18:00:17

Bu site 26 Mart 2013 tarihinden itibaren güncellenmemektedir. Sitenin güncel hali http://fgulen.com/tr/ adresinde takip edilebilecektir.

Ana Sayfa arrow Haberler arrow 2006 Haberleri arrow Hizmet Etmek İçin Samimiyet Yeterlidir
Hizmet Etmek İçin Samimiyet Yeterlidir Yazdır E-posta
Değerlendirme: / 23
Kötüİyi 
Zaman   
28.01.2006

Dışarıdan bakınca kendimiz gibi sıradan bir insan sanırız onları. Bizim gibi yer, içer, sokağa çıkar, otobüse biner, bakkala gider, alışveriş yapar, belki pazarlık da ederler.

Oysa biraz yakınlaşıp tanıyınca, aynı göğün altında farklı bir boyutta yaşadığımızı anlamamız geç olmaz. Hayatlarına gaye edindikleri Allah rızası öyle çepeçevre kuşatmıştır ki ruhlarını, dünya gailesi onlar için bir yük ve mecburiyetten ibarettir. İnsanlığa hizmet, aklı ve kalbi sağlam nesiller yetiştirme, yoksula yardım etme, kimsesize el uzatma ve tüm bunları vesile ederek Allah'ın rızasına ulaşma gayret ve çabası içinde koşturup dururlar. "Kim bunlar, benim çevremde hiç yok ki?" diyenlere, bütün konuşmalarını dönüp dolaşıp burs, talebe, kermes, sadaka kelimelerine bağlayan herkese biraz daha yakından kulak vermesini tavsiye ederim.

İşte o zahiren bakınca senin benim gibi sıradan sanacağımız hanımlardan biri: Ayşe Erdoğan. Aslında o biraz tanıdık. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin İzmir'den itibaren yaptığı bütün vaazları kaydeden Cahit Erdoğan ağabeyin eşidir kendisi. Hayatına hizmetten başka gaye-i hayal girmemiş, 6 çocuk annesi bir kadın o. Bugünkü genişlik ve bolluk zamanlarına, hüsnükabul gören hizmet anlayışının içine doğanlara, her gittiği ilde değil, her gittiği ülkede çalacak bir kapı bulanlara onun anlatacağı çok şey var. Ayşe teyze, Cahit ağabey ile evlendiğinde 17 yaşındadır. Eşi kendisinden 20 yaş büyüktür. Kendi babası gibi o da ordudan ayrılmış bir askerdir. İzmir'de tuz fabrikası vardır. Ayşe teyze hizmet düşüncesiyle daha babasının evindeyken tanışır. Babası, Bursa'da Risale-i Nur'ların tanınması için çaba gösteren talebelerdendir. Her akşam evinde ailesine Risale-i Nur okumaktadır. Evlenene kadar gençlik ruhuyla sadece dinleyip geçtiği hakikatlerin aslını ve bunları hayata geçirmek gerektiğini evlenip İzmir'de yaşamaya başladıktan sonra fark eder.

Eşi Fethullah Gülen Hocaefendi'nin en yakınlarından biridir. "İkiz gibiydiler" diyor yakınlıklarını tarif edebilmek için. Ege bölgesinde gezici vaizlik yaptığı zamanlarda, Hocaefendi'nin arandığı 80'li yıllarda, yine Berlin konferansında da yanındadır. 1991'de vefat edene kadar onunla her yere gider ve vaazlarını, sohbetlerini kayıt altına alır. Kasetlerin çoğaltılması işini de evde Ayşe teyze üstlenir.

"Evlenmeden önce hayallerim hep tozpembeydi. Eşimle tanıştıktan sonra hizmet ortamlarına girmiş oldum. Dünyaya bakışım değişti." diyen Ayşe teyze, eşinin insanlara iyiyi, doğruyu, güzeli anlatmak için evden uzak yerlere gittiğini bildiği için hiçbir zaman endişelenmediğini, rahat ve huzur içinde olduğunu söylüyor. Bir kişinin daha yanlış yola sapmaktan kurtulduğunu, bir gencin daha iman ettiğini duymanın bütün zorlukları unutturduğunu belirtiyor. Bir işi yapan kadar, ona yardımcı olanın da kazançta olduğunu bildiği için eşine ve arkadaşlarına yardım etmekten mutluluk duyduğunu anlatıyor. Bu arada beş oğul, bir kız çocuğu sahibi olurlar. Evleri Bornova'da Hocaefendi'nin vaaz ettiği caminin hemen yanındadır. Cahit ağabey ve arkadaşları cuma günleri uzak yerlerden vaaz dinlemeye gelenleri evlerinde yemeğe davet etmektedir.

Çoğu zaman yatılı misafirleri de olur. Ayşe teyze, misafir ağırlamaya ve yemek yapmaya öyle alışmış ki bir saat içinde 4-5 çeşit yemekle sofra hazırlayacak beceriye sahip olmuş artık. Eskiden telefon da bu kadar yaygın olmadığı için cumanın haricindeki günlerde de habersiz getirilen çok misafiri olmuş. Hatta, evlerinin kapısının her gelene açık olduğu bilindiği için sabah namazından sonra 20-30 kişilik bir grup 'Haydi Cahit ağabeye kahvaltıya gidelim' deme rahatlığını gösterebilmiş. Geçmişi hasretle anıyor, "Hey gidi günler" diyor Ayşe teyze. Hey gidi günler...

Eşi ile arasındaki yaş farkı Ayşe teyze için müthiş faydalı olmuş. 1933 doğumlu olan Cahit ağabey, Üstad Bediüzzaman Said Nursi'nin talebeleri ile yaşıt ve arkadaştır. Ayşe teyzenin evine o genç yaşında herkesin sohbetine nail olamayacağı âlim kişiler gelir. Başta Ahmet Feyzi Kul olmak üzere çok değerli insanlar ona ağabeylik yapar, her konuda tavsiyede bulunur, yol gösterirler. 70'ler siyasi şiddet olaylarının da tesiriyle hanımların pek fazla dışarı çıkamadığı yıllardır. Onlar için hizmet, eşlerine destek olmak, misafir ağırlamak ve çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmeye çalışmaktır. Yalnız İzmir Bozyaka'da ilk öğrenci yurdu açılacağı zaman kadın-erkek herkes seferber olur, verme yarışına girerler. Öyle ki, Ayşe teyze tek değerli eşyası olan alyans yüzüğünü verenleri geçtik ağzındaki altın dişini söktürüp satarak yurda bağışlayan bir kadının bile olduğunu hatırlıyor. Bu, geleceğin nesillerini yetiştirme gayesi ile açılan eğitim yuvalarının harcında kimlerin emeği olduğunu, çorbadaki bir pirinç tanesinin nasıl kazanıldığını düşünmek isteyenlere bir ipucu sadece.

İzmir'de 16 sene yaşadıktan sonra 1984'te İstanbul'a, Çamlıca'ya taşınır aile. Cahit ağabey gazetemizin ve Samanyolu Televizyonu'nun kuruluş aşamalarında bulunur. Üniversite hazırlık dershanelerinin ve yurtların açılması için çabalayanlar arasındadır. Ayşe teyze, yine onun arkasında destek, kuvvet olarak hazırdır. Eşinin vefatından sonra çocuklarıyla birlikte Sultanbeyli'deki tek katlı bu evde yaşamaya başlar. Zaman içinde kızı ve üç oğlu evlenir. Bugün ise hiçbiri yanında değil. Her birinin bulunduğu ülkeyi gösterebilmek için dünya haritasına ihtiyaç duyuyor. Biri Amerika'da, biri Nahcivan'da, biri Avcılar'da, biri Samsun'da, biri...

Sultanbeyli'ye taşınmak Ayşe teyze için farklı bir hayat döneminin başlangıcı olmuş. Eşinin yokluğunun üzüntüsünü üniversite öğrencilerinin arasında hafifletmeye çalışmış. Evini onların kalabalığıyla doldurmuş. Neşesini onların topluca ettikleri dualardan almış. Kimi zaman komşularıyla birlikte öğrencilere burs verebilmek için kermes hazırlarken evini bir tekstil atölyesine çevirmiş. Kimi zaman rahatça ders çalışsınlar diye yurtta kalan öğrencileri evine davet etmiş, haftalarca misafir etmiş, hizmet etmiş. Kimi zaman Ramazan'da ailesinden uzakta kalan öğrencilere ev sıcaklığını yaşatmak için iftar sofraları donatmış. Şeker ve tansiyon hastası olan Ayşe teyze, son iki yıldır hayatının en sıkıntılı dönemini yaşıyor. Çünkü, tansiyonu yükseldiği için görme duyusu azalmış. Hasta olduğunu duyanlar rahatsız etmemek için eskisi gibi kalabalık gelmez olmuşlar. Ömrünü kalabalıkların içinde geçiren bir insan olduğu için yalnız kalmak ona çok acı veriyor. Eskisi gibi evi dolsa, boşalsa, kitap okunsa, dua edilse yeniden diye bir an önce iyileşmek istiyor.

Artık, İnsanlar Değil, Eşyalar Daha Fazla Önemsenir Oldu

Ayşe teyze, bugün vefa problemimiz olduğunu söylüyor. "Eskiden birbirimize daha çok sahip çıkardık. Evin erkeği bir yere gidince kalanlar hanımına ve çocuklarına kol kanat gererdi. Şimdi öyle değil. En azından sohbet için bir araya gelen, aynı dili konuşan komşular arasında uhuvveti artırmak için gayret göstermek gerekir. Başka insanların yardımına koşarken en yakınımızdaki arkadaşlarımızla bağlarımızı zayıflatıyoruz. Arayıp sormuyoruz birbirimizi. İki yıldır kimseyi ziyarete gidemiyorum, ama en azından telefonla arayıp soruyorum tanıdıklarımı. Geçen bayramda iki senedir görüşemediğim bir ahbabıma gittim. Gözümün görmediğini bile bilmiyorlarmış. Oysa çok da yakınlar. Eskiden eve habersiz misafir getirildiği zaman kimse 'niye getirdin bu kadar insanı' demezdi. Hemen sofralar kurulur ağırlanırdı. Bugün habersiz kaç kişi birbirinin evine gidebiliyor ki? Son yıllarda eşyaya, süse çok önem vermeye başladık. Eskiden daha sadeydi evlerimiz. Ev işine çok vakit ayırmak zorunda kalmazdık. Birbirimize rahatça gider, evi dağınıksa birlikte toplar, misafiri gelecekse yemek yapar, çocuğuna bakardık. Hep birlikte olurduk. Sadece samimiyet yeterli bence hizmet etmek için. Misafirlerimizi daha güzel ağırlayalım düşüncesi ile eşyalar fazlaca önemsenir oldu. Oysa, evlerimizin temiz, sade ve düzenli olması daha önemlidir. Markalı, pahalı eşarplar ile değerli görünmeye çalışıyoruz bugün. Daha uygun fiyatlı örtüler de maksadı yerine getirir. Daha iktisatlı yaşayarak kazancımızla ihtiyacı olanlara daha fazla yardım edebiliriz. Fazladan bir öğrenciye burs verebilsek pahalı bir kıyafete değmez mi? Evimdeki eşyalarımın çoğu benim değildir. Kimi annemden kaldı, kimi kızımdan geldi. Eşya düşüncem de, yoktur isteğim de. Büyüklerimiz vitrine tabak, bardak koymamızı hoş karşılamazdı. Kitap konulması istenirdi. Sadelik ve okuma daha önemliydi."

Merhum Cahit Erdoğan'ın Dilinden

"1965 yılında mesleğimi bırakmak durumunda kaldım. Çiğli'de bir tuz fabrikam vardı. Ancak o gün için meşhur olan Tahir Büyükkörükçü ve Yaşar Tunagür gibi hocaların vaazlarını kaydedip, civar bölgelerde dinletmeyi kendime göre bir hizmet telakki ediyordum. Bir gün Yaşar Hoca'nın tayini Ankara'ya çıktı. Diyanet'te reis muavini olarak vazife yapacaktı. İzmir'in ileri gelenleri bu tayinin durdurulması hususunda Yaşar Hoca'ya müracaat ediyorlardı. Bize, "Benim gitmeme üzülmeyin, ben size benden daha çok seveceğiniz birisini göndereceğim." dedi. Tabii ki orada bulunanların hepsi, bunu tahakkuku mümkün olmayacak bir teselli kabul ettik. Ve Yaşar Hoca gitti. Gelecek şahsı merakla bekliyorduk. Ancak ben, o günün bütün meşhur vaizlerini tanıdığım için, gelen vaizin pek öyle Yaşar Hocaefendi'nin dediği gibi çıkacağına inanmıyordum. Derken Hocaefendi geldi. Dinlemeye gittim. Tabii ki teybimi götürmeye lüzum görmemiştim. Fakat o gün vaazı dinlerken beni bir pişmanlık aldı. Keşke bu vaazı kaydetseydim, diyordum. Vaaz bitmiş ben de bitmiştim. Hayatımda dinlediğim en tesirli vaazdı. O gün karar verdim. Bu şahsın vaazlarını zayi etmeyecek, hepsini kaydetmeye çalışacaktım. Rabb'ime hamd ederim ki beni bu kararımda muvaffak kıldı. Ben kendime bunu birinci bir vazife kabul ettim ve bugünlere kadar, Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle getirdim. Ömrüm oldukça da aynı vazifeyi yürütmeyi düşünüyorum. Rabb'im muvaffak kılsın. Hocaefendi vaazlarının teybe kaydedilmesine razı değildi. Hiçbir zaman da razı olmadı. Ancak biz ısrar ettik. Onun razı olmayışını göz ardı ettik ve vaaz ve sohbetleri kayda muvaffak olduk. İmam-ı Gazali'nin bir sözü var; "Bazen emri dinlememek edeptir." der. Biz de bu yola sülûk ettik." (Şemsinur Özdemir)

 
< Önceki   Sonraki >
Fethullah Gülen Web Siteleri