı, bir toplumsal dönüşümün ya da hareketin simgesi haline gelebiliyor. Bunun Türkiye'deki son ve en iyi örneği Sızıntı dergisidir herhalde. Sızıntı, o mahzun bakışlı, ağlayan çocuk resminin yer aldığı unutulmaz kapağıyla yayın hayatına başlayalı, dile kolay, 28 yıl olmuş. Bu rakamın değeri, ülkemizdeki yayıncılık anlayışını ve sadece birkaç köklü dergiyi düşününce daha iyi anlaşılıyor.

"Sıza sıza göl olur/Akar akar yol olur/Yaradan dileyince/ Az çoklardan bol olur" dörtlüğünü belleklere yerleştiren Sızıntı, yıllardır çoğumuzun sandığından daha çok şeyin simgesi oldu. Yazıların İzmir'den Ankara'daki matbaaya gönderilip derginin bin bir zorlukla çıktığı ilk yılları, bazılarımız için bir efsaneden ibaret; zira o yıllarda kimimiz henüz dünyaya gelmemiştik. Dolayısıyla, İslam'a alenen sataşıldığı o yıllarda (Sezai Karakoç, "ölümden acı günler" diyordu o döneme) Sızıntı'nın nasıl bir ümit kaynağı haline geldiğini, yaşayanlar biliyor. Türkiye'nin yakın tarihi üzerine az çok bilgi sahibi olanlar, derginin sadece içeriğiyle değil, varlığıyla bile nasıl bir dayanak noktası olduğunu kestirebilir. Gün geçtikçe yakın tarihin birer izi haline gelen Sızıntı ciltlerine dalıp gittiğinizde, o sayfaların arasında yaşananların izlerini görürsünüz. Başyazısız çıkan sayılar, çağın buhranlarına önerilen çözümler, Orta Asya'ya açılmanın müjdeleri, eylüller, şubatlar... Bunların hepsi, Sızıntı'nın aynasından başka bir boyutta okunabilir. (Sızıntı üzerinden bir yakın tarih çalışması yapmak neden düşünülmesin?)

Bir Dergiden Neler Öğrenilir?

Sızıntı, en azından iki kuşağa, her ayın başında bir dergiyi beklemenin tadını öğretmiştir. Günümüzde artık rastlanmayacak şekilde; başyazıların bir dergiye nasıl lokomotiflik yaptığını, bu kadar derinlikli tasavvuf makalelerinin bunca uzun süre ve kesintisiz nasıl yayınlanabildiğini göstermiştir. Sızıntı, şirkin bir dünya görüşü değil, bir kötülük olduğunu yüksek sesle duyurmuştur. Bunların yanı sıra; çağdaş bilimin dinle nasıl örtüştüğü, kültür mirasımızın kaynaklarından yararlanmanın yolları, başyazılardaki tavsiyeler ve işaretler, her Sızıntı okurunun bu dergiden öğrendikleri arasında. Hep bir okul olduğu söylenen Sızıntı'nın, 'arkadaşlığı güzel bir okul' olduğunu da unutmamak gerekiyor. Bu okuldan geçenler; aynı derse diz çökmüş, aynı satırlarla ürpermiş, aynı tutku için ter dökmüşlerdir. Yalnızca bu bile, Sızıntı'yı sıradan bir dergi olmaktan çıkarıp sırlı hatıralar taşıyan bir simgeye dönüştürüyor. Yeni Ümit, Yağmur, Fountain gibi kardeşleri yanına katılsa da o hep ilk göz ağrısı olmanın ayrıcalığını taşıyacak. Bundan böyle aynı gerçekler etrafında kurgulanan her dergi, üzerinde daima Sızıntı'nın gölgesini bulacak.

Bugün belki kafaları kurcalaması gereken şey, derginin nasıl bir ortamda doğduğunu, neyi simgelediğini bazen unutarak -tek tük de olsa- ona gösterilen değerbilmezlik olabilir. Fakat dergiyle okuru arasındaki duygusal ve manevi bağ sürdükçe, bunlar geçer gider. Geçmiş Sızıntı'lar, nasıl yiten zamana ait oldukları için hüzünle anımsanıyorsa; bu derginin geleceği, okurlarına öyle heyecan veriyor. Çünkü ilk Sızıntı'nın kapağındaki o mahzun, gözü yaşlı çocuk artık galiba gülümsüyor.

Buhranlar Çağında Yaşamanın Anlamı

Sızıntı bu ay, "Buhranlar Çağı" adlı başyazıyla çıktı. Başyazıda "hem ferdi hem içtimai bir maraz" diye nitelenen buhranın günümüzdeki görünümleri dile getiriliyor; 'buhranlar çağı'nda inşirah içinde ve vicdanların darlığını aşarak yaşamanın ancak "Allah'ı anmak ve O'na uyanmak" ile mümkün olacağı vurgulanıyor. Derginin orta sayfalarında ise bu ay 'sıfat-ı sübhaniye'yi anlatan makalelerin üçüncüsü var. Ömer Said Gönüllü, üniversitelerdeki eğitimi konu alan yazısında, bilim ile ideolojinin ilişkisini ele alırken, M. Ömer Kutlu, yazısında çağdaş dünyada yaşanan tüketim çılgınlığını sorguluyor. Yusuf Karaosmanoğlu'nun "Ez-Zehravi" biyografisi ve Zülfü Gökçe'nin Risale-i Nur'u konu alan incelemesi de dergideki dikkat çekici yazılardan. (M. İlhan Atılgan)

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; bâki olan, hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar, bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galip geleceklerdir. Onun içindir ki, en büyük siyaset, hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri