'Burada Hizmet Edip Burada Öleceğiz' Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 1
Kötüİyi 
Zaman   
30.12.2005

Fransa'daki Türklerin iş hayatları ve içinde yaşadıkları toplumla bütünleşmeleri açısından Almanya'nın 20 yıl gerisinde kaldıkları rahatlıkla söylenebilir.

Türkler Fransa'da daha çok inşaat sektöründe yoğunlaşmışlar. Bu alanın dışında kimler var, deyince karşıma Fransa Aktif Türk İşadamları Derneği çıktı. İşçi yardımlaşma derneği ile, ithal damat ve gelinlerle, inşaatçılarla, öğrenci ve akademisyenlerle konuşup işadamlarını es geçemezdim. Paris'te bir büroda toplantı yapacaklarını öğrenince, birkaçıyla konuşma fırsatı yakaladım. Derneğin henüz bir yıllık bir geçmişi, aktif olarak çalışan 50 üyesi var. Fransa'ya ilk göçün 1972'lerde başladığını hatırlarsak biraz geç kaldıklarını düşünebiliriz. İşçi ya da öğrenci konumundan işveren statüsüne geçmeleri uzun yılları alsa da, şimdiki hedeflerinden etkilenmemek mümkün değil. Onlar da başlangıçta yeterince para biriktirip, ya da öğrenimlerini tamamlayıp Türkiye'ye dönmek istemişler. Vatana en kötü ihtimalle "uçağın altında" yani tabutla döneceklerini düşünüyorlarmış. Yıllar önce bir gün Fethullah Gülen'in yolu Paris'e düşmüş. Bugün derneğin faal isimlerinden biri kendisine uçağın altında da olsa Türkiye'ye dönme arzusundan bahsedince Gülen "Hayır" demiş: "Sizler buralısınız artık, mezarlarınızı buradan almalısınız. Fransa'da hayat buluyorsunuz, diriniz gibi ölünüz de burada kalmalı." O kadar sarsıcı bir cevapmış ki, o an itibarıyla beyninde keskin bir u dönüşü olmuş, uçağın altını da üstünü de unutmuş ve bütün enerjisini Fransa'ya vermeye başlamış.

İş Kurmak İçin 25 Belge

Türklerin küçük esnaflıktan işadamlığına giden serüvenlerinde, dernekleşip Türk, Fransız, Arap demeden aynı göğün altında birlikte nefes aldıkları tüm Fransız vatandaşlarına hizmet etme gücünü almalarında bu felsefe var: Sadece kendinize değil herkese hizmet vereceksiniz. Derneğin koordinatörü Tamer Bayraktar'dan öğrendim; derneğin çatısı altında İdef adlı bir Fransız firmasında çalışırken 4 yıl sonra bu Fransız firmasını komple almış, yüz kişi çalıştıran biri de var. Fransa'ya eğitim için gelmiş, bilgisayar mühendisi olmuş ve buradaki resmî dairelere yazılım olarak en büyük hizmetleri sunan biri de... Türkler yavaş yavaş turizm sektörüne ve emlakçiliğe kayıyorlar. Fransa'da emlak ajansının onayını almadan ne işyeri tutabiliyorsunuz, ne eviniz olabiliyor. Mutlaka bir ajans bütün dokümanlarınıza bakacak, 'siz bu kirayı verebilirsiniz' veya 'bu evde kalmaya layıksınız' diye size beyanda bulunacak. Şu anda bu işi yapan Türklerin sayısı on beş. Tabii beş yüz bin Türk için az. Ama işyeri ya da evlerini kiraya vermek isteyen Fransızların başvuru kağıtlarının bir köşesine "EA" yani 'yabancıya vermeyin' işareti koydukları hatırlanırsa yine de on beş Türk emlakçisi umut demek.

Madalyonun arka yüzünde, Fransızların bu ayrımcılığını kışkırtan bir durum da var. Türkler dahil tüm yabancı gruplarda iş ahlakına uygun davranmayanlar çoğunlukta. Vergi kaçırmak için iki yıldan sonra şirketini bir başkasına devredip devlete ödeyeceği 150-200 bin Euro'luk parayı ceplerine indiriyorlar. Ve sonra bir şirket daha kuruyorlar, tabii bu kez eşlerinin üstüne. Bu durumda Fransızlar da kendilerini apartmanı ile, şirketi ile, kişiliğiyle yabancılardan soyutluyor. İlk zamanlar Fransa'ya gelen Türklerin bir imzalı kağıtları hem senet, hem itibar olurmuş, bütün işlemlerini o kağıtla yaparlarmış. Bugün Fransızlardan üç dört tane belge isteniyorsa Türklerden yirmi beş tane belge istiyorlar. Tabii bu ayrımı hak etmeyen dürüst iş yapan Türkler bu durumdan zarar görüyor. Kredi almak için bir imza yetiyorken, şimdi ev, araba, maaşınla ilgili garantiler, kefiller, üç yıllık deneme süreleri gerekiyor. Tabii sahtekârlar hemen savunma mekanizması oluşturup yaptıkları hatalara bahaneler buluyorlar. Türkiye'de vergi vermeye alışmamışlar. Fransa'da uzun yıllar kalmayı planlamış, bu yüzden 'Kazandığım 300 Euro'nun yarısını neden vereyim ki Fransa'ya?!' diyorlar.

Tamer Bayraktar'a, "Ayrımcılık uygulanan birden fazla grup var. Neden aralarında dayanışma değil de gerilim oluyor?" diye soruyorum. "Olamaz; çünkü Afrikalılardan, buradaki diğer yabancılar kendilerini ayırmak istiyor. Onların araba yakmak, telefon kulübesi kırmak gibi şık olmayan tepkilerine ortak olmak istemiyorlar." diyor. Telefon kulübelerini kırdıklarını duymamıştım. Tamer Bey açıklıyor: "Her on günde bir her mahallenin telefon kulübesi kırılır. Fransız hükümeti de onu cezalandırmaz. Yani sen madem kırıyorsun, telefon kulübesiz kal sen kardeşim, demez. O telefon kulübesini o hafta yeniler. Benim mahallemin köşesindeki telefon kulübesi 15 günde bir parçalanır. Buna rağmen Fransız devleti oraya polisle gelip de bunu kim yaptı gibi bir araştırmanın içine girmez."

Kendisini Fransız Hissediyor

Mehmet Özen: 25 yıldır Paris'te yaşıyor. Erzurum Atatürk Üniversitesi Fransız Filolojisi mezunu. Mastır yapmak için geldiğinde Paris'te Türklerden fazla dil bilen yoktu. O da öğrenim sonrası hayatına tercümanlık ve muhasebecilikle başladı. 85'te Türkiye'de tekstil ticareti yapan bir tüccar ile ortak bir şirket kurdular ve 17 yıl tekstil ithalatı yaptılar. İki sene önce Çinliler piyasaya girince Türkiye'den mal getirmek ilginç olmaktan çıktı. Bunun üzerine kendi özel işini kurmaya karar verdi. Bugün, Paris'in daha çok Yahudilerin yaşadığı 20'inci bölgesinde kuru temizleme ve elbise tamiri yapan iki dükkanı var. Kısa zamanda zengin olma düşüncesiyle ticaret yapmadı. O nedenle müşterileriyle ilişkileri çok olumlu. Para kazanmayı ikinci plana attı, Fransızlarla dostluk kurmak, Türk işadamının nasıl olduğunu, Türklerin nasıl bir karakterde olduğunu göstermek gibi bir misyon yüklendi. Bugün bazı Fransızlar "Ben Fransızlığımdan utanıyorum, sizin yapmış olduğunuz servis karşısında. Bir Fransız bunu yapmaz. Biz hep kendimizi düşünürüz." demeye başladı. Peki ne yaptı da onları böyle etkiledi? Ufak söküklerin tamiri ve papyon gibi küçük parçaların temizliği için ücret almadı. Bu kadar olağan bir şey, 1 Euro da olsa verdiği hizmetin parasını eksiksiz isteyen Fransızların gözünde olağanüstü soylu bir davranış olarak görünüyor. Piyasada adı duyuldu ve uzak bölgelerden dahi iş almaya başladı.

Mehmet Bey'e göre Türkler arasındaki en üzücü durum, karşılayamayacakları angajmanlara, lüks harcamalara girip sonra onu telafi etmek için sahtekârlığa tevessül etmeleri. "Altımda Mercedes'im olsun, ama cebimde param olmasın, önemli değil" diyen hemşehrilerinin aksine, 5 bin Euro'luk araba alma imkanı olduğu halde mütevazı bir yaşam sürüyor. Göçmen grupları arasında dayanışma olmamasını birbirlerine ekmek kaptırmaktan korkmalarına bağlıyor ki bu hiç de Müslüman'ca bir yaklaşım değil. Çünkü rızkın kefili Allah'tır, diyor. Kendisine düzenli olarak iş getiren insanları muhtaç olduğunu düşündüğü başkalarıyla tanıştırıyor, gelen işleri zor durumda olanlara da aktarıyor. Komiserinden milletvekiline kadar her seviyeden çok sayıda Fransız arkadaşı var. Artık kendisini bir Fransız hissediyor. Nitekim hisleri karşılıksız kalmamış. Bölge valiliğinden örnek işadamı, örnek vatandaş madalyası almış.

Fransızlara İş Veriyor

İşyerlerinde Türk ve Faslıların yanı sıra Fransızlar da çalışıyor. "Beni en çok gururlandıran şey, onların memleketinde onlara iş vermek. Ben şu millet bu millet, şu dinden bu dinden ayrımı yapmam. Kim güzel çalışırsa benimle kalır. Eskiden yabancıların yaptığı iş farklıydı, Fransızların farklıydı. Ben dedim, bir gün bu Fransızların yaptığı işi yapacağım. Çok şükür bunu başardım." diyor. Türkiye'de kalmış olsaydı işinden evine gelip giden, geçim sıkıntısı çeken sıradan bir öğretmen olarak kalacağını düşünüyor: "Fransa'daki şartlar beni işadamı yaptı. Türkiye'ye ve buradaki çoğu vatandaşlara faydalı olmamı sağladı. Ben çok zor şartlarda okudum. Belli bir seviyeye gelirsem zor durumda olan talebeleri okutmak istiyorum, demiştim. Bugüne kadar Türkiye'de bir doktor, bir mühendis, bir öğretmen, bir de hemşire yetiştirdim. Allah'a bin şükür. Çok kültürlülüğü tanıdım burada. Değişik milletlerden işadamlarıyla tanıştım. Dünya görüşüm gelişti. Biz buraya iki maksatla geldik. Birisi ekonomik, birisi manevi. İkisine de ulaşmış vaziyetteyiz. Yarın öbür dünyada sordukları zaman gittik, biz hizmetimizi yaptık diyeceğiz." Mehmet Bey bundan sonraki hedeflerini de işadamları olarak güç birliği yapmak, Fransa'da yeni yetişen gençlere iş imkanları sağlamak, onların önünü açmak olarak açıklıyor. "Dürüstlüğümüzü, çalışkanlığımızı Fransızlara göstermemiz lazım. Ben Fransızlığımdan gurur duyuyorum. Yeni neslin de böyle hissetmelerine yardımcı olacağız." diyor.

'Çocuklarımız Esnaf Olmasın'

Necati Çertel. Fransa'da doğdu, 31 yaşında. Otomobil teknikeri. Fransa milli eğitiminde yedi yıl öğretmenlik yaptı. Geçen seneden bu yana hazır mutfak yapıp satıyor. "Fransa nereye gidiyor?" sorusunu şöyle cevaplıyor: "Fransa'nın yabancılarla alakalı problemini inşallah yaptığımız çalışmalarla çözeceğiz. Diyalog hizmetleri başladı. Afrikalıların yaptığı, kırma yakma işlerini Müslümanlığa bağlıyorlar. Biz bu imajı kıracağız. 'Müslümanlık bu değil!' diyeceğiz. Bunun için özel okul açıp hem yabancıları hem Fransızları eğiteceğiz. Özellikle Kuzey Afrikalı halka kendimizi göstermemiz lazım."

Mehmet Bozaoğlu. 1986'da geldi. Tekstil işiyle uğraşıyor: "Bizim bire bir Türk toplumu olarak Fransa ile ilişkilerimiz çok zayıf, bir türlü bunu yırtamadık. Şimdi tek amacımız bunu geliştirmek. Çocuklarımızı en üst seviyede okullara gönderebilmek. Çocuklarımız esnaf olmasın. Bürokrat olsun, en azından öğretmen olsun. Üç çocuğum da özel okula gidiyor. Bazı Türkler çocuklarına yatırım yapacaklarına paralarını ev ve dükkan almaya harcıyorlar. Halbuki çocuğun eğitimine para harcamaları lazım. Yarın bir gün bu çocuk kendisini kurtardığı zaman senin malına zaten ihtiyacı kalmayacak. Fransızlarla aram gayet iyi. Okul müdürüne, banka müdürüne bir davetiye gönderdim Mevlevîlerin bir gecesi için, seve seve geliriz dediler. Daha önce mesela Zaman gazetesinde bir iftar yemeği vardı, Fransız komşularımı getirmiştim. Kadına sordular işte röportaj yapılırken Samanyolu TV'de. 'Türkleri nasıl tanıyorsunuz?' dendi. Ben mesela o gün çok gurur duydum. Dedi ki: 'Ben Türk olarak bir tek bu aileyi tanıdım. Bütün Türkleri de böyle tanıyorum artık."

Hilmi Çalışkan: Türklerdeki Vizyon Hiçbir Millette Yok

Hilmi Çalışkan. Derneğin başkan yardımcısı. 1977'den beri Fransa'da. İstanbul'dan geldi. Mesleği terzilik. Perakende bayan giyimi ticareti yapıyor. Detay mağazalarının sahibi. Bir de mülk alım satımıyla uğraşıyor. Ayrımcılıkla hiç karşılaşmamış. Sadece ilkokulu Fransa'da okuyan daha sonra Türkiye'ye dönen 22 yaşındaki oğlu tekrar Fransa'ya dönmek istediğinde büyük zorluklar yaşamış. Valilikte büyük bir taşkınlık yapıp 'kendimi yakacağım' diye tepki vererek, skandal yaratma tehdidinde bulunarak bu sorunu çözmüş. "Fransa iyiye mi gidiyor, kötüye mi?" sorusuna "Kötüye gidiyor. Türkiye'nin AB'den alacağı hiçbir şey yok. Onların bizden alacağı çok şey var. Türklerdeki vizyon hiçbir millette yok. Daha yeni yeni uyanıyoruz. Başlangıçta vasıfsız insanlar gelmiş; ama şimdi vasıflı insanlar yetişiyor." diyor.

Nevzat Ceylan: Fransa Bize Aş Verdi, Borcumuzu Ödeyeceğiz

Nevzat Ceylan. 20 yıldır Fransa'da yaşıyor. Yozgatlı. Sosyal bilimler fakültesi mezunu olarak, mastır yapmak için geldi. Sonra doktora, evlilik derken süreç uzadı. 94'te Türkiye'ye döndü; fakat şartları çok değişmiş gördü. Fransa'da yaşamaya karar verdi. On beş yıl mali müşavirlik yaptı. Şu anda hazır giyim üzerine çalışan uluslararası bir şirketin Fransa ayağının müdürü. Dönmeye niyeti yok. O da "Buranın insanına hizmet edelim, burada gömülelim" diyenlerden. Fransa'da iyi eğitimli bir göçmen toplumunun oluşmasının hem Fransızlar hem de Türkiye için kazanç olacağını düşünüyor. "Paris'in banliyösünde bir yer satın alındı. Herkese açık bir okul olacak. Lyon'da da okullaşma için aktif bir şekilde çalışıyorlar. Fransızları seviyoruz, Fransa şu veya bu şekilde bize kucak açtı. Vefa borcumuzu ödemek istiyoruz." diyor.

Yorumlar
Yeni Ekle RSS
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

3.20 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Multimedya

Mü'min Ufkunda "Çevre"

Seyredin

Hicret, Ric'at ve Mukaddes Hüzün

Seyredin

En Önemli Vazife

Dinleyin

Fethullah Gülen Belgeseli-1: Ümit Yolcusu

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-2: Sevgi Okulları

Seyredin

Fethullah Gülen Belgeseli-3: Hoşgörü ve Diyalog

Seyredin

Salihli Vaazı - 1979

İndirin

Kur'ân ve İlim Konferansı - 1976

İndirin

Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; bâki olan, hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar, bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galip geleceklerdir. Onun içindir ki, en büyük siyaset, hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.
Advertisement
Fethullah Gülen Web Siteleri