| Gülen İle E. Zola'nın Buluştuğu Nokta |
|
|
| Abdülkadir Süphandağı, fgulen.com | |
| 29.04.2006 | |
|
Günümüzde yaşanan olaylar bir kere daha tarihin birbirine alabildiğine büyük bir benzerlikler içerisinde tekerrür ettiğini gösteriyor. Allah'ın olay ve hadiseleri okuma kabiliyeti verdiği büyük insanlar da bundan hareketle geçmişte ve günümüzde yaşanan olayları yorumlayarak gündemle ilgili fikir beyan etme ihtiyacı hissediyorlar. Fikir beyan ediyorlar ki, dün yaşanan ve bugün millet olarak "çağdaş medeniyetler seviyesine" yükselmemize engel olan bazı uygulamalar, yarın gelecek genç nesillerimizin başına bela olmasın. Çoklarının dikkatini çekmeyen, belki pek çoklarına da ağır hacaletler yaşatan, belki vicdan azabı yaşatan bir yazıdan bahsetmek istiyorum. Zaman Gazetesi'nin 27-28 Nisan günlerinde peş peşe yayınlanan Yorum sayfasında yer alan "Bir yargı skandalının öyküsü Dreyfus Olayı" isimli yazıdan. Yazıyı kaleme alan Doç. Dr. Zühtü Arslan belki de bütün çağların en acımasız, en utanılacak hastalığına dikkat çekmiş. Riyakarlığa, ikiyüzlülüğe, hak ve hakikat düşmanlığına, başkalarının emeği, gözyaşı üzerine kurulan ve insafsızların insafına teslim edilen bozuk sistemlere dikkat çekmiş. Okuyunca insan beyninden vurulmuşa dönüyor. Ve bir ülke bir başka ülkeye, bir olay bir başka olaya bu kadar mı benzer diye düşünmeden edemiyor. Anayasa Hukukçusu Sayın Doç. Dr. Zühtü Arslan'ın yazısının sonunda yaklaşık tam bir asır sonra olayın sonucu ortaya çıkmış ve "Dreyfus"un suçsuzluğu anlaşılmıştır. Ülkemizde demokrasinin gelişmesi, hiç kimsenin işlemediği suçtan ötürü yüzyıllar boyu mahkum olması, yada E. Zola'nın ülkesinden çıkışı gibi hakikati savunan insanlar yerlerinden yurtlarından ayrılmak zorunda bırakılmayacağını umuyor ve adaletin yerini bulması için yüz yıl beklemek zorunda kalmayacağımızı temenni ediyoruz. Bu olayda dikkat çekmek istediğimiz bir başka yön var. Dreyfus olayı, sadece bir askeri görevlinin haksız yere suçlanması ve ordudan atılmasından ibaret değil. Dreyfus olayı, ülkedeki iktidar ilişkilerinin ortaya konulduğu adeta bir olaylar ve perde gerisindeki güçlerin kavgaları, kaprisleri, ihanetlerinin tam yüz yıl süren bir toplumsal bir traji komik tiyatrosu gibidir. Bu utanılacak tiyatroda rol alan mağdur, mahkum ve sürgünleri nasıl tarih bu gün hayırla yad ediyorsa, yarın bu ülke adına Dreyfus olmayı, E. Zola olmayı göze alanları da hayırla yad edeceğinden asla şüphemiz yoktur. E. Zola'nın yüz yıl önceki Fransa'nın durumunu ortaya koyan manifestosu gibi bu günlerde de Hocaefendi'nin açıklamaları gündeme bomba gibi düştü. Şimdi önce yüzyıl önce Fransa hakkında E. Zolanın söylediklerine bir göz atalım, ardından Hocaefendi'nin ifadeleriyle karşılaştıralım. "Bir savaş konseyinin yaptığını, öbür savaş konseyinin bozabileceği nasıl umulabilmişti? Yargıçların her zaman yapabilecekleri seçmenin sözünü bile etmiyorum. Askerlerin kanına işlemiş olan yüksek disiplin düşüncesi, onların adalet gücünü zayıflatmaya yetmez mi? Disiplin demek, itaat demektir. Savaş bakanı, büyük şef, bir olay konusunda verilmiş mahkeme kararının önemini ve gücünü kamu önünde belirtirken, bir savaş konseyinin onu kesinlikle yalanlamasını mı bekliyorsunuz? Hiyerarşi bakımından olanaksızdır bu. General Billot, yaptığı açıklama ile yargıçlara telkinde bulunmuştur. Onlar da ateşe atılırcasına, düşünmeden karar vermişlerdir." Bu sözlerinden dolayı mahkeme önüne çıkan E. Zola, tarihi bir savunma yapmıştır. "Artık Dreyfus davası yok. Bundan böyle, Fransa'nın hâlâ insan hakları Fransa'sı olup olmadığını bilmemiz söz konusudur." diye konuşan E. Zola, savunmasını şöyle tamamlamıştır: "Ülkemin yalan ve adaletsizlik içinde kalmasını istemedim. Burada bana ceza verilebilir. Ama bir gün, şerefinin kurtulmasına yardım ettiğim için Fransa bana teşekkür edecektir." (E. Zola, Dreyfus Olayı, Türkçesi: M.Tuncer, Yalçın Yayınları, 1998s. 84, 98, 100) "Aşağılık basının azgınlığını gördük... Ne yazık ki, bu eskimiş kalem tartışmacılarının, bunak kışkırtıcıların, yurtsever geçinen dar kafalıların beyinleri, suçların en kirlisini işlemiş, kamu vicdanını karartıp, tüm bir halkı şaşırtmaya çalışmıştır. Yalan, lekeleme, gammazlık doğal olgular haline getirilmiştir. Tüm bunlar çağımızın yüz karası olarak kalacaktır... En sonunda, yüksek basının, ciddi ve onurlu diye adlandırılan basının, tüm bunlara kaygısızca yardımcı olduğunu gördük. Zehirli ırmak yanlarından aktığı halde kıllarını bile kıpırdatmadılar. Kuşkusuz tarafsızlıktı bu. Ama ne anlamı vardı? Bir tek yüksek ve soylu ses, bu namuslu basında bir tek ses çıkıp da insanlığın, hakarete uğrayan adaletin yanını tutmamıştır!" (a.g.e., s. 43-44) Hocaefendi ise gündeme bomba gibi düşen şu ifadeleri kullanıyor: "Kendi değerlerine, diline, târihine, kültür ve medeniyetine sahip çıkan, özünü yitirmeden ve yabancılaşmadan muâsırlaşmak isteyen ve dinine bağlılığını ifade eden insanlara "mürtecî", "fundamentalist" damgası vurulmaktadır…" "Dahası, bunca fezayi ve fecâyii mazur göstermek için sürekli paranoyalar icad etmekte; "yeşil sermaye" deyip birine saldırmakta; "gerici yapılanma" bahanesiyle diğerini ortadan kaldırmakta; "irticâ" çığırtkanlığıyla tiranlar döneminde bile eşine rastlanmayan kanunlar çıkarmaktadırlar. Kanunlara göre hareket edeceklerine, heva ve heves edalı hareketlerine göre kanunlar hazırlamakta ve bütün bunları yaparken irticâ maskesinin ardına saklanmaktadırlar. Bu itibarla, şüphe götürmeyen bir gerçek vardır ki; irticâ küfrün takıyyesidir; gericilik yaygaraları dinsizliğin ve ilhadın maskesidir… " "Bu asılsız düşünceler sürekli empoze edildiğinden ve bazı medya organları adeta mürtecî avcılığı yaptığından dolayı, bir kesim "irticâ var" dediği zaman, bu iddia hemen başkalarını da harekete geçiriyor." Türkiye muasır medeniyetler zaviyesine çıkmak istiyor. Ama ne yazık ki bu hak ve hakikat düşmanlarının işine gelmiyor. E. Zolanın yaptığı savunmasına geri dönüyoruz: E. Zola "Bir tek yüksek ve soylu ses, bu namuslu basında bir tek ses çıkıp da insanlığın, hakarete uğrayan adaletin yanını tutmamıştır" ifadelerini kullanırken Hocaefendi Bir tek soylu ve yüksek ses olarak adaletin yanında yer almıştır. Yine E. Zola "Burada bana ceza verilebilir. Ama bir gün, şerefinin kurtulmasına yardım ettiğim için Fransa bana teşekkür edecektir" ifadelerini kullanırken biz bütün Türkiye adına hocamıza yüzyılı beklemeden şimdiden teşekkür ediyoruz. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|








