16:36:06

Bu site 26 Mart 2013 tarihinden itibaren güncellenmemektedir. Sitenin güncel hali http://fgulen.com/tr/ adresinde takip edilebilecektir.

Ana Sayfa arrow Bamteli arrow Bamteli Çözümleri arrow Neo Hariciler ve Kahriye Halkaları
Neo Hariciler ve Kahriye Halkaları Yazdır E-posta
Fethullah Gülen   
27.03.2005

Cennet mekan Yavuz Sultan Selim;
'Milletimde ihtilâf ü tefrika endişesi
Kûşe-i kabrimde hatta bî karar eyler beni
İttihadken savlet-i a'dayı def'e çaremiz,
İttihad etmezse millet, dağdâr eyler beni" diyor.

Demek o dönemde de bir tefrika varmış ki hazret ondan yakınıyor. Ve bugün o bütün dehşetiyle şu anda da devam ediyor.

Bir toplum düşünün ki onun içindeki bazı kimseler İslâm'a hizmet eden bazı grupların tavırları, davranışları, sistemleri onlarınkine uymadığından, meşreplerine denk gelmediğinden dolayı, yani hasedi, kıskançlığı, bağyi ve tuğyanı tahrik edebilecek bir kısım faktörlerden ötürü şimdiye kadar belki bir ateiste bir komüniste, Allah'ı kabul etmeyene ellerini açıp beddua etmemiştir, kahriye halkaları teşkil etmemiştir. Fakat küçük bir mizaç farklılığından dolayı neoharici gibi, çağın haricileri gibi uluorta önüne gelen herkese küfür isnadında bulunarak kahriye halkaları teşkil etme meselesi ne korkunç bir tefrikanın ve ihtilafın hakim olduğunu göstermesi açısından durumun Hz. Ali döneminden daha geri olmadığını gösterir. Hz. Ali'ye kafir diyenleri İbni Abbas'ın ortaya atılıp meseleyi halletme mevzuunda ifade ettiği şeylerden anlıyoruz, neden Ali'ye kafir diyorsunuz ve Ali'yi ve Ali taraftarlarını öldürmek istiyorsunuz? Cünkü Ali Müslümanlardan karşı taraftan aldığı esirleri bize esir diye satmıyor. Yani Sahabi esir edilsin, Hz. Ali de onları alsın, Müslümanlar arasında dağıtsın, köle olarak kullansınlar... İbni Abbas da -akıllı insan- diyor ki:

"Yani ne demek istiyorsunuz, Hz. Aişe validemizi cariye olarak alalım size mi verelim?"

"Allah Allah biz bunu hiç düşünmemiştik" diyorlar.

Kur'an'ın hakemliği yerine tutuyor insanları hakem tayin ediyor. Ne demek istiyorsunuz? Kuran-ı Kerim buyuruyor ki:

"iza hakemtüm beynen nasi en tahkümü bil adlv"

Karı-koca meselesi gibi bir meselede bunu hakeme götürüyor diyor. Karı-koca kendi aralarında anlaşamadılar, bir hakem tayin edilsin o çözsün. Müslümanlar arasında müslümanlığı yok edebilek korkunç bir problem karşısında hakeme müracaat edilmiş Kuran'a ters mi bu?

Bu insanlar bunları düşünemeyecek kadar cevizkabuğunu dolduramayacak meselelerden ötürü bugün sizin gibi düşünen arkadaşların kaldığı evlere "kilise evleri" diye baskın yaptırtmak istiyorlar. Vaka bu.

"Kilise evi" diyorlar, neden?

Çünkü onlar gibi düşünmeyince siz kilise teşkilatına hizmet ediyorsunuz. Siz misyoner sayılabilirsiniz. İsterseniz namaz kılın, sabaha kadar gecenizi teheccüdle geçirin, uyumayın, göz bile kırpmayın, elli rekat namaz kılın, onlarla aynı düşünceyi paylaşmadıktan sonra neoharicilerce yaptığınız şeylerin hiçbir kıymeti yoktur.

Demek ki ihtilaf ve tefrika endişesi Yavuz'u kuşeye kabrinde bikarar eylediği gibi azıcık imanları olan bugünün insanlarını da bikarar eylemeli.

Hakiki müminler farklı düşünen insanlara karşı nuazlarından ötürü kahriye halkaları teşkil edip tefrikalarını bu seviyede ortaya koymak yerine insanların-hatta kafirlerin bile-hidayete ermesi için hidayet halkaları teşkil etmek suretiyle

"İhdina's-sırate'l-müstakim,Sıratallezine en'amte aleyhim" demeliler.

Bütün insanlar ve yamuk yumuk yaşayanlar için Allah'tan hidayet temenni etmeliler. Çünkü iyiliğe yapılan bir dua kötülüğe yapılan bir duadan daha seri kabule karindir. Öyleyse süratle kabul olabilecek, hem de başkalarının hayrına olabilecek bir dua duruyorken, insanlara kahriye okuyup onların kahrolmasını dilemek değil büyük insan, Şeyh veya Müteşeyh olmakla düz insanların anlayışıyla bile telif edilmesi mümkün değildir. Bu bir aşağılık bir komplekstir, bir haset, kıskançlıktır.

İyiliğe yapılan dua dikey hamudi yükseliyor gibi kabule yükselir, kötülüğe yapılan dualar karşı tarafın riyakatı yoksa gelir başına dolanır.

Sahihi Hadis-i Şeriflerinde Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"Birine beddua ettiğiniz zaman o ona müstaak değilse o dua gelir sizi çarpar"

Şimdi böyle önemli pozitif ve negatif iki faktörün olduğu bir durumda bize düşen her yerde kadın-erkek, çoluk- çocuk, okumuş -okumamış herkese sesimizi duyurmalı ve demeliyiz ki gelin Allah aşkına yoldan çıktığını zannettiğimiz insanlara hidayet dilek ve temennisinde bulunalım, ama katiyen kahriye okumayalım. Tel'in ve beddua da bulunmayıp bunlara da amin demeyelim. İnsanlara tel'in ve bedduada bulunacaksak Allah dilimizi koparsın diyelim.

Size haksızlık ve zulüm yapılıyorsa mesela Hz. Piri Muganın dediği gibi;

"28 senedir çekmediğim eza ve cefa kalmadı, divan-ı harplerde bir cani gibi muamele gördüm, bir serseri gibi memleket memleket sürgüne gönderildim" diyor.

Sonrada sözlerini şöyle noktalıyor;

" Bana bunları reva görenlere ben hakkımı helal ettim"

Bence bugün bu sineye ihtiyaç var. Kahriye okuyan, kahriye halkaları teşkil eden, kendileri gibi düşünmediklerinden dolayı, evlerini camiler kadar Fibiutullah çerçevesinde kutsallaştıran, oraları ibadet mahalli haline getiren evlere kilise diyen, hristiyan misyonerleri şeklinde bakan insanlar eğer miyoplaşmamışlarsa,başları dönmemişlerse kahriye halkaları yerine hidayet halkaları teşkil etmeli, insanların hidayetine dua etmeliler.

İftirak bugün cok önemli bir faktör, ve bu iftirakın hasıl ettiği taarruz ve tesakkutlarde güçler birbirini tüketiyor. O onla şu bunla çarpışıyor, ve derken siz onu değersiz gösteriyorsunuz, o da sizi. Böylece karşıdan bakıp kıs kıs size gülen insanların nazarında ikinizde değer kaybına uğruyorsunuz. Buna ne olursa olsun meydan vermemek lazım. Dövene elsiz, sövene dilsiz, size beddua ve kahriye okuyanlara ellerinizi açıp dua edeceksiniz.

"Allah kalplerimize istikamet, bize hidayet eylesin, imanı kalplerimizde pekiştirsin.

Müslümanlara düşmanlık gibi firavuine tavır ve düşüncelerden bizleri uzak eylesin" gibi dilek ve temennide bulunmak müslümanca bir tavır olacak.

Aynı kültür ortamının çocukları birbirleri hakkında kıskançlığa girmemeliler, hased etmemeliler, kücük meseleleri bahane edip birbirlerine kafir dememeliler. Ehl-i Sünnet çok yamuk yumuk yaşayan insanlar için bile bu tabirleri kullanmaktan sakınmışlardır. Küfrü ayırmışlar, delalete farklı bir nazarla bakmışlar,değişik kategoriler içinde mütealaa etmişlerdir. Bunlar iman-küfür arasındaki mertebeler değil, iman dairesi içinde küfrün berisinde olan herşeye mümin nazarıyla bakış fakat farklı ketegoriler icinde müteala etmişlerdir. Bunları böyle görerek herşeyi nazar-ı müsamma ile karşılamak, hataları ve kusurlarını şahaplarını eriten atmosfer gibi bağrımızda eritmek suretiyle onlara adeta meytaplı geceler yaşatmak gibi birşeyler yapmalıyız.

Onun berisinde bir ülke, vatan, millet, bayrak birliği var, bunlar bizim içinde çok önemli şeyler bunlar için ölürüz,ama biraz önce bahsettiğim sizin değerlerinize saygıları yoktur ama onlarla da o çerçevede bir kardeşlik tesis edeceksiniz.

Ve yine sizin ülkenizde, coğrafyanızda inandığınız şeylere inanmayan insanlar vardır. Fakat hep öteden beri aynen sizin milletiniz içinde hep diyorlar ya sevinçte bir tasada bir, kederde bir kaderde birdir. Kader üzerinize birşeylerle geldiği zaman ya aynı şeyin acısını çekmişinizdir, veyahut da aynı şeyin lezzetlerini yaşamışınızdır.

Çanakkalede ölen insanların arasında kimler vardı bilemiyoruz. Her türden insan vardı. Alevisi, sunnisi, kürdü, türkü, zazası da vardı, çerkezi de vardı, hepsi vardı. Balkanlardan insanlar vardı, gönüllü gelmiş Araplardan insanlar vardı.

Ülkenin içinde kendisini sizden hisseden insanlar vardır. Bunlarla da farklı bir daire içinde bir birlik tesis etmelisiniz. Bunlardan bazılarıyla hakiki bir birlik olur diğerleriyle mecazi birlik olur. Yani medari münakaşa olabilecek meseleleri medari bahsetmezsiniz. Paylaşabileceğiniz birtakım şeyler vardır.

Bu ülkenin insanlarıyız, bu ülkenin insanının kaderini yaşıyoruz, toprağından besleniyoruz, havasını teneffüs ediyor, suyunu içiyoruz, ve bir hükümet tarafından idare ediliyoruz, bir devletimiz var, bir tek ordumuz var mülahazalarıyla yeni birlik daireleri tesis etmek suretiyle kavganın önünü almak lazım, bir ittifak oluşturmak lazım. Yoksa nerede ihtilaf ve iftirak olursa orada tevfiki ilahi kesilir. Bütün düşünce dünyasını kine, nefrete, tahribe bina etmiş, düşmanlıktan başka birşey düşünmeyen insanlar vardır. Elimizi hoşgörü ve diyalog adına kendilerine uzattığımızda ellerimizin havada kaldığı insanlar oldu ama azdır sayıları fakat tahrip yanlısı olduğundan, bütün işleri tahrip olduğundan bazen sesleri koronun sesinden daha gür cıkar.

Şimdiye kadar sizin ve arkadaşlarınızın onlara karşı tavrı belliydi hep yumuşak davrandınız. Hatta ben onlara karsı yumuşak davranmadan ötürü öylelerine ne diye "bey" diyor, "beylik neresine yakışıyor o küstahın" dediler arkadaşlarımdan burda öyle tenkitler aldım. Siz böyle davrandığınız halde onlar öyle davrandılar. Fakat bana inanın bunların sayısı azdır. Bunlar belki bazı Ehl-i iman gibi görünen insanların içinde de, inanmayan insanların içinde de vardır. Bütün dünyalarını düşmanlığa bina etmişler, unutuldukları zaman, kimse kendilerinden bahsetmediği zaman birini ısırma, saldırma lüzumunu duyarlar, hoşgörü ve diyaloğa ilelebet hayır diyeceklerdir ve bunlarla belki bir ittifak olmayacaktır.

Fakat bana göre günümüzün Mevlevileri; herkese şevkatle kucağını açan insanlar böyle yapanlara karşı bile yine bir kısım faslı müşterikler bularak medari münakaşa meseleleri medari bahsetmemek lazım. Yaptıkları kötülüklere kötülükle mukabelede bulunmamak lazım.

Onlara misliyle mukabele etmek belki herkesin hakkıdır.

"Size nasıl ikafta bulundularsa sizde onlara aynı ikafta bulunabilirsiniz, ama ben size daha hayırlı bir yol göstereyim,eğer sabredersiniz( dişinizi sıkarsanız, kobraların ısırması karşısında dahi dişinizi sıkarsanız) bu sizin için daha hayırlıdır".

Efendimiz (SAV) hiç kimse için kahriye halkası teşkil etmemiştir. O'nun en ağır bedduası;

" Allah'ım Ebu Cehil i sana havale ediyorum, Utbeyi, İbni Ebu Muayidi Sana havale ediyorum"

İsterseniz şunu da diyebilirsiniz:

Size saldırıyorlar, saldıracaklar, ısıracaklar sizi, önceki ısırmaları sonraki ısırmalarına da delalet ediyor. Siz dersiniz ki;"Allah'ım bizi ısırtma, bunlara o fırsatı verme, kendi aralarında birliklerini boz, kendilerine düşür" belki bu en ağır bir bedduadır, bir insan derse bunu demeli yoksa hele müminler için, Allaha iman eden insanlar için Allah Resulu hiç kahriye halkası teşkil etmemiş, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer kahriye halkası teşkil etmemiştir. Hatta savaştığı İranlılara, romalılara karşı bile. Ordular göndermiş,"toplanalım, dua edelim yuvaları başlarına yıkılsın, evlerine feryat düşsün, çocukları yetim kalsın, kadınları dul kalsın, erkekler perişan olsun, evleri yansın gibi bir kelime dahi yok böyle. Eğer bu böyle, Şahı Geylani kahriye halkası teşkil etmemişse, Muhammed Bahauddin Nakşibendi teşkil etmemişse, Hasan Şazeli kahır halkası teşkil etmemişse şimdi bana şöyle demek düşer mi düşmez mi insafınıza bırakıyorum: "Fe eynetel hebun" o zaman bu zatlar burada duruyorlar, genel telakkileri bellidir, siz nereye gidiyorsunuz? Demek ki iftirak ve ihtilaf öyle bir veba tabun ki insanlar vebadan ölseler bu kadar kötü olmaz bir millet için. Müslümanlar Anvasta belki kırkbin insanı vebadan kaybettiler,fakat derlenip toparlandılar cünkü kalpleri bir ve bütündü Allah'ın izniyle, o peşpeşe gelen zafer halkalarını devam ettirdiler.

Ama bu öyle bir veba ki kendi içinde müslümanı felç ediyor, ısırılıyorsunuz haliyle ilkilmemeniz mümkün değil, bu defa enerjiniz dağılıyor. Mesela zeytin dalı uzattık, gül uzattık olmaz dediler, sizin davanızın naşidiyiz, onada yok dediler oturup en azından düşünüyorsun şimdi ne yapalım bunlara karşı? kötülük yok biz bedduaya amin demedik, tel'in ve bedduada da bulunmadık, o vadide bizler yokuz, ama müsbet olarak şimdi ne yapalım yani?Bunlara hiçbirşey kar etmiyor, enerjilerini başkalarına düşmanlıkla bitiriyorlar, sizde hergün yediğiniz zılgıtla sarsılıyorsunuz, rükuya gider gibi oluyorsunuz, kalkıp doğruluyorsunuz, şimdi ne yapalım? diyorsunuz.

İşin doğrusu 60'lı yıllardan buyana bazıları tarafından bu türlü hücumlara maruz kaldık,hem ehl-i delalet hücum etti, çekmediğim eza, görmediğim cefa kalmadı. Fakat şimdilerde de eza ve cefa nedir onu hiç görmemiş, hiç çile çekmemiş, dini adına hiçbir sıkıntıya maruz kalmamış bazı kimselerin ehl-i delalet firakı yanında tecavüz ve taarruzları karşısında insan Hz. Ebubekir gibi;

"Allah'ım ne kadar halim selimsin Sen" demeden kendini alamıyor,"Allah'ım bizide bağışla, onlarıda bağışla, kimseyi kahretme, kimseyi cehenneme koyma, Senin rahmetin çok geniştir, istersen herkese hidayet edersin, Ya Rabbi".

Size kasemle teminat veririm, kafirlerle beraber olup aleyhimize komplolar çevirene bile beddua etmedim, yaptığı şeylerden dolayı Gayretullah çarpacak diye düşman gibi, Ebu Cehil in Efendimiz'e yapmadığını bana yaptığı halde şu odanın içinde bu haliyle böyle devrilir giderse Ya Rabbi cehennem deyince tüylerim diken diken oldu. Hayır Ya Rabbi dedim katiyyen buna razı olamam.

Genel halimiz budur, eğer yolumuz yöntemimiz buysa dua dua yalvarın ama katiyyen tel'ine, bedduaya amin demeyin.

Son Güncelleme ( 17.01.2008 )
 
< Önceki
Fethullah Gülen Web Siteleri